Seramentler 1.Sezon 5.Bölüm

Kelime Sayısı:1104

5 Bölüm

 

Kızıl Kan VS Xed

 

Kızıl Kan uzun zamandır uyutulduğundan dolayı güçleri yeni yeni yerine geliyor. Uzun zamandır güç birikmesi olmuştu.  HH-35 onun yüzüne yumruğunu indirdi. Kendisinden daha iri ve kaslı Kızıl Kan yumrukları zarar veremiyordu. Onu sersemletmişti fakat durduramamıştı. Son yumruğu attığında Kızıl Kan onun yumruğunu yüzüne gelmeden önce yakaladı. Ağzını açtı ve uzun dişlerini gösterip ‘’Reyt!’’ diye bağırdı. Ağzından çıkan tükürükler HH-35 yüzüne dağılmıştı.  Simsiyah bedeninde gözlerinin etrafından burnuna ve oradan çenesinden biten yüzünde kızıllık vardı. Yumruğunu yerine doğru ittirdi. HH-35 geriye doğru düşmek üzereyken durdurmuştu kendini. Kızıl Kan onun dengesini kaybettiğini fark edip tekmesi ile onu birkaç metre geriye attı. HH-35 olduğu yerden kalktı kolundan çıkan makineli ile ona ateş etti. Zırh delici mermiler Kızıl Kan’ın bedenine isabet edip sekiyordu çizik bile atamamıştı. Kızıl Kan masalardan bir tanesini olduğu yerden söküp HH-35 üzerine fırlattı üzerine gelen masayı yere vurdurarak kurtuldu. Başını kaldırmaya fırsat bulamadan Kızıl Kan yumruğu yapıştırdığında onu duvara mıhladı. Duvar içine geçti, HH-35 sıkıştığı yerden kurtulmaya çalışırken Kızıl Kan boynundan yakaladı ve yere çaldı. HH-35 ayağa kalkmasına izin vermeden sırtına ayağını bastı.  Başını yukarıya kaldırıp ellerini geriye doğru açtı.  ‘’Yehyehyeh’’ diye güldü ve kafasını yerde ezdi.  Kızıl Kan odadan dışarıya çıktığında askerler durmuşlar nişan pozisyonu almışlardı. Kızıl Kan kafa kesme işareti yaptı.

 

 

Laboratuvar evine 15 dakikalık uzaklıkta idi. Eski Sovyetler döneminden kalma apartmanda Canan ile birlikte oturuyordu. Arabası normalden daha hızlı kullanarak kırmızı ışık kuralına uymadan evine ulaştı arabasını park etti. Koşarak arabadan ayrıldı ve zile bastı. Canan kim olduğunu sorduğunda Tarık aceleyle ismini söylemişti. Kapı açılır açılmaz içeriye girdi, asansöre bindi ve altıncı katın düğmesine bastı. O sırada ellerini asansöre vuruyor acele ile dışarıya çıkmak bir an önce Canan’a ulaşmak istiyordu. Bugün evde olduğu için çok şanslıydı. İyi ki bugün orada yoktu. Onun ölmesini kaldırabilecek durumda değildi. Asansör durduğunda kapıyı açtı, evinin önüne geldi kapıya ardı ardına Canan açana kadar vurdu. Canan bir süre sonra kapıyı açtığında ‘’Ne oldu? Anahtarın vardı’’ dedi. Tarık elini cebine attı. Anahtarı cebindeydi fakat telaşla farkında olmamıştı. Tarık onu geçip odanın ortasına geldi masanın üzerinde Seramentlerle ilgili defterleri aldı.  Tarık ‘’Çıkmamız gerek’’ dediğinde açık kapıdan içeriye bir kadın giriş yaptı. Tarık ve Canan kadına bakmışlardı. Deri pantolon ve deri ceket giyen kadın siyahlara bürünmüştü. ‘’Adım Savaşçı Xed karşıki odada kalıyordum laboratuvarda olanları duydum sizi araştırmalarınızı tamamlamak için Moskova’ya kadar eşlik edeceğim.’’ Dedi. Tarık

 

‘’Türkiye’ye gitmeliyiz’’ dedi. Xed ‘’Hayır önce Moskova’ya gitmeliyiz’’ dedi. Tarık ‘’Hayır Türkiye’ye gitmeliyiz.’’ Dedi. Xed ‘’Sebebini öğrenebilir miyim?’’ diye sordu. Tarık ‘’Sebebini açıklayamam’’ dedi. Xed ‘’Size Moskova’ya eşlik edemem Türkiye’ye de gitmenize izin veremem. ‘’ dedi. Tarık ve Canan’ın yapacağını bir şey yoktu. Xed söylediğini kabul ettiler. Xed önden çıkarak Tarık ve Canan onu takip etmesini bekledi. Canan ‘’Ne yapacağız?’’ diye sordu. Tarık ‘’Moskova’ya gitmekten başka çaremiz yok’’ dedi. Konuşmaları Türkçe idi fakat Xed oldukça iyi Türkçe biliyordu yine de onlarla hep Rusça konuşuyordu. Türkçe bildiğini belli etmek istemiyordu. Canan ve Tarık’ın başka seçeneği olmadıklarını iyi biliyorlardı, onun sözünü dinlemezlerse öldürülebilirlerdi bile. Xed ve onlar birlikte dışarıya çıktılar. Şehirde savaş alarmı çalmaya başladığında birbirlerine baktılar. Tarık ‘’Bu kadar çabuk olacağını bilmiyordum. Canan ‘’Birisi bana neler olduğunu anlatabilir mi?’’ diye sordu. Xed arabasına doğru ilerlerken Tarık ve Canan onu takip ediyordu. Kapısını açtı ve içeriye oturdular. Xed arabayı kullanmaya başladığında Tarık’taki telaş halen gitmemişti. Tarık

 

‘’Canan bir kaza yaşandı ve Kızıl Kan serbest kaldı.’’ Dedi. Canan konuşmak istedi fakat Tarık onun yüzüne baktı. Bir şey söylemedi. Xed yanında soru sormak iyi değildi. İkisi de arka koltuğa oturmuşlardı. Birbirlerinin ellerini tutarak yüzlerini ve omuzlarını birbirlerine dönerek bakıyorlardı. Canan ‘’Ne olacak şimdi?’’ diye sordu. Tarık ‘’Acilen Moskova’ya gidiyoruz orada neler yapacağımıza karar vereceğiz’’ dedi. Tarık aslında ilk Türkiye’ye oradan da başka bir yere gitmeyi düşünüyordu. Ruslar onun peşini bırakmayacaklar Kızıl Kan tekrar yakalanmaya uğraşılıp deneyler yeniden başlatılacaktı. Arabayla giderken her şeyi geride bıraktıklarını düşünmeye başlamışlardı. Geçtikleri otobüsün üzerine sıçrayan Kızıl Kan’ın bağırış sesini duyana kadar. Oradan çıkmayı başarmıştı. Xed ‘’Ön tarafa gel Tarık arabayı kullan’’ dedi. Direksiyonun yanında ki radyo konsolunda ayarları açtı. Arabayı otomatik sürücüye aldı ve türünü agresif sürücü moduna getirdi. ‘’Araba otomatik kullanılacak ama başında olman daha iyi olur.’’ Dedi. Tarık ‘’Sen ne yapacaksın?’’ diye sordu. Xed ‘’Ben onu yavaşlatacağım.’’ Dedi. Arabanın camını açtı ve kendisini arabanın üzerine çıkardı. Tarık ön koltuğa geçti. Xed tavana çıktığında belinde ki tabancayı çekti. Kızıl Kan ve Xed göz göze geldi. Xed ikinci tabancasını çekmişti. İki elinde Formula A mermili tabancası vardı. Bu mermiler Kızıl Kan’ı öldürmeye yetecek güçlü değillerdi. Ruslar işini yarım asırdır işini çok iyi yapmasına rağmen henüz Kızıl Kan’ın sahip olduğu teknoloji halen sahip değillerdi.

 

Bazen Osmanlı’nın durdurulmasına seviniyorlardı. Kızıl Kan ‘’Reyt!’’ diye bağırdığında Xed silahlarını onun kafasına doğrulttu ve ateş etmeye başladı. Formula A mermileri onun hızını yavaşlatmak ve içinde Serament kan basıcını azaltıp durdurmakktı. Kızıl Kan ancak bu yöntemle tekrar uyutulabilirdi. Formula A mermileri kendisini yenileyebiliyordu. Xed onu yavaşlatıp yavaşlatamayacağını merak ediyordu. Mermiler çok hızlı gitmeye başladı ve onun başına çarpmaya başlamıştı. Beyaz dumanlar çıkıyordu. Kafası bir saniye olmadan görünmez olmuştu dumanlar yüzünden. Xed baştan nişan alıp hiç kaydırmadığı için mermilerini hep aynı noktaya gönderdi. İki silahında toplamda 16 mermiyi üç saniyeden biraz uzun sürede boşaltmıştı. Silahının dolup pimini kaldırdı. Yerinden zıplayıp otobüse yöneldi. Havaya kalkınca dizlerini karnına çekti, elleri ile ayaklarını kaplayıp havada döner top haline gelmişti. Kızıl Kan kafasında ki dumanı ötelemeye çalışırken Xed hiç ona bu kadar yakın olmamıştı. Ona yaklaşmak ölüme yaklaşmak gibiydi. Kızıl Kan daha önce görülmemiş yakın dövüş yeteneklerine sahipti. Yakın dövüşte HH-35 onu durduramamıştı. HH serisinden gelen başka yarı robotlar onu durdurabilecek güçte olmasını umut ediyordu.

 

Onun arkasına geçtiğinde silahları henüz dolmamıştı, kafasında duman gidince daha da sinirlenmişti, arkasına geçtiğini anlamıştı ve arkaya dönmeden önce trafiğin içinde giden arabaya son bir kez baktı. Xed tabancalarını dolduğunda bu sefer mermilerini sekizini bir ayağına sekizini diğer ayağına sıktı. Kızıl Kan arkasına döndü ve ayaklarını baktı. Simsiyah bedeni kafası ve mermi yiyen ayaklarını kırmızıya dönmüştü. Kan basıncı azalmıştı. Mermiler onu durduramasa da garip bir şeyler olduğunu hissetmişti. Mermilerinin hepsini sektirdiğinden emindi yine de tuhaf şeyler hissediyordu. Xed geriye çekildi, Kızıl Kan ona doğru hareket etmek için ilk adımını attı, yavaşlamıştı ve bacaklarında sızı vardı. Formula A mermilerinin deriye isabet etmesi gerekmezdi zaten Kızıl Kan tek katmanlı sertleştirilmiş eğimli Serament zırhı işleyebilecek mermi varsa da Ruslar bilmiyordu. İkinci adımını attığında yumruğunu savurdu, Xed onun yumruğunu yememek için bedenini eğip yumruğunun üzerinden geçmesini sağlamıştı. Yumruğun rüzgarını bile hissetmişti Xed. İkinci hamleyi yaptığında Xed zıplayarak bu sefer yumruğunun üzerinden geçti Kızıl Kan onun bu saldırı atlatacağını biliyordu, diğer eli ile onu havada yakaladı. Onu otobüsün üzerine vurdu. Xed otobüsün tavanını delip içine düştü. Hemencecik ayağa kalktı. Bu tarz saldırılardan kolay etkilenen kadın değildi. Ona gününü göstermeliydi. Tabancılarının dolum sesi gelmişti. Kafasını yukarıya kaldırarak ‘’Şimdi sıra bende’’ dedi.

Seramentler Hikayesi kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane III 6.Bölüm

Kelime Sayısı:1649

6 Bölüm

İçerde ki Savaş

Devlerin Savaşı Karanlığın Ordusu İçerde ki Ölüm kokan Dakikalar

İhtiyar elin çubuk almıştı. Çocuklar ona yer açmış etrafında toparlanmıştı, toprağın üzerinde eline aldığı çubuk ile yuvarlak çizdi. ‘’Dışarısının savaşı bittiğinde onlar kendi kaderlerini çizmek için içeride hapsolmuşlardır. Aynen bir kale düşünün çocuklar bazı kaleler vardır düşmanı içeriye sokamam için yapılır bazıları vardır içerde ki düşmanın dışarıya çıkmaması için yapılır. Bazıları da vardır hem içerde ki düşmanın dışarıya hem de dışarda ki düşmanın içeriye girmesini engeller. Irdenser’ın o gün orada yaptığı kale bur türdeydi.  Size içerdeki savaşın en başından anlatacağım henüz dışarıda ki savaşın bitmeden önceki hali’’ dedi.

