Yaşayan Efsane 13 Bölüm

Kelime Sayısı:858

13 Bölüm

 

Krimordan Kaçış

 

Kadran onun yanından ayrıldı