Yaşayan Efsane Kadran VS Kral Cheny

En nihayetinde Cheny karşısına çıkmaya başarmıştı.  Kadım lordları ve Savaş lordları karşısına çıkmıştı. Etrafı sarılmıştı karşısında Cheny vardı. Dövüşe başlamadan önce hazırlanması gerekiyordu.  Hançerini ağzına koydu, kolunu hançere dayadı ve deldi, deldikten sonra bıçağı ağzından alıp yerine koydu. Belinde ki kuşağı çıkartıp boynunu ağzını ve burnunu sardı, başlığını indirip yüzünü kapattı, bedeninden kara dumanlar çıkmaya başlamış gözleri maviye dönmüş yüz hatları görünmez olmuştu. Her tarafını kapatmadan önce yeterince içinde nefes tuttuğuna emin olmuştu. İlerledi Cheny onun etrafını saranların gerilemesini işaret etmişti. Gördüğü kadarı ile hazırlıklı gelmişti, karşısına onun gibi hazırlanan birçok kişi çıkmıştı oturduğu tahta geçmeden önce babasını boğarak öldürmüştü.  Cheny’nin sars gücü oksijendi havanın içinde ki oksijen miktarını kontrol etmesi dışında insanların bedeninden bulunan oksijeni alıp onların boğulmasını sağlıyordu. Savaş lordları ve kadim lordları geri çekildiler Cheny kendisine oksijen sahası yapıp Kadran’a gönderdi.

Kendisine doğru gelen oksijen sahasına karşın saldırı yapmadı zira Cheny’in gizli atak yaptığının çok önceleri farkına varmıştı. Hava sahasının içindeydi ve üzerine gelen oksijen saldırısı ortamda birincisinin içinde olan ikinci hava saldırısının içinde. Gücünü doğru yere ve saldırılara harcamalıydı. İki katmanlı hava akımının içine girmişti, nefesi ne kadar tutabileceğini bilmiyordu fakat koluna açtığı delik ile oksijen kaybetmeye başlamıştı. Sırtında ki mavi kılıcını geçti, kılıçtan mavi dumanlar yükselmeye başladığında Kral Cheny ileriye atılmıştı. Kadran yana çekildi ve Kralın yanından geçip gitmesine izin vermişti. Kral kendisini güçlükle durdurabilmişti, hızlı değildi yavaşta sayılmazdı. Kadran arkasına döndü, Kral ellerini havaya kaldırarak açmıştı, birinci hava katmanından hava bombaları düşmeye başlamıştı.  İkinci bulunduğu katman onun hızlı hareket etmesini engelliyordu fakat üzerine düşmeye çalışan bombalardan daha hızlıydı. Sağlı sollu kaçışlarla geriye doğru arkasına bakmadan kaçıyordu. Arkadan Savaş lordları saldırıya geçmişti, arkasına bakmadan giderken kılıcı ile bir anda arkasına dönüp savurdu ve üç savaş lordları başlarını gövdesinden ayırdı.  Kral onun üzerine doğru hızlıca atağa kalktı, Kadran olduğu yerden ayrıldı.

İkisi birbirine yakınlaştığında Kadran sol tarafına doğru yatarak kılıcı sağ tarafa götürerek Kralın dizini kopardı. Kral bağırarak birkaç adım atabildi ve diğer sağlam dizinin üzerine düştü. Kadran arkasını döndüğünde Kralı arkasına geldi. Mavi kılıcını yere sapladı ve Kralın saçını tutup kılıcın önüne getirdi. ‘’Acıyorum sana zavallı büyük adam olacaktın benim karşıma çıkmasaydın. ‘’ dedi. Mavi kılıç kralın kafasını kesti ve eli ile kafayı bırakıp kafanın yere düşüp ayağına doğru yuvarlandığını gördü. Elini yumruk yapıp arkaya doğru vurdu. Kadran’ın karanlık gücü havayı çatlatarak ikinci katmanı parçaladı ardından birinci katman parçalandı.

Ölümsüz Efsane Mordekei VS General Hiliam Yüce Savaşçı Elrer Yüce Savaşçı Defand Yüce Savaşçı Gawun  Yüce Savaşçı Bern

Kadran savaşı devam ederken Rhidger ve Robern henüz kılıç tokuşturmaları sona ermeden dışarıda savaş devam ediyordu bağırışımalar içeriye kadar gelmişti. Hexan ve Mordekei birbirine bakmıştı. Hexan ‘’Kıyım başladı sanırım’’  dedi. Mordekei ‘’Bizden önce başlamalarından hoşlanmadım ben ilerliyorum’’ dedi ve ileriye atıldı. Etrafı kısa sürede bir general ve dört savaş lordu tarafından sarılmıştı. Hexan ile bağlantısı kopmuştu zira onunda etrafı sarılırken Kadran etrafı sarılmasına rağmen Kral ile dövüşmeye başlamıştı.  Daha fazla dövüşmeden ilerleyemeyeceğini biliyordu.  Ellerini şaklattı arkasında kara dumanların içinden siyahlar içinde bürünmüş genç kadın çıkarak Mordekei’in yeşil pelerini çıkardı ve yanağından öptü. Kadın pelerini aldıktan sonra kara dumanın içine girer girmez onunla birlikte kayboldu.  Mordekei kısa kılıçlarını çıkardı ve karşısına dikilmiş Hiliam’a doğru hareket etti.

Hızlıca ilerlerken Elrer ve Defand iki taraftan saldırıya geçti. Göz ucu ile üzerine gelenlere baktı.  Onlar saldırıya geçerken durdu ve geriye doğru gidip yüzünü geride duran Gawun ve Bern’e dikti. Hızlıca ilerleyip Gawun’a doğru saldırıya geçti. Kısa kılıcını ona doğru indirdiğinde Gawun kendisini savunmaya almıştı. Kendi kalkanını oluşturup hem kendisini hem de Mordekei’i etki alanına almıştı. Gözüne çarpan aydınlık güçten son derece rahatsız olmuştu.  Saldırı bitirip Mordekei karanlık gücünü açtı, karanlığın gücü aydınlığın gücünü bastırıp Gawun’un savunmasını yok etmişti. Bern saldırıya geçtiğini görebiliyordu arkasında Elrer ve Defand ve ona doğru geliyordu Hiliam sadece izlemekte kalmıştı. Mordekei onun yanından dolaşıp kendini saldırı alanının dışına atıp gelen Bern’in etrafında dönüp kendini korumaya almıştı. Gawun o çekildiğini görmüştü fakat dizlerinin üzerine düşmüş boğazını tutuyordu nefes almaya çalışıyordu. Etrafında ki karanlık güç yok olmuştu fakat bedeninde ki bütün aydınlık güç emildiği gibi enerjisi tükenmişti. Dizlerini ve ellerini yere verdi ve yere sırtının üzerine devrildi bedeni siyahlaştı ve çürümeye başladı. Bern o an durmuştu. Elrer böyle bir sahneye alışıktı daha önce görmüştü. O yüzden saldırısını devam ettirmek istedi ve Mordekei üzerine yürüdü.

Gawun Bern ve Defand’ın bakışları arasında bedeni çürümüş ve siyahlaşmış kemik olarak kalmıştı. Mordekei’nin karanlık gücü Gawun aydınlık gücünü tamamiyle emip onun içine kötülüğü aşılamıştı. Karanlık seviyesi son seviyeye ulaşmış efsanelerden bir tanesiydi ve karşısında ki Gawun ile bariz seviye farkı olmasından dolayı Gawun’in içinde ki gücü çok rahatça bitirmişti.  Hiliam ‘’Saldırmaya devam edin kimse Mordekei’in kolay indirileceğini düşünmesin iki sars gücü var ayrıca karanlık seviyesi sonda daha gücünü bile açmadı’’ dedi. Bern ve Defand oldukları yerde kalmışlardı Hiliam’ın son söylediklerini kulaklarında yankılandı ‘’Daha gücünü bile açmadı’’ dediğini iyice kafalarına yer etmişti.  Elrer yeniden saldırıya geçti, Mordekei onu kılıçları ile durdurmuştu. Elrer aydınlık gücünü kollarına yaymıştı. Üzerine irade gücünü ekleyip Mordekei’nin karanlık gücüne denk olmayı planlıyordu. İlk çarpışmadan sonra yerden toz bulutu kalktı askerlerin birçoğu yere düşmüştü. Elrer Hiliam’ın sabitleme gücü ile ayakta durabilmişti. Yerden hızlıca Bern ve Defand kalmıştı. Onlarda saldırıya geçtiğinde Mordekei bakışlarını Bern’e doğrultmuştu. Bern korkuyla yavaşladı ve olduğu yerde kaldı. Mordekei onu etki alanına almıştı Defand ilerledi ve kılıcını onun bağırsaklarını dışarıya dökmek için savurdu fakat bu saldırı Mordekei durdurmuştu. İki kılıcın çarpışması beyaz ve siyah çarpışma sonucu ağıt ile mutluluğun vuruşmasına dönüşmüştü.

Mordekei olduğu yerde kalmıştı bu kısa sürecekti. Elrer ona denk olmayı planlasa da sürekli artan karanlık güç onun güçlerini bastırıyordu. Defand’ın kılıcı sallanmaya ve gözle görülmese de hissedilir derecede aşınmaya başlamıştı. Hiliam boştu ve bu fırsatı kesinlikle kaçırmaya niyeti yoktu. Hexan, Matilyano ve Nelsan kendilerini savaşın içinde bulduklarından ona yardım edemezdi. Kadran kral ile mücadelesine devam ediyordu. Rhidger rakipleri tarih boyunca olduğu gibi yine güçlüydü. Irdenser kendisini korumaya almış sürekli içeride değişik portallar açarak orduyu attığı oklarla askerleri katliama sürülüyordu. Surlarda olan Ölüm akıncıları içeriye top ateşine başlamıştı. Savaşın bir düğüm noktası gerekliydi her şeyi çözüp atacak bir kurtarış. Kötüler uzun süre onlara karşı direnemeyeceğini biliyorlardı. Dışarda ki ölüm sesleri onların daha istekli şekilde savaşmasına yol açmıştı fakat Reilwelder tek başına neredeyse Snisper krallığının bütün savaş konseyini idare ediyordu.

Hiliam atağını onun arkasından yapmaya karar verdi. Mordekei üç kişi ile uğraşırken dördüncüsüne vakit ayırsa bile General’ın arkadan yapacağı saldırıdan ne kadar korunup korunamayacağını Hiliam görmek istiyordu. Efsaneler tarih boyunca krallıkların savaş konseylerine büyük zorluklar çıkartmıştı. Hızlıca ilerledi ve tek bir koluna aydınlık gücü yükleyerek kolunu beyazlara gömdü Mordekei’in tam sırtının ortasına isabet aldı. Yumruk sırtını deldi karanlık bedenin içine girdi ve diğer taraftan çıktı. Mordekei sırtından girip göğsünden çıkan beyaz yumruğa baktı. Dişlerini gösterdiğinde ağzından siyahlaşmış kanı aktı. Hiliam diğer elinde aydınlık gücünü büyütmeye başladı. Mordekei parmaklarını oynattı ve kendi etrafında karanlık rüzgarlar oluşmaya başladı, dışarıya zararı koydu. Hiliam’in aydınlık gücü insan boyuna ulaştığında Mordekei karanlık rüzgarları etrafı kaplamıştı. Hiliam ve Mordekei aynı anda güçlerini kullandılar. Savaş alanında büyük patlama olmuştu. Herkes korunmak için başka yerlere kaçtı birçok insan havada uçuştu.  Kötülerin tamamı ayaktayken iyilerin bir kısmı bu saldırıda ayakta kalmayı başarmıştı. Mordekei başını kaldırdığında Kadran’ın bir elinde kralın kafası alıp savaştan geri çekildiğini gördü, gülümsedi. Irdenser gelen kafayı gölünce ‘’İşte Borla bunu görseydi seninle gurur duyardı sonunda kral katili oldun. Bütün krallığa öldürüp dünyaya tek kötü imparatorun yönetmesini sağlayın Borlanın en büyük amacı buydu. ‘’ dedi.

Mordekei kötülerin içinde yere yığılmış tek kişiydi kötüler onun ayakta kalacağını düşünmüştü fakat o yerde idi. Savaştıklarını kişilerde onunla birlikte yerdeydi. Ayağa kalktı, göğsüne açılan delip kapanmaya başlamıştı, kirlenmiş üzerini silkeledi. General Hiliam ondan sonra ayağa kalktı. Ardından Elrer ve Defand ayağa kalktı. Elrer önünde yerde yatan Bern’e baktı. Yanına gidip yüz üstü yerde yatan Bern’i çevirdiğinde göğsü delik deşik olmuştu. Defand sinirlendi ve saldırıya geçti Elrer ona durmasını söylemesini göz ardı etmişti. Mordekei ellerini açtı ona gelmesini işaret etti. O gelmeden kılıçlarını daha sıkı tutup harekete geçti, ondan çok daha hızlı idi yakın temasa girince biraz eğilim sağ elinde ki kılıcı onun kasıklarından daldırıp başına kadar bedenini ikiye yardı. Ve arkasına geçip sol elini kafasını ikiye yarıp sağ eli ile daha önceden ikiye ayrılmış boynunu keserek ikiye ayrılmış iki kafa parçasının farklı yönlere gitmesine sebep olmuştu. İkiye ayrılmış beden geriye doğru düştü. Mordekei kafasını arkasına çevirdiğinde Hiliam kolunu tutuyordu aydınlık gücü ile parmak uçlarından başlayıp koluna doğru ilerleyen siyaha dönen kolunu yeniden güçlendirmek istiyordu. Kolunu daha önce Mordekei’in içine sokmuştu. Elrer’e bitiriş vuruşu yapmak için yerinden ayrıldı. Onun şaşkınlığı ve kafa dağınıklığı halen üzereydi. Onun işini bitirmenin en kolay zamanıydı. Elrer gardını aldığında Mordekei inanılmaz gücü ile yumruğunu onun içine sokup bağırsaklarını dışarıya döktü ve onu tutup ‘’Bağırsak böyle yere dökülür’’ dedi.  Hiliam var gücü ile atağa geçti ve son hızına ulaştı. Mordekei tuttuğu Elrer’i bıraktı, yerinden hiç kımıldamadan onu karşılamayı düşünüyordu. Hiliam zıplayarak sağlam kolu ile irade ve aydınlık gücünü kullanarak vuruş yaptığı. Mordekei onun kine karşılık kendi yumruğunu kullanarak karşılık verdi. İki yumruk çarpıştığında kale biraz sallanmıştı. Hiliam o yumruğu siyahlaşmaya başladı ardından bütün bedeni siyahlaştı ve yere düşüp duman haline geldiğinde Mordekei’in ayağından içeriye girdi. Hiliam’ın yerde iskeleti kalmıştı. Bu dehşet veren görüntüyü herkes görmüştü.

Krallıklar kötülerin gerçek yüzleri ile karşılaşıyordu. Kadran istediğini almıştı. Erikogor krallığının içini umutsuzluk kaplamıştı. Krallarının kafası kesilmiş en önemli savaşçılarını Hiliam’ın yerde sadece kemikleri kalmıştı. Kötülerden henüz ölen olmadığı gibi yaralanan bile yoktu. Savaş sona ermemişti sayısal üstünlük halen onların elindeydi. Buradan çok ağır yaralar alıp galibiyetle de ayrılabilirlerdi. Diğer ihtimali hiç düşünmemeleri gerekliydi.

Yaşayan Efsane III kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane III 5.Bölüm

Kelime Sayısı:1428

5 Bölüm
Dışarıda ki Savaş
Devlerin Savaşı Karanlığın Ordusu Ön Kapı Taarruzu
Arslan Mr.Wonderful ve diğerleri
Arslan ve Mr.Wonderful arkada kalmayı tercih etmişlerdi. Sagata ve Worgreymon ileriye doğru düşmanın üzerine yürümeyi tercih etmişlerdi. Düşman orduları onların gelmesini bekliyorlardı. Sayıları sadece dört kişi idi. Ve karşılarında iki ordunun birleşimi yarım milyona yakın ordu vardı. Savaş başlamadan bile tarih kitaplarına çoktan adını yazdıracağı belli olmuştu. Bretonaska savaşından sonra ilk kez birkaç kötüyü durdurmak için iki krallık bir araya gelmişlerdi. Sayısal üstünlük yüzlerce kat idi. Kötülerin en elit savaşçılarının neredeyse tamamı oradaydı. Savaş alanı dışarıda ve içeride olmak üzere ikiye bölünmüştü. Her iki tarafta da krallıkların bariz üstünlüğü söz konusuydu. İçeride askerlerin sayısı az olmasına rağmen savaş konseyi içerideydi. Dışarıda komutanlar vardı fakat savaş konseyi içeride kaldığı için askerler ve kral süvarilerinden başka kimse yoktu. Mr.Wonderful ‘’Daha ne kadar ilerleyecekler?’’ diye sordu. Arslan ayağa kalktı ve onu geçip önünde durdu. ‘’Yeterince ilerlediler’’ dedi ve elini ağzına götürüp ıslık çaldı. Gökyüzünün henüz yeni karanlığa dönüştüğü zamanda orduları çevreleyen büyük toz bulutu gökyüzüne yükseliyordu. Mr.Wonderful Arslan’ın birazdan yapacağı saldırının karanlık gücü ile alakası olmadığını anlamıştı. Daha önce onun sars gücünün olduğunu bilmiyordu.
Toz bulutunun içinden aslanlar çıkmaya başlamıştı, boyları kimilerinin insanlardan daha büyük kimileri insanlardan daha küçüktü. Orduların etrafını üç taraftan kuşatmaya almışlardı. Ordular içeriye çekildiler. Worgreymon ‘’Aferin Arslan işte böyle biraz daha sıkışmalı lazım sonra sahneye Mr.Wonderful çıkacak. ‘’ dedi. Sagata ‘’Koca orduya etki edebilecek mi?’’ diye sordu. Worgreymon başını omzunun üstünden çevirdi. ‘’O çıkamazsa sen ne güne duruyorsun Sagata seni o yüzden yanıma aldım. Saldırılarımızı gerçekleştirdikten sonra yakın savaş başlayacak dikkat et kendine buradan kimin sağ çıkıp çıkmayacağını kestirmek zor. Biz kaybedersek içerisi savaşı kaybeder biz kazanırsak geri dönüp yardım etme durumumuz olmayacak. İçerisi kaybedeyse ordunun büyük bir güç kısmını kaybetmiş olacağız’’ dedi. Sagata ‘’Bu en kötü senaryo olur. Bu saatten sonra krallıkları korkutabilecek Karanlık savaşçılarımız olmadan savaşmak imkânsızlaşır’’ dedi. Worgreymon
‘’Sende iyi biliyorsun ki bu ordu çok daha kötü günleri gördü. Bu orduya onun tarafından alınmışsak bizi kendi öz oğlu yerine koymuş ise bu orduyu onun gibi yoktan var etme yeteneği bizde var olduğu için yapmıştır. Bir gün tekrar o şanlı günlerimize geri döneceğiz belki o gün bugündür. ‘’ dedi. Ordular birbirlerine sıkışmayı başladığında Mr.Wonderful her yerden çıkan aslanlara bakmaya devam ediyordu. Çoğuna laf etmekten başka bir işe yaramayan Karanlığın ordusunun başkomutanlığa getirilen Arslan gücünü görebiliyordu. Aslanlar giderek artıyordu toz bulutu daha dağılmadan yüzlerce aslan içinden çıkıyordu. Arkasına döndü Arslan sadece oturuyordu, burnundan kan gelmeye başlayıp üst dudağına indiğinde parmağı ile inen kanı sildi ve ağzına götürüp parmağını yaladı. ‘’Tadı halen güzel’’ dedi. Worgreymon ‘’Yaver sıra sende ordular daha fazla sıkışmayacak gücünü kullan!’’ dedi ve ona bakım ‘’Tamamını’’ diye haykırdı. Sözlerini bitirirken ‘’Bugün elimizden gelmeyeni de yapmak zorunda olduğumuz gündür. Nefret tohumları ile yetiştireceğimiz çocuklarımız için’’ dedi. Mr.Wonderful ellerini kaldırdı ve sars gücünü kullanıp sıkışan ordunun bastığı toprakları bataklığa çevirmeye başlamıştı. Normal bataklık gücünden artık daha fazlasını yapabiliyor yaptığı bataklık ile insanları içine çekebiliyordu. Karanlığın ordusunun usta dövüşçülerinden gücünün nasıl doruk noktasına ulaşabileceğini öğrenmişti. Daha da güçlü olmak zorundaydı. En güçlülerin ordusunda güçsüz kalmak kadar utanç verici durum olamazdı.
Karanlık gücü ile birlikte sars gücünü açmıştı fakat karanlık gücü ile henüz alan saldırısı yapabilecek durumda değildi. Karanlık gücünü sars gücüne eklenmiş bir şekilde kullanıyordu. Karşılarında irade gücü yeteneğine sahip kral süvarileri vardı onların bu saldırıdan etkileneceklerini düşünmüyordu. Orduların olduğun yerin bir kısmı bataklık oluşmuş ordular yavaş yavaş bataklık tarafından içeriye çekilmeye başlamıştı. Sagata ileriye bakmıştı, Worgreymon’a dönüp ‘’Zayıf çeyreğini batırabilir sadece’’ dedi. Worgreymon ‘’Kendi kendini bu kadar geliştirebilmiş gerisini sen tamamla bende bitiriş vuruşunu yapayım. ‘’ dedi. O sırada kral süvarileri batmadan ordunun önüne geçmeye başlamıştı. Worgreymon biraz daha ilerledi Sagata gerileri gelen süvarilerinin hepsini Worgreymon karşılamak durumunda kalacaktı. Sagata gücünü sonuna kadar süvarilerin değil de ordunun üzerinde kullanacaktı. Diğer tarafta gizlice pusuya yatmış Yerovalı ve diğerleri Worgreymon bitiriş vuruşunu bekliyorlardı. O geldikten sonra topyekûn taarruza geçeceklerdi. Arslan ikinci islığı henüz çalmamıştı, Sagata’nın hamlesini beklerken bir yandan toz bulutundan halen aslanlar çıkmaya devam ediyordu. Mr.Wonderful yüz hatları sertleşmişti bedeni iyice daralıyor ve çatlamalar başlamıştı. Gücünü biraz daha tutmalıydı en azından Sagata saldırıya geçene kadar.

Ordular son derece paniklemişti. Kral süvarileri taarruza geçmişlerdi durum biraz iyi olsa da etrafları üç taraftan aslanlarla sarılması ordunun bir kısmının içinden bir türlü kurtulamadığı bataklığa saplanması onları tedirgin ediyordu. Karşılarında henüz gücünü ortaya çıkarmamış Sagata ve Worgreymon da vardı. Karşılaşmak istemedikleri kötülerle karşılaşmışlardı. Aralarında tecrübeli olanlar bile sıkıntı ve ter basmıştı. Sagata parmaklarını kıpırdattı ve kemik sesleri duyulmaya başladı saniye geçmeden bağrışlar yükseliyordu. Askerler teker teker yere yığılmaya başlamışlardı çok hızlı şekilde çökme yaşanıyordu. Kimisinin ayakları kimisinin beli, kimisinin kafatası çatlıyordu. Sagata hızlı bir şekilde onların kemiklerini kırmaya başlamıştı. Sagata bu saldırıyı yaptığında Mr.Wonderful gücünü bırakmış dizlerinin üzerine çökmüştü. Yaralıydı işkenceye maruz kalmış ve kalan gücü ile saldırısını gerçekleştirmişti. İkinci bir saldırı için zamana ve dinlenmeye ihtiyacı vardı. Arslan ikinci ıslığı saldığında aslanlar saldırıya geçmişlerdi onların kükremeleri etrafı inletiyordu. Worgreymon süvarilerin biraz daha yaklaşmasını bekledi gereken mesafeyi bulduktan sonra kılıcını savurdu. Suvariler çoktan irade gücünü açmıştı fakat karanlık gücü ile yapılan havadan kılıç kesme saldırısını durdurabilecek seviyede irade güçleri yoktu. Bir kısım süvari belden üstünü kaybedip yere yığıldı. Sagata orduya yaptığı saldırı durdurup kral süvarilerinin kalanlarının kemiklerini kırdı. Worgreymon ile Sagata birbirine baktı. ‘’Bitiriş işin onlarla uğraşma’’ dedi. Sagata haklı idi. Dengeyi sağlamak için toplu katliam yapmak şarttı ve kılıcını ileriye doğrulttu.
‘’Karanlığın ateşi!’’ diye seslendi kılıcının ucundan çıkan karanlık güç ileriye ok gibi atılırken savaş alanının hepsini karanlık dumana bürünmüştü. Karanlık dumanın dağılması bir dakika sürmüştü. Kral süvarilerinin bir kısmı bundan kurtulmuştu ve ilerlemeye devam edip Worgreymon ve Sagata’yı ablukaya aldılar. Mr.Wonderful ayağa kalkmak istedi fakat bir türlü kalkamadı çok fazla güç kullanmıştı. Arslan ıslığını çağırdığında karanlık hava akımının içinden aslan çıktı onun sırtına atlayıp ileriye doğru atıldı. Sagata gözlerini kapattı, arkadan gelen kral süvarilerinin ikisinin boynunu kırdı. Worgreymon Alabandarı havada döndürerek hava akımı ile önünde ki kral süvarilerinin atları ile birlikte kesti. Arkadan saldırıya geçenleri ile Arslan öldürmüştü. Üç kişi birbirine yakın dururken kral süvarileri vaz geçecek gibi görünmüyordu. Atlar saldırıya geçmek üzereyken ayakları burkuldu ve yere düştüler. Mr.Wonderful ayağa kalkmasa da kral süvarilerine beklenmedik bataklık saldırısını gerçekleştirerek onların atlarını bataklığa saplatmıştı ama bu onu açık hedef haline getirmişti. Süvariler iki kola ayrıldılar bir grup süvari henüz ayağa kalkmaya gücü yetmeyen ama saldırısını gerçekleştirmiş büyük azimle dövüşen Mr.Wonderful’un işini bitirmek istiyorlardı. Sagata onların boynunu kırarak durdurdu.

Duman dağıldıktan sonra ordunun büyük kısmı yerdeydi. Arslan aslanları salarken Yerovalı emri vermişti. Poligon okunu havaya atıp ordunun içine ateşi attı. Rarar ve Vile atları ile ileriye atıldılar, arkalarından Emrial geliyordu. Arslan ‘’Budalaların çoğu ölmüş hahaha’’ diye bağırdı. Sagata savaş naraları atıyordu. Sagata ve Arslan düşman ordusunun içerisine dalmıştı. Worgreymon Mr.Wonderful’un kolundan tutup ayağa kaldırmıştı. Onu ayağa kaldırmak için karanlık gücünün bir kısmını kullanmıştı. Mr.Wonderful ayağa kalktığında onunla göz göze geldi. ‘’Yaverimde en az benim kadar güçlü olmak zorunda’’ dedi. O dediklerinde haklı olduğuna inanıyordu. Kendisinden birkaç kat daha fazla işkenceye uğramışken savaşı görünce ayaklanan bir yapısı olduğunu anlamıştı. Savaşla büyüyen Worgreymon savaştıkça kendisinin giderek güçlendiğine dair hikayeler dillerde anlatılıyordu. Halen kral süvarileri vardı fakat onların peşlerine düşmemişlerdi savaşı terk ediyorlardı peşlerinden aslanlar vardı gökyüzü karanlığa bürünüp Worgreymon’un karanlığı kaçanların üzerine düştü. Diğerleri kısa sürede savaş alanına ulaşırken Yerovalı Poligon’un yanında kalmıştı. Dürbünü ile içeriye bakıyordu. Surlarda Siyah pelerinliler ve Vanun birlikleri vardı sayıları oldukça azdı, surlar ele geçirmek isteyen ordulara canla başla direniyorlardı. Stratejik öneme sahip surların üzerinde başka bir isim daha vardı. O da Irdenser’di düşman ordularına gönderdiği çeşitli oklar ile daha ölümcül olmuştu.
İçeride savaşan ekip oldukça güçlü olsaydı karşılarında savaş konseyi vardı. Burada işleri bitmiş gibiydi. Poligon uzaktan isabetli atış yapmaya devam uzaktan attığı her ok bir kişiyi indirmeye yetiyordu. Arslan ve Sagata dur durak bilmeyen savaşını Yerovalı heyecanla izliyordu. Emrial, Rarar ve Vile çok geçmeden onlara katılırken Worgreymon kalanların üzerine yürüyordu. Mr.Wonderful geride kalmıştı. Anlatılanların aslında sadece hikâye olmadığını bir kez daha anlıyordu Yerovalı. Halen dünyanın kaderini değiştirebilecek insanlar vardı. Kötülüğün babası ölmeden önce öğrencilerini bunun için hazırlamıştı. Dışarıda kötü savaş yaşanmamıştı. Borla olmadan düşmanın üzerinde psikolojik baskı kurmak çok zordu. Worgreymon kansızlığı Arslan ve Sagata’nın naraları Borlanın sözleri kadar etkileyici değildi. ‘’Poligon savaş sona erdi artık aşağıya inmemizin zamanı geldi. Savaş henüz bitmemişti fakat düşman orduları neredeyse bitmişti. Savaş meydanına Worgreymon geldiğinde düşman silahlarını yere atmış ve onun karşısında diz çökmüştü. ‘’Silahlarınızı attınız ve teslim oldunuz güzel ama merhamet görmeyeceksiniz. Sagata, Arslan, Emrial, Rarar, Vile, Mr.Wonderful nefes alan kimseyi bırakmayın. Bir gün öldürmediğim her iyi için bana küfür edeceksiniz’’ dedi. Vile ‘’Şimdi ne yapacağız?’’ diye bağırarak sordu. Worgreymon herkesin öldüğünden emin olması 10 dakikasını almıştı. ‘’Buraya terk edeceğiz içeridekileri de terk edeceğiz. Ordunun başına geçmeliyiz. Savaş duyan diğer krallar henüz ordumuza çökmeden geri çekilmemiz gerek. Son bir kez geri çekileceğiz.’’ Dedi.

Yaşayan Efsane III kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Seramentler 1 Sezon 3 Bölüm

Kelime Sayısı:1132

3 Bölüm

Deney

Dorinov bakışların arasında kendisini toparlayıp mantıklı açıklama yapmayı umuyordu. Kendisinin birazdan söyleyeceklerine kendisini bile inanması güçlü ama çözüme başka bir yolla gidilemeyeceğini bilmiyordu.

”Osmanlıca söylediği tek şey mirasını koruyoruz son imparator. Beynindeki şifre günümüz Türkçesine benzer bir nitelikte. Bu şu anlama geliyor Abdülhamit günümüz Türkçesinin benzer bir dil oluşturdu ve bunları Seramente aktardı. O dönemde bu dili kimse bilemeyeceği için sır sonsuza kadar saklı kalacaktı. Bir şey daha fark ettim. Seramentin beyninde bir yerde mezardan ölüme kadar diyor. ” dedi. Yüzü kızarmıştı, durakladı. Makarov o duraklayınca son söylediklerinin üzerinde durdu.

”Mezardan ölüme kadar, hmm zaten ölü.” durakladı gözleri fal taşı gibi açılmıştı. İleriye gidip gelmeye başlamıştı. İşaret parmağı ağzına koymuştu. Dişleri ile parmağını ısırmaya başlamıştı. Telaşla

”Düşünemedik. Mezardan ölüme kadar. Zaten ölüydü. Mezardan biz çıkardık. Yani onu tekrar canlandıran biziz. Başka bir şey var mı genç? Herhangi bir şey önemli önemsiz olması önemli değil her hangi bir kelime. Sırrı ortaya çıkartabilecek bir harf bile olabilir” dedi. Genç dudaklarını sıktı.

”Efendim benim analizlerim maalesef bu kadar ama bana soracak olursanız. Onlar ölü değillerdi sadece Abdülhamit bu sırrı başkalarının eline geçmesi için mezara koydu. Ama diyecekseniz ki o yıllarda Berlin Nazi Almanya’sının elindeydi. Berlinde ele geçirilen bulgular Nazilerin Seramentlerin sırrına çok yaklaştığını tahmin etmek zor değil. Bugüne kadar en ilginç buluşların yapıldığı Dunkle Wolke Berlinin ele geçirmeden iki gün önce havaya uçuruluyor. Şunu hatırlatayım İngiliz istihbarat şefi Mösyö aranızda tanıyan var mı?” diye sordu. Oradakilerin hiç birisi Mösyö adında birisini duymamıştı. Genç adam onun hakkında bir şey söylemeden önce Makarov tekrar umutsuzluğa gömüldü.

”Bir haftamız kaldı. Eğer elle tutulur bir şey yapamaz isek görevden alınacağız” dedi. Odadaki herkes dehşete kapılmıştı. Ve kendi aralarında gürültülü konuşmalara başlamıştı. Genç haricinde ki herkes bunun anlamını çok iyi biliyordu. Görevden alınmak sonsuza kadar susturulmak demekti. Çerde kiler işleyişin nasıl işlediğinin çok iyi farkında iyi fakat başarıya bir türlü ulaşamıyorlardı. Makarov

”İster bir hafta bekleyin isterse şimdi yapın bundan kaçış yok ama ben sizden daha fazla çalışmanızı istiyorum. Daha fazlasını yaparsak bunu başarabiliriz. Bizden önce hiç kimse başaramadı. Bu belirsiz varlık batı Sibirya’da bulduğumuzdan beli elimizde. Yıllardan bizde biz hala Abdülhamit bizden ne gizledi onu bile bilmiyoruz. Şimdi beni yalnız bırakın” dedi. Herkes odadan üzgün çıkmaya hazırlanırken Gençte öyle bir duygu yoktu. Onlar çıkarken ‘’Bir ihtimal daha var’’ dedi. Dışarıya çıkanlar duymuştu. Makarov

”İçerde kalın hepimize söyle bakalım” dedi. Genç elinde ki defteri Makarov’a uzattı.

”Elinde ki deftere mi yazdın?” dedi. Genç

”Analizlerim buraya isterseniz size verebilirim” dedi. Makarov gülümsedi sandalyeye oturdu sırtını geriye yasladı.

”Analizden bahsetmiyorum. Benden sakladığın şeyden bahsediyorum.” deyince Gencin suratı değişmişti. Yaptığı her şeyi deftere yazmıştı. Anlamamazlıktan geldi.

”Sizden bir şey saklamadım efendim” deyince Makarov masasına baktı. Gözü çekmecesine ilişti.

”Yaklaşık 40 yıldır bu araştırmanın içindeyim. Deneyimlerime göre Ya Amerikalısın bizim buraya neler yaptığımızı öğrenmek istiyorsun ya da orada dondurulmuş olan ile bir bağlantın var. İki gün önce bana gelen rapor dâhilinde buzları nasıl eriteceğine dahil birilerine sorular yöneltmişsin ve bir deneme girişinde bulunmuşsun. Bana sadece şunu söylemeni istiyorum. Amerikalı mısın? Yoksa oradaki ile doğrudan bir bağlantın mı var?” dedi. Genç sırtını duvara yasladı.

”Beni fark etmemiş olsaydınız zekanızdan şüphe ederdim. Doğrusu sizin gibi zeki birisi halen sırrı çözememiş olması halen düşündürücü ama adamlarından birisi bunu çözmeye çok yaklaşmıştı. ” dedi. Makarov kimden bahsettiğini anlamıştı. 3 yıl önce kendisinin başına sıkan Evgeniydi. Makarov işaret parmağı ile onu gösterdi ve sinirlendi. Evgeninin ölmeden önceki son sözü halen kulaklarında çınlıyordu ”Yarın büyük gün olacak Makarov. Emeklerimiz boşa gitmeyecek” defalarca kez söylenen sözler aklına geldi.

”Onu sen öldürdün orospu çocuğu!” dedi. Genç elini kaldırarak Makarov’un sakin olmasını işaret etti.

”Sakın olun onu ben öldürdüm. Öldürmeseydim sır çözülmüş olacaktı. Şunu belirtiyorum beni kimse doğurmadı. Ben Amerikanın Boryumdan yaptığı ve içine yapay zeka koyduğu sadece bir robotum. Sırrı bizde çözmek ve öğrenmek istiyoruz fakat bunu Rusya’nın yapmasına izin veremeyiz. Sizi öldürmeyeceğim zaten sırrı çözemeyeceksiniz. Kendi milletiniz sizi öldürecek. Beni öldürebilirsiniz veya durdurabilirsiniz oradaki Serament buradan çıkar gider. Şu saatten sonra hiçbir şeyin önemi yok. Görevimi tamamladım. Buz gittikçe eriyecek ve içerideki Serament özgür kalacak geri kalan her şey sizler ile onun arasında” dedi, arkasını dönüp odadan çıkmaya hazırlanırken Makarov

”Sizin elinizde de var mı?” diye sordu. Makarov gerçekten çok merak ediyordu. Serament adı verilen varlıklardan daha fazla var mıydı?

”Amerika’nın elinde her zaman bir şeyler vardır Sayın Makarov. Elde ettiğim bilgiye göre onun beynine girebilmenin en iyi kolu onu uyandırmak. Başka bir yol yok. Eğer sırrı biliyorsa beyninin bir yerlerinde tutuyor. ” dedi. Makarov kahkaha attı sebepsiz yere.

”Amerika sert kayaya çarptı. Buraya kadar geldiyseniz sizde onlar hakkında en ufak bilgiye sahip değilsiniz demektir. ” dedi. Genç onun dediğine pek aldırış etmedi ve eline aldığı kumandayı ateşledi dışarıya çıktı. Makarov’un sinirden ellerini titriyordu. Bölümde alarm çalmaya başlamıştı. İçeride ki bilim adamları şokta idi. Çekmecesinde silahı vardı. Onu öldürebilirdi ama yapamamıştı. Makarov ölümden korkuyordu. Hayatı tehlike altındaydı bildiği bilgileri hemen güvenli bir yere aktarmalıydı. Makarov bir an donakaldı duyguları bir anda değişmişti. Genç haklıydı o zeki bir insandı ve ondan çok şey öğrenmişti. Rusya için bir gün daha yaşaması yeterliydi.

Çok geç kalınmıştı Profesör umutsuzluğunu bir kenara bırakıp eline mikrofonu almış bütün araştırma merkezinin duyması için açmıştı. ‘’Deneyi durdurun ve bütün soğutucuları açın!’’ demişti. Makarov’un sesi alarmın sesinden daha baskın geliyordu. İçeride çalışan bilim adamları çalışmalara başlamıştı. Soğutucular açılmıştı fakat genç yedek soğutucu ünitelerinin bir kısmını patlatmış kargaşa içerisinde kaybolup gitmişti. Bilim adamları ve asistanlar deneyin olduğu yerde bağırıyordu. Sıcaklık yükseliyordu. Kızıl Kan’ın bulunduğu kafesin ısısı -200 den hızlıca düşmeye başlamıştı. Son 23 yılda hiç tepki vermeyen bu yaratık ilk kez tepki vererek vücudunda ki Serament elementi buzları eritmeye başlamıştı. Yapılan yüzlerce araştırmaya rağmen elementin böyle bir etkisinin olmadığını düşünüyordu, yanıldıkları açıkça görülüyordu. Bu soğuklukta nasıl olursa böyle bir şey yapabiliyordu? Bilinmiyordu Bu sorunun cevabını öğrenmek için geç kalınmıştı. Tarık deneyin yapılacağını yere ulaşmıştı. İçerisinde koşuşturma vardı, Makarov ortalıklarda yoktu bağırıyor çağırıyor diğerlerine akıl vermeye çalışıyordu. Ru-51’ler içeriye gelmişlerdi her şeye hazırlıklı olmalarını gerekiyordu belli bir sıcaklara çıktığında hareket edeceklerdi. Ellerinde silahlarda soğutucu iridyum mermileri ile doldurulmuştu. Tarık birkaç dakika içerisinde her şeyi anlamıştı. Yedek soğutucu üniteleri patlatılmıştı. ‘’Üsse saldırı yapılmış’’ diye bağırdı. İnsanlar panikle saldırı yapıldığını daha yeni anlamışlardı. Soğukluk eridiğinden birçok bilim adamın aklına korku düşmüştü.

Sıcaklık -164

Sıcaklığın her saniyede yaklaşık bir saniye indiği saptanmıştı. Üç dakikaya yakın süreleri vardı. Makarov odaya geldiğinde Tarık karşısına dikilmişti. Olayda bir tek o olmadığı için Makarov’un yüzüne baktı. Makarov ‘’Amerikalılar deneyimizi sabote ettiler’’ diyebildi sadece Tarık ‘’Burayı hemen terk etmeliyiz HH-34 buraya gönderilmesi gerek’’ dedi. Askerlerin komutanına baktı. ‘’HH-34 buraya gönderin fazla vaktimiz yok. Onlar güçlüler ‘’ dedi. Sarı alarmdan turuncu alarma geçilmişti. Asistanlardan birisi Makarov’a yaklaşarak ‘’Profesör sıcaklık -134 dereceye düştü. Makarov ‘’Yüksek tesirli Verum kullanın Seramentin beyin ölümünü gerçekleştirmemiz gerek’’ dediğinde Komutan ‘’Hayır’’ dedi. Makarov ‘’Eğer kurtulursa onu durduramayız’’ dedi. Komutan ‘’Onu öldürürsek devlet bizi yaşatmaz’’ dedi. Tarık ‘’Fark eden hiçbir şey yok yaşarsa hepimizi öldürecek ölürse devletin elinden öleceğiz. Seçiminizi yapın!’’ diye tepkisini ortaya koydu.

Seramentler Hikayesi kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

2017 1.Bölüm

2017 Özel

1 Bölüm

Bir seneyi daha geride bırakan Kanzaki akşam olunca arabasını kapısının önüne çekip evinin üst katına çıktı. Yeni yılbaşına hazırlanırken yine evinde geçirmeye karar verdi, pencereler kapatıldı lambalar söndürüldü, dış kapı iyice kapatılıp camlı sokak kapısının camına 25’lik film çekilerek dışarıdan içerisinin görünmesini engellemişti.  Bu yılki evi üç sokağın birleştiği yerde olduğunu için kasabanın en işlet sokaklarından bir tanesinde köşe başını almıştı. Senenin neredeyse her günü açık olan bilgisayarını uyku modundan dışarıya çıkarmıştı. Yıl başı gecesi bilgisayarda ne oynanabilir onu düşünmeye başlamıştı. Youtube açıp eski kliplere bakmaya başladı. Yurt dışında çekilen eski Türk kliplerinden aklına birisi takılmıştı, kadın söylüyordu turkuaz renkli elbise ile klibi çeviriyordu. O dönemde Yurt dışında Türk klipleri yok denecek kadar azdı. Tarkan, Burak Kut, Rafet El Roman idi. Birkaç dakikalık araştırma sonucu kadının ismini bulmuştu. Klibi açtı sesi biraz dayadı şarkı listesi birkaç klasik ekledikten sonra telefonunu şarja koydu. Yılbaşında pc de ne oynanabilir sorusuna yıllardır oynadığı aynı oyundan başka bir oyun açmak istemedi.  Oyunu açtığında kapının kilidinin zorlandığını hissettiğinde hoparlörün yanında ki çakısını aldı.

Odadan çıkıp koridora geldi sırtını duvara yasladı. Göz ucu ile merdivenlere baktı, bugün eve kimse gelmeyecekti evde tek olması gerekiyordu. Kapı kapanırken anahtar sesini duymamıştı. Cellat merdivenlere çıkmadan başını kalmıştı o anda çakısını çekmişti. Kanzaki gözlerini kıstı. Bir adım geriye attı o sırada pencereyi kırıp içeriye Keskin girmişti. ‘’Kanzaki buraya gel seni kurtaracağım Cellat’ın elinden. ‘’ dedi. Kanzaki oda doğru yürüdü ve arkasına geçti.  Ayı postundan yapılmış elbisenin arkasında Kanzaki kamufle olmuştu. Keskin kılıcını çekmek yerine kamasını çekmişti. Kanzaki ‘’Seni bozuk para gibi harcayacak’’ dediğinde Keski omuzların üzerinden Kanzaki’ye baktı. ‘’Para bozulur bir şey mi?’’ diye sordu. Kanzaki ‘’Seninkin de bozulmaz ama benim dünyamda para bozulur bir ara gösteririm eğer buradan sağ çıkmayı başarabilirsen’’ dedi. Keskin olumlu yanıt verdi. Cellat odadan içeriye girmişti. Karşısında Kanzaki yerine Keskin’i görünce biraz şaşırmıştı. Kanzaki’yi korunduğunu tahmin etmemişti. Cellat ‘’Serimi erken bitirdin Kanzaki bende seni bitireceğim. Bilirsin benden kurtuluş yok’’ dedi. Kanzaki ‘’Denemeden ölmeyeceğim Cellat Efendi’’ dedi.

Cellat ilerledi ve çakısını savurdu, Keskin eğilip onun çakısından kurtulup Kamasını Cellat’ın karnına kesik attı. Cellat saldırısını bitirdiğinde kesilen karnına baktı. Elini karnına götürüp kanına baktı. Kanzaki onlar dövüşürken Pencereden aşağıya atladı. Arabasının yanına geldi. Kapısını açıp içine bindi kontağa çevirdi. Keskin Cellat ile baş başa bırakıp oradan kaçacaktı.

Yeni Yıl Hikayeleri kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | 1 Yorum

30 Ocak-5 Şubat Yazı Haftası #6

Bir aydan bir yazı haftası yapamadım.Şimdi yeniden yapıyorum iki hikayeme iki bölüm

Seramentler 4-5 bölüm

Yaşayan Efsane 12-13 bölüm

2017 2 bölüm

Yazı Günlüğü kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane III 4.Bölüm

Kelime Sayısı:1563

4 Bölüm

Devlerin Savaşı

Kadran sağlı sollu harekete geçtiğinde son hızına ulaştığında Rhidger’e darbeyi indirmeyi düşünüyordu. Rhidger kılıcını yüzünün ortasına tutmuş gözlerini kapatmıştı. Kadran yaklaştığında bir ayağını ileriye attı ve bekledi. Kadran darbeyi indirdiğinde Rhidger yanından sıyrılıp karşı atağa geçmiş Kadran kendisini savunmaya almasına rağmen Rhidger onu toprakta sürüklemişti.  Kadran kılıcını saplayıp güçlenerek ayağa kalktı.  ‘’Palmon’u yendin fakat beni halen alt edemiyorsun. Daha hızlı ve daha öfkeli olmalısın. Kılıcı mutlak suretle öldürmek için indirmelisin. Acımak yok, merhamet yok. Onlar daha merhamet etmezler acımazlar sende onlara aynısını yapmalısın. Savaşta kralı alacak kişi sensin’’ dediklerini gözlerin önüne gelmişti.  Mordekei, Rhidger ve Reilwelder üçü ilerideydi.  İki kral ve iki başkomutan vardı. Mordekei ‘’Kim kimi tutacak?’’ diye sordu. Rhidger ‘’Bu saatten sonra tutmak yok al aşağıya etmek ver. Karşınıza ne çıkıyorsa yok edin. Tek bir şart var. İki kralın ikisi de burada ölecek. Ona göre hareket edin Kadran!’’ sözünü bitirip bağırarak seslenmişti. Kadran devlerin arasında kendine yer edindi. Rhidger

‘’Krallardan en az bir tanesi sen alacaksın. Diğerini Mordekei alacak. Reilwelder ve üst rütbeliler bize kalıyor. Krallıkların bütün savaş konseyi burada. Kaç tane rütbeli tutabilirsin?’’ diye sordu. Reilwelder ‘’Üç General tutabilirim. ‘’ dedi. Rhidger ‘’İyi bana iki başkomutan ve üç general kalıyor’’ dedi. Irdenser sadağından oku çıkardı ve havaya fırlattı. Ok gökyüzüne ilerledi ve kayboldu. Savaş başlamadan önce dışarıdan içeriye girişi içeriden dışarıya çıkışı engellemek için bu oku atmıştı. Ok savaşın yaşanacağı alanını koruma kalkanı ile kapladı.  Irdenser ‘’Cehenneme hoş geldiniz.’’ Dedi.  Nelsan ‘’Bu da ne böyle?’’ diye sordu.  Matilyano ‘’Biliyordum bunu yapacağını. Eğer düşündüğüm şeyi yapacaklarsa gerçekten burası cehenneme dönecek. Arkanı kolla Nelsan bu savaş son savaşın olabilir. Sayısal olarak tarih boyunca hiçbir zaman iyilere üstünlük kuramadık bugün de durum değişmeyecek çoğu zaferi karşı taraf üstünken aldı.  Kim bilir belki bugün 40 yıllık kötülüğün gerilişini durdurabiliriz.’’  Dedi.  Kadran ileriye çıkmıştı, arkasında Rhidger yanında Mordekei ve Reilwelder vardı. Rhidger bakışlarını Mordekei’ye yöneltti. Ellerini birbirine çarptığında şok dalgası dalgalar halinde krallık askerlerine, krallara ve savaş konseylerine doğru ilerledi. Her kes bir an duraklamıştı. Rhidger ‘’Kadran şimdi!’’ diye seslendi.

Kadran yerinden fırladı, koşarken mavi kılıcını çekmiş bedenini karanlık duman kaplamıştı artık yüzü görünmüyordu. Herkesin arasından hızlıca ilerlediği sırada Erikogor krallığının kralı Cheny’e çok yakındı savaş konseyi tarafından korunan kralını direk indirmek için ilerliyordu. Mordekei ‘’Daha fazla tutamam’’ dedi.  Rhidger ıslığı Hexan’a çaldı. Hexan kuklalarını kullanarak Kadran’ın önüne çıkan iki yüce savaşçıyı etkisin hale getirdi. Kadran onları geçtiğinde kralın olduğu yere varır varmaz karşısında Başkomutan Robern belirmişti. Boyu oldukça uzundu ve aşağıya eğilip ‘’Nereye gidiyorsun? Bu kadar kolay mı’’ diye sordu. Kadran ‘’Zavallı karşımda duracağını sanıyorsun dizlerini kesip zorla yalvartacağım sana’’ dedi. Rhidger araya girdiğinde yumruğunu Robern’in yüzüne indirmeye çalışırken tek parmağı ile gelen saldırı durdurdu. Boyunu yan yatırıp doğruldu. Şaşırmıştı az önce çok gerideydi şimdi ise karşına çıkmıştı.

‘’Rhidger! Seni ihtiyar bunak!’’ dedi. Kadran Rhidger’e bakarken gitmesini işaret etmişti. Kadran yanından geçip giderken Robern ona engel olmak istedi fakat Rhidger daha çok güç uyguladı. Bulundukları yer yarılmış Robern bastığı yerler aşağıya çökmüştü birkaç santim.  Robern geriye çekilirken Rhidger kılıcı çekmişti. Etrafı saran rüzgâr ve aydınlık Rhidger’in etrafında dolaşmaya başlamıştı. Rhidger etrafında dolaşan rüzgâra içinde ki karanlığı üflediğinde etrafında dolaşan aydınlık karanlığa dönüşmüştü. Robern onun bu davranışını etkileyici bulmuştu.  Kadran Kralın karşısına çıktığında iki general karşısında durmuştu. Mordekei gücünü bırakmıştı, Hexan iki general’ in karşısına dikilmişti. ‘’Mordekei arkamızı tut’’ dedi. Kadran yürümeye başladı Generallerden bir tanesi onu durdurmak için ilerlemek istedi. Hexan ‘’Onun peşinden gidersen seni ilk önce öldürürüm’’ dedi. Erikogor kralı Cheny ‘’Ben hallederim’’ dedi ve Generallerin Hexan ile birlikte kalmasını söylemişti.  Palmon ile savaşı halen dillerde dolaşılıyor yalan yanlış savaş herkese anlatılıyordu. Kadran Palmonu şansla yendiğini Cheny’nin kulağına çalışmıştı. Onun gerçek efsane olmadığını iyi biliyordu fakat sırtında iki kılıç taşıyan bu adam insanlara yine tuhaf geliyordu.

Kaderin kılıcı ve Mavi kılıç kullanıldığı günden beri pek çok tarihi olaylara tanıklık etmişlerdi. İki kılıçta Borla’nın yokluğunda Kadran’a sımsıkı sarılmışlardı. Yeni efendileri için kana susamışlardı. Reilwelder savaşacağı cephede tek başına kalmıştı. Irdenser, Matilyano ve Nelsan onu arkadan koruyacaktı.  Irdenser kendini güvenli yere alıp koruma kalkanını açtı sadağında ki birbirinden farklı okları vardı. İlk başta alev oklarından başlayacaktı.  Kötülerin sayısı azdı ve askeri gücü yoktu. O yüzden alan saldırısı yapıp ordular ile dövüşmeliydi. Irdenser savaştan önce herkese alan saldırı konusunda uyarmıştı. Teke tek dövüşlerde çok dikkatli olmaları ve arkalarını korumaları söylenmişti.  Tarnova da yaşayan savaşta yaşanan olayların tekrar yaşanmaması gerekiyordu.

Mordekei Rhidger’in yanına gelmişti yardıma ihtiyacı olabilirdi. Rhidger başını çevirip baktığında arkasında onu görmüştü. Ne için geldiğini anlamıştı, daha önce birbirine düşman olan iki kötü artık birbirlerini korumak zorunda kalmıştı. Kötülüğün yok olmasını hiçbir kötü istemezdi. Şimdilik bütün kötüler birlik olmuşa benziyordu.  İki krallığın ordusu etraflarını sararken Hexan ile Irdenser göz göze gelmişti. ‘’Hadi Hexan şimdi tam zamanı’’ dedi. Ablukaya alınmadan önce Hexan ve Irdenser’e büyük iş düşüyordu.  Sadağından bomba oklarından üç tanesini çıkardı, yayına koyup iyice gerdi hedefini gökyüzüne ayarladı ve okları bıraktı. Oklar gökyüzüne doğru hareket etti ve farklı yönlere dağıldığında Hexan karanlık ve sars güçlerini açmıştı. Ellerini ters istikamete doğru yönlendirdi başını yere indirdi ayaklarını birbirinden açmıştı, Biraz toprağın içine gömülmüştü. İki krallığın içerde ki ordusu hareket kabiliyetsiz bırakmıştı. Savaş konseyinin bir kısmı ve iki ordunun içerde ki hareketsiz kalmıştı. Bedeni titriyordu kaç saniye tutacağını bilmiyordu fakat bombalar havada patlamaya başladığında gökyüzünden bomba yağmuru yağmaya başlamıştı. Orduların üzerine yüzlerce ufak bomba düşerken Hexan gücünü bırakmıştı. Ordu harekete geçmeye başladığın da yüzlerce bomba ile karşılaşmıştı. Askerlere çarpan bombalar patlıyor ve etrafında ki insanları paramparça ediyordu. Reidwelder çoktan düşmanlara girişmeye başlamıştı. O başladığında Nelsan yerinden ok gibi fırlamıştı. Matilyano koşuyordu. Robern yumruğunu ona geçirmek için yakınlaştı. Rhidger kılıcı ile ona yakınlaşmıştı. Yakın dövüşe hazır halde bekliyordu. Robern ona istediği yakın dövüşü verecekti uzaktan Rhidger ile dövüşmek tam bir geri zekâlılıktı. Savaş dehası Rhidger uzaktan bu yaşındayken bile çizik atmak için çok iyi seviyelerde olmak gerekiyordu. Yine de Robern karşısında Borla olmadığının farkında idi. Şuan Borla çıksaydı Irdenserin bu hamlesinden sonra ordular anında teslim olabilirdi. Krallıkların toplu hareket etmesi Borla gibi bir adamı bu savaşta saf dışı bırakmayı başarmışlardı. Onun yerine kardeşleri ve oğulları dikilmişlerdi. Deha Rhidger ve zeki Irdenser görülmemiş plana imzalarını atmışlardı.  Emeklilik savaşında dünyaya son bir kazık atmak için ellerinden gelmeyeni bile sergileyeceklerinden kimsenin şüphesi yoktu.

Kendilerini şehrin dışında bulan Arslan, Sagata, Mr.Wonderful ve Worgreymon karşılarında orduyu görünce duraklamışlardı. Şehrin dışında ovalara sığmayan iki krallığın ordusunun karşısına dikilmişlerdi. Mr.Wonderful etrafına bakmıştı. Sagata, Arslan ve Worgreymon hiç ses çıkarmamışlar etrafa hiç bakmamışlardı sadece orduya bakıyorlardı. Ordu onları fark etmesi uzun sürmemişti. Mr.Wonderful buradan savaşmadan çıkış olmayacağını biliyordu.  Koca ordu ile iki yaralı adam toplamda dört kişi savaşılır mıydı? Worgreymon ileriye çıktı dişlerini sıktı ve ‘’Keh keh keh amele sümükleri bizi durdurmaya gelmişler.’’ Derken Arslan elini ileriye kaldırdı. Worgreymon’un arkasına gelmişti. ‘’Budalalar! Kaç milyon insan öldürdüğümüzü bilmeyen bugün sizi de sizden öncekilerinin yanına göndereceğiz’’  dedi. Sagata ‘’Ne yapacağız şimdi? Hepsini mi öldürüyoruz? Yarıp kaçacak mıyız?’’ dedi.  Worgreymon ‘’Yo yo kaçmak artık yok. Bu orduda ölmek var, yenilmek var ama kaçmak teslim olursak cesedimizi teslim alırsan. Kaçacak yerimiz de yok. Dünya iyilerin eline geçmiş vaziyette nereye kaçacağız mağalar mı sığınacağız?’’ diye sordu. ‘’Hem babamın bir sözü var bilirsiniz ölürsem buraya kadar’’ derken diğerleri sözü kesip kendileri konuşmaya başlamıştı. ‘’Dayanacak adam değiliz biz bu savaşı kazanacak adamlarız’’ dedi.  Worgreymon ve Arslan Mr.Wonderful’un motivasyonunu yerine getirmişlerdi. Vaziyet ne kadar kötü olursa olsun pes edilmeyeceği genç yavere öğretilmesi gerekiyordu. Borla onlara göre çok daha zorlu günler yaşamıştı. Onun hikayesi her ikisine de ilham kaynağı olmuştu.

‘’Arslan artık gerçek gücünü kullanmanın zamanı geldi. Kullan da şunlar bu orduda bulunanların boş beleş olmadığını görsünler. Sagata ne yapacağını biliyorsun kemiklerini un ufak et onların. İlk saldırı önceliği Karanlığın ordusunu lideri olarak benim.  Yaver sen gücünü sakla biz düşmanın içlerine doğru ilerlediğimiz süre içerisinde sana ihtiyacımız olacak. ‘’ dedi. Sagata ‘’Diğer tarafta adamlarımız var bizim harekete geçmemizi bekliyorlar’’ dedi. Worgreymon ‘’Amcamlar planı iyi hazırlamışlar o zaman’’ dedi. Arslan ‘’Son savaşlarına çıkmak için çok iyi hazırlandılar. Tarih sahnesine bir kez daha adlarını yazdıracaklar Mr.Wonderful sende ilk kez bu savaş ile gireceksin.  Gerçek gücümü göstereceksem o zaman ben yere oturayım bu sahneyi ayakta izlemek ayaklarımı yoracaktır. Sonuçta ben hepinizden yaşlı adamım benim gibi zeki adam budalalar kalması bile kalitemi düşürüyor’’ dedi. Worgreymon ‘’Geç otur bir yere bunak ihtiyacımız olursa sana çağırırız’’ dedi.  Worgreymon Alabandar’ı eline aldı. Derin nefes çekti, ağır işkencelere maruza kalmıştı yaralanmıştı, bedeninde kanlar yeni durmuştu. Savaşmak için yaralarının iyileşmesine zaman yoktu. Bütün kötülüğün yükünü Borladan sonra kendisi almıştı. Doğacak yeni kötü nesil onun verdiği kararlara göre varlığını Kalmukya da sürdürecekti.

Diğer tarafta Yerovalı ayakta orduyu gözetlerken Worgreymon’un ne yapacağını tahmin etmeye çalışıyordu. Aslında biliyordu fakat ne kadar çılgın ve kansız olacağını tahmin etmekte güçlük çekiyordu. Henüz Irdenser gibi önsezileri daha gelişmemişti. Dünyanın en zeki adamı olmak için kendisinden daha zekileri halt etmek zorunda kalacaktı. Irdenser’ı bu konunun dışında tutuyordu. Yaşına rağmen her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmesi onun gibi birisinin Kalmukya tarihinde belki ilk ve son olacağını biliyordu. Savaşçı Borla dahi Rhidger ve üstün zeka Irdenser olmasaydılar bugün olmayacaklardı. Kaybedilmiş dünyayı kazananların elinden almayı başaran kimilerine göre büyük adam kimilerine soysuz piçtiler. Yine kötüler zor durumdaydı savaş kesinlikle kazanılmak zorundaydı. Poligon  ‘’Kazanabilecek miyiz?’’ diye sordu. Arkasında diğerleri vardı. Yerovalı ‘’Rhidger bizimle son konuşmasında ne dedi hatırlıyor musun?’’  dedi. Vile Poligon’un yanına gelmişti. ‘’Çocuklar bugün babaları olmadan savaşacaklar’’ dedi. Poligon Vilenin ağzından dökülen sözler ile duygulanmıştı.  Yerovalı ‘’Irdenserde babanız olmadan savaşmayı öğrenmek zorundasınız Rhidger ve Ben size son kez yardım edeceğiz. Bu savaş Borla olmadan savaşmayı hatta kazanmayı öğrenmemiz gerektiği savaştır. Hem öğrenmek hem kazanmak zorundayız. Worgreymon kılıcını çekti hazırlanın onların ilk saldırılarından sonra sadece ilerleyin’’ dedi.

Yaşayan Efsane III kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane III 3.Bölüm

Kelime Sayısı:1129

3 Bölüm

Büyük Plan

‘’Dede bize o kanlı anıları anlatacak mısın?’’ diye sordu çocuk. İhtiyar başka bir köyde yarım kalmış hikâyenin sonlarına gitmek için anlatmaya koyulmuştu. Köy başkaydı ama hikâye aynen devam ediyordu. O ölürse bugüne kadar ölenler iki kez ölmüş olacaktı. İnsan hayatında iki kez ölürdü birinci ölüm kendisinin öldüğünde ikinci ölüm kendisini son hatırlayan kişinin öldüğünde gerçekleşirdi.  İhtiyar boğazını temizledikten sonra başlamaya hazırdı, yutkundu ve başladı.

‘’Hikâyenin başını biliyorsunuz aslında orayı geçiyorum nefretle anılan iki katili de biliyorsunuz. Onlar hemen hemen peş peşe öldüler. Dünyayı iyilerin elinden alan son nesilden herkes ölmüştü. Sonuncuydular belki o yüzden ömürlerinin son yıllarını savaştan uzak geçirmek istediler fakat iyiler buna izin vermediler. Bir iyi mutlak bir kötüyü öldürmek zorundadır çocuklar. Okuduğunuz öykülerde bile bu böyledir ve şiir, öykü ne okursanız okuyun ne duyarsanız duyun neye inanırsanız inanın. Hep iyiler kazanır. Kötülük ve kötü adamlar kaybetmeye mahkûmdur. Onlar öldüler dünya sandı ki kötülükler iyiliğe kavuştu dünyaya hâkim olmuş iyiler tekrar dünyaya hâkim olacak. Geriye hiç dönüp bakmadılar. Nefretle anılanların yetiştirdikleri kişilere onlar hiç Worgreymon’u, Kadran’ı Y.Cevra’yı Panoz’u yok saydılar hâlbuki onlar yok sayılacak insan değildi, kalpleri nefretle dolmuştu kimisinin ki. Bazıların ki saf kötülük ile doldurmuştu.  Borla ayakta öldüğünde dünyaya çok büyük yıkımları olan son insan artık yoktu fakat geriye öyle şeyler bıraktı ki keşke yaşasaydı demek zorunda kaldılar. Kokuyu alıyor musunuz?’’ dedi sorduğu soruya cevap bulamayacağını bile bile sordu. Cevabı çocuklar tarafından verilemeyecek bir soruydu bu.

‘’Ben o günlerde almıştım. Büyük plandan başlayalım dünya hiçbir öyküde bulamayacağınız şeyleri anlatacağım’’ dedi.

Borla kalesi düşmüş Rarar,Sagata,Vile  akıbeti bilinmezken Arslan Dorianlardan kaçarken pusuya düştüğünü haberi alınmış yaşayıp yaşamadığı belli değildi. Worgreymon ve Kadran intikamlarını aldıktan sonra gelişen olaylar neticesinde Wonderful ile birlikte yakalanmıştı. Krallar toplandı, meydan hazırlandı, askerler ve halk oradaydı. Geniş güvenlik önlemleri alınmıştı kuş uçurtulmuyordu. Hazırlıklar tamamlanmıştı. Worgreymon bir kez herkesin gözü önünde kaçmayı denemiş fakat başarısız olmuştu. Wonderful ve Worgreymon tekrar halkın önüne çıkartılacak ve onların gözlerinin önünde idam edilecekti.  Kötülerden birçok kişi yakalanmış ve öldürülmüştü, Krallıklar hep bir birlik olmuşlar dünya üzerinde yaşayan kötüler yakalayıp bir bir öldürmeye başlamışlardı. Buna rağmen kötüler arasında soğuk savaş halen devam ediyordu. Mordekei ve Nelsan Dara Ben arasında geçen mücadele beraberlik ile sonuçlanmıştı. Düello birçok kişinin bilmediği üzere Mordekei yenmek üzereydi fakat Ceskoro Krallığının başkomutanı Qurde ikisini aynı anda öldürmek isteyince düello sona erdirilmişti.

Başarısız kaçısın üzerinden iki hafta geçmişti, yine ikisi birlikte halkın gözlerini önüne çıkartılmış bu sefer ellerinden ayaklarından ve belinden zincirleyip yüzlük prangalara vurulmuşlardı. Kimse bilmezdi fakat Worgreymon ve Wonderful sırtlarından birkaç kez bıçaklanmışlardı. Kan kaybından ölmeden önce idam edilecekti, iyiler bu sefer işi sansa bırakmıyorlardı.  Karşılarında güçten düşmüş başını bile kaldırmakta güçlük çeken Worgreymon vardı. Mr.Wonderful ona göre daha iyi durumdaydı. İdam kitaplara geçecekti, zaten kötüler adına hem idamlar ve yaptıkları kötülükler tarih kitaplarına geçer her yeni nesil kendisine bir düşman belleyerek büyütülürdü.  Mr.Wonderful ‘’Reis!’  diye seslendi fakat Worgreymon cevap vermedi, baygın değildi onlarca yapılan işkenceye rağmen hiç bayılmadan ayakta kalabilmişti. Artık kulaklarını dış dünyaya kapatmıştı, biraz sevinçli biraz kızgın biraz içi buruktu. Sevinçliydi çünkü Borla’ya kavuşacaktı, kızgındı çünkü hayatta kalan son kardeşi ile yolları ters düşmüştü, buruktu çünkü daha öldürülecek bu kadar insan varken onları öldürmeden ölmek onu derinden yaralıyordu.

Bu sefer fazla uzatmadan ikisini idam yerine çıkardılar. Worgreymon askerlerin yardımı ile ayakta duruyordu, boğazına zincirden yapılmış ilmiği geçirdiler. Sandalye yere düştükten sonra ayaklarından çekip direk boynunu kırmayı düşünüyorlar. Boynu kırılmama konusunda ya Worgreymon çok şanslıydı ya da Yaratıcının eli ona değiyordu. Hayatında iki kez asılmasına rağmen ikisinde de boynu kırılmamıştı. İyiler bu sefer işi sansa bırakmayacaklardı. Her şey hazırlanmıştı idam yerine Erikogor krallığı ve Snisper krallıklarını katılmıştı, savaş konseylerinin neredeyse tamamı oradaydı. Bu anı gözleri ile görmek için krallar ve aileleri bile katılmıştı. Krallar emri vermeden evvel platformun önünde kara portal açılmış karanlık dumanlarla dolu portalın içinden ilk önce Kadran çıkmış platformda askerlerin üzerine saldırmıştı. İkinci çıkan Kadran’dan daha fazla insanları şaşkına uğratmış savaş konseyi portal’a saldırmayı denese de görünmez duvar tarafından durdurulmuştu. Karanlık Kral Reilwelder kendisini göstermişti, uzun koyu kahverengi pelerini dalgalanırken başında ki yırtık bere yüzünden saçlarının olmadığı gösteriyordu. İmparatorun ailesinin bir üyesiydi ayrıca Borla’nın Rhidger den sonra en yetkili kişiydi. Yaşlanmış ama geri dönmüştü. Üçüncü Irdenser ardından Rhidger,Mordekei,Nelsan Dara Ben,Matilyano güçlükle yetişebilen Arslan ve ciddi boyutlarda zehirlenmesine rağmen Borla’nın son ustası Sagata da oradaydı. Portal kapanmak üzereyken Hexan’da kendini gösterdi. Kötüler tam tekmil gelmişlerdi. Hexan etrafı surlarla çevrilmiş oldukça korunaklı yerin tepelerinde ki askerlere baktı ve parmağını şaklattı. Askerler kıyafetlerini çıkartıp ölüm akıncıları kıyafetleri görünmüştü. Rhidger işaretini verdiğinde halkın arasına karışmış karanlığın ordusu harekete geçmişti.

Neler döndüğünü kimse anlayamamıştı iyiler tarafından surlarda ölüm akıncıları halkın arasında karanlığın ordusu ve karşılarında Borla’nın kardeşleri, ölüm akıncılarının yeni lideri, bir efsane ve dünyanın diğer kötüleri. Bütün kötüler tahmin edilmedik bir şekilde bir araya gelmesinin tek sebebi aralarında bulunan dünyanın en zeki adamı Irdenser’di övgüleri ve küfürleri yine aynı anda hak etmişti. Irdenser ‘’Şimdi beni dinleyin bu kadroyu bir daha toplamakta zorluk çekebiliriz Nelsan ve Matilyano sizler arkada kalın ve onları kollayın. Geri kalanlar abi istersen sen söyle’’ dedi. Rhidger görünmez duvarın uçuna geldi arkasındakileri baktı. Sesini düzeltti. ‘’Onları kendi kanlarında boğun!’’ dedi ve ileriye atıldı. Ölümsüz Efsane Mordekei peşinden gitti.  Arslan ‘’Birkaç budala ölecek diye ben neden savaşın arkasında kalıyorum’’ dedi. Arslan’ın konuşmalarından kimse sevmezdi konuşmayı çok sefer savaş nutuklarını ve naraları atmaya bayılırdı. İnsanları önce konuşarak korkutmaya çalışırdı. Irdenser olası bir Arslan’a karşı yapılacak savaşı engellemek için üstün zekâsını kullanmaktan başka seçeneği yoktu.

‘’Savaşta önce budalalar ölür Arslan geriye kalanlar ise zekilerdir. Zekiler geride kalmalı ki zafer alınabilsin’’ dedi. Arslan ‘’Hmm’’ dedi ve daha fazla konuşmak istemedi kendisine verilen emri uygulaması tercih etti. Irdenser’in kendisini herkesin içinde övmesinden daha fazlasını yapmasını beklerdi ama Irdenser bundan daha fazlasını yapmayacağını bilirdi. Sagata sesini çıkarmadı o da istekliydi ön tarafta savaşmaya lakin savaştan çok Worgreymon ve Mr.Wonderful’un daha önemli olduğunu düşündü. Borla’nın varisi ve Borla’nın yaveri ondan geriye kalan az şeylerden bir tanesiydi, kötülüğün belki de yeşermekte olan yeni umutlarıydı ikisi. Her şeye en baştan başlamak için yapılmış en iyi seçecekti.

Dengeler yavaş yavaş yerine oturmaya başlamıştı, Borlasız ilk ciddi savaşın içine girmişler iki krallığa en olmadık zamanda meydan okumuşlardı, kötüler bir kez daha farkını koymak için toplanmıştı. Irdenser Rhidger cepheye gitmeden önce bağırdı. ‘’Öncüler hatırlar mısın Abi?’’ diye bağırarak sordu. Rhidger ‘’Tarih ve tarihi tekrardan çevrilmesinin zamanı geldiğimi mi söylüyorsun? Tarihi tekerrür ettireceğiz’’  dedi. Worgreymon ve Mr.Wonderful Sagata ve Arslan alıp götürüyordu. Savaş konseyi kendi aralarında neler yapacağını düşünüyorlardı, kötüler oldukça savaşmaya istekli gözüküyorlardı aynı şeyi savaş konseyi için söylemek zordu. Avantaj onların elindeydi, dışarıda binlerce kişilik orduları vardı her iki krallığın savaş konseyinin büyük bir kısmı buradaydı, sayısal üstünlüğe değinmek bile gereksizdi.  Karşılarında üç efsane üç efsane dengi üç efsane gücünde insanlar. Son zamanlarda toparlanmış en iyi kadro idi. Cevda ve Leninpal haricinde toparlanmış en iyi kadro vardı. Dünyanın dizinin ve kısmen de olsa Dünyanın sonunun kaybedilmesinden sonra kötülüğün fitili acımasızca ateşlenmiş kötülüğün kuyruğuna yanlış zamanda basılmıştı.

Yaşayan Efsane III kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Günlük #6

Uzun zamandır yoktum geri döndüm. Serilerim devam ediyor.

Kanzaki Günlükleri kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane III 2.Bölüm

Kelime Sayısı:1164

2 Bölüm

Bayram Günü

Sonunda Borla ölmüştü her fani gibi insanlık bir an onun asla ölmeyeceğini sanmıştı. Borla ölmüştü. İnsanlar bu kelimeyi bile söylerken bile etrafına bakınıyor yüksek sesle söylemek istemiyordu. Borla’nın gerçekten ölüp ölmediğini doğrulayan kişi Irdenser olmuştu. Üç kardeşin bir bütün hikâyesinin ana karakteri artık aralarında olmayacaktı. Rhidger ve Irdenser kötülüğün son direnişinde son kozlarını oynayacaklarına yemin etmişlerdi. Kimsenin haberi olmadan üç kardeş son bir kez bir araya gelmişlerdi. Kötülük için bir şeylerin yapılması gerekliydi. Borla’nın buna ömrü yetmemişti. Bütün yük Irdenser’in zekâsına Rhidger’in dahiliğine kalmıştı. Bir on yıl sonra kötülük mazi olacaktı. Buna dur diyebilecek kişiler çok fazla idi ama kitleleri bir araya getirebilecek kişi sayısı çok azdı. Kötüler kendi içinde ki savaşlar tam olarak bitmemişken iyilerin darbelerine maruz kalmışlardı.  Dünya kalan iki kardeşin peşlerine düşmüştü. Rhidger’in başına konan ödül 45 bin gümüştü Irdenser’in başına konan ödül ise 40 bin gümüştü. İkisi de dünyanın en çok aranan adamlarının başında geliyordu. Ama genel olarak ilk dört de canavar dörtlü denildi.

Irdenser’in son planı Rhidger’in dâhiliğini konuşturacağını son oyun oynanacaktı.  Gece olduğunda Rhidger uykuya dalmıştı yeni hayatında oldukça mutlu idi. Kılıcını gömmüş kendisinin hiç bilinmediği bir yere taşınmıştı, o sırada biri erkek biri kız olmak üzere iki çocuk evlat edinmişti. Ronlar etrafı gizlice sarmışlardı ve içeriye 17 Ron giydi hepsi Gizlilerin içerisinde en iyilerinden oluşuyordu. Çocuklara dokunmayacaktı, odasına girmişlerdi. Rhidger üzerini yorgan ile örtmüştü. Ronların hepsi etrafına dizildi ve kılıçlarını ile Rhidger’e sokmaya başladılar, o kadar hızlı yapmışlardı ki Rhidger’in sesi yerine sadece kanını görmüşlerdi.  Ronlar bir dâhinin nasıl zavallıca öldürdüklerini sevinirken aralarından bir tanesi akıl edip yorganı açmıştı. Herkesin gözleri büyümüştü ölen Rhidger değildi, yoldaşlar meclisinin bir üyesiydi.  Rhidger kapıyı tıklayıp içeriye girdi. ‘’Hevesinizi aldınız mı? O öldürdüğünüz adam için bedeninizde fazladan deşik açacağım. ‘’ dedi. Topallayak bir adım attı kılıcını yere sapladı oda karanlık kaplanmıştı, kılıcını yerden kaldırdığında kesilen ayağını yerine getirdi ve ileriye atıldı. Ronlar onun ileriye atıldığını dahi görmemişti ondan geriye sadece odanın içerisine dağılmakta olan karanlık duman kalmıştı. Ronlar birbirlerine bakarken kesilerek can veriyorlardı. Darbelerinin çoğunu önlerinden almalarına rağmen Rhidger’i görebilen yoktu. Yedi tane Ron iki saniye içinde yere yığılmıştı. Kalan Ronlar odanın etrafına dağılmışlardı odadan çıkamazlardı.

Efsane seviyesi anlamına gelen onuncu seviye karanlık gücüne sahipti. O hiçbir zaman efsane olarak anılmamıştı. Eğer efsane olsaydı Dahi Efsane Rhidger adı koyulacaktı. Sevdiği kadından abisi için ayrılabilecek ömrünü abisi için feda edebilecek dava adamıydı. Onun gibilerin artık dünyada bir elin parmağı geçmeyecek şekilde kalmıştı. Abisi yoktu fakat o ölene kadar onun gittiği yoldan gitmeyi tercih etmişti zira kardeş olmanın kuralı buydu. Ronlar etrada dağılsa da değişen bir şey olmamıştı. Görülemeyecek kadar hızlı Rhidger saldırılarına karşı koyamıyorlardı. İhtiyar Rhidger 90 yaşına merdiven dayamış adamı bırak çizik atması göremiyorlardı bile ne küçük düşürücü bir durumdu.  Ortis’in güçlenmek için Vanguard avladığı yıllarda Rhidger sadece zevk için Vanguard avlardı. Her ikisi kadar iyi Vanguard avlayabilen Borla dan başka kimse yoktu. Onların nesli tükenmek üzereydi.  Ronlar tek tek yere devrildi ve hunharca Rhidger tarafından katledildiler. Kadran sadece pencereden izlemişti. Rhidger buysa Borla’nın gerçek gücünün ne olduğunu tahmin etmekte zorlandı Kadran.  Rhidger dışarıya çıktığında Kadran ‘’Gerçekten size verilen isimlerin haklarını fazlasıyla veriyormuşsunuz’’ dedi. Şaşırmıştı. Rhidger kahkaha attı. ‘’Biz gençler tornado gibi eserdik kimse bizi durduramazdı. Eğer gökyüzünde uçabilseydik hiçbir iyiyi sağ bırakmazdık fakat uçma gibi bir yeteneğimiz yok. Şimdilerde sadece rüzgâr gibi esebiliyoruz. Hadi Irdenser’i bulmaya gidelim daha bütün dünyayı kandıracağız. Ama bundan önce sana çok önemli bir şey göstereceğim’’ dedi.  Dışarıya çıktılar onlar dışarıya çıkınca etrafları hemen sarılmıştı. Kadran kılıcına davrandı. Rhidger onu durdurarak. ‘’Bunlar düşman değil yoldaşlar meclisinin üyeleri. Rhidger içeriyi gösterdi. Etraflarını saranlar içeriye girerken Kadran ne olduğunu anlamamıştı. Rhidger onların hepsi içeriye girdikten sonra kendisine içeriye girdi. Kadran onu takip etti. Rhidger dizilmiş olan yoldaşlara baktı onların önüne geçti. Rhidger

‘’Yoldaşlar hepinizi buraya toplamamın nedenini iyi biliyorsunuz. Artık Borla aramızda değil. Ben ve Irdenser çok yaşlandık. Bundan böyle yeni lideriniz Kadran olacak.’’ Dedi. Rhidger ona doğru baktı. ‘’Bu adamlar senin için gözünü kırpmadan ölümü göze alabilecek seviyede insanlar. Artık kendine ait özel birimin olmalı dünya senin peşine düşecek. Ölene kadar böyle devam edecek’’ dedi. Kadran ‘’Mesele ölümü göze almak değil. Aranızda hangisi şuanda benim için sağ kolunu kaybetmeye razı olur. ‘’ dedi. Herkes birbirine baktı, öne bir kişi çıktı diğerleri de onunla birlikte öne çıktılar.  Kadran mavi kılıcını çekti, elinde savurup bileğini ısındırdı.  Kılıcını ilk öne çıkana doğrulttu ve kılıcı ile gelmesini işaret etti. Adam diğerlerinden tekrar ayrıldı ve sağ yana doğru açtı. Kadran ileriye çıktığında adam ile göz göze geldi. Bakışlarını aşağıya doğru baktı. ‘’Koluna bakabilirsin’’ dedi. Rhidger onun hızını görmüştü.  Efsane indirebilecek kadar güçlenmişti fakat tecrübesinin halen olmadığının farkındaydı.  Kadran arkasını dönüp geldiği yere doğru giderken

‘’Arkadaşınızın kanamasını durdurun’’ dedi. Adam dişlerini sıkmış fakat bağırmamıştı. Dişlerini iyice sıkıp tavana baktı. Arkadaşları ona yardım ediyorlardı. Kadran ‘’İşte şimdi benim yoldaşım oldunuz gerektiğinde bir kolu bile feda edebilenler benim yanımda durabilenlerdir.

Bir Gece Ansızın Gelen

Gece boyunca savaş devam etmişti, alevler bütün Normont şehrini sarmıştı.  Şehrin hapishanesinde 30 bine yakın kötü tutuluyordu. Worgreymon şehir valisine bir gece ansızın geleceğini söylemişti. Vali onun dediklerine kulak asmamıştı. Güneş doğmaya başladığında şehrin yarısı Worgreymon tarafından çoktan yok edilmişti bile.  Kargalar cesetleri yemenin keyfini çıkartıyordu.  Bir kenarda yarı ölü yarı diri bir şekilde evin duvara yaslanmış Worgreymon’a karşı askerleri komuta eden komutan bakışlarını kaldırıp Worgreymon’a bakmıştı. Yüzü görünmese de yine de bakmıştı. Kansız lakabını aldığına pek şaşırmadı onun yaptılarını görünce. Elinde bir sıçan ile karşısına dikilmişti, karnı daha önceden deşilen ve bağırsakları dışarıya çıkmakta olan komutanın yanına çömeldi. Komutan yarığı sımsıkı tutuyordu. Öleceğini biliyordu ama yine de tutuyordu. Yaşama tutunmanın ne olduğunun farkına varmıştı. Worgreymon onun ellerini zorla açıp bağırsakların dışarıya çıkmasını zevkle izliyordu.

‘’Aç komutan aç’’ dedi. Bir eli ile daha çok yarasını açarken diğer eli ile sıçanın açılan yarıktan başını içeriye soktu. ‘’Öleceksin bunu iyi biliyorsun ama ölürken de sıçanın seni nasıl yediğini görmeni istedim. Bir sıçan için insanın değeri ancak bu kadardır komutan. Şehrin hapishanesine gidip tuttuğunuz bütün kötüleri kurtardığımda yaşayan ailene ne olacak hiç düşündün mü?’’ diye sordu. Komutan gözlerini kapattı olumsuz yanıt verdi. ‘’Duymak ve görmek istemiyorum şerefsiz’’ dedi. ‘’Aşağılık adam bir gün sende Borla gibi geberip gideceksin hem de kendi bokunda. Dünya da hiçbir kötü kalıcı olamadı bu dünya sana da kalmayacak.’’ Dedi. Worgreymon sinirlenmişti fakat komutanın acı çekmemesi için kendisini öldürtmeye çalışmasını anlıyordu. Worgreymon ayağa kalktı. Eli ile ona dur işareti yaparken ‘’Yok öyle kolay ölüm yok’’ derken sözlerine devam etmek için biraz soluklandı. ‘’Ailen vardır senin şimdi, kızın veya erkek olun vardır yoksa bile karın vardır. İşkenceden inim inim inleyecekler bunları düşünerek öl. Bu şehirde dişi sinek bile iyi olsa geberteceğim. Neyse komutan sen kal’’ dedi. Adam sıçanı çıkartıp Worgreymon’un üzerine atmıştı. Worgreymon adamın her iki kolunu kırdı. Sıçan’a dokunmadı ve komutanın yanından ayrılmaya başladı.

Sivilleri öldürmek bu kadar kolay iken sabaha kadar onları öldürmekle uğraşmıştı. Borla direk öldürür geçerdi işkence yapmaz zülüm etmezdi. Worgreymon öyle değildi ölen her kişiye hayattayken işkence yapmaya bayılırdı. Bugün bayramdı ve bu güzel günde kötülerin hapishanede pineklemesine razı değildi. Şehrin diğer kalanına zülüm etmeyecekti şehirde ki asker sayısının çoğunu yok etmişti kalanları ile uğraşıp mahkûmları kurtarıp onlara bayram hediyesi vermek istiyordu.

Yaşayan Efsane III kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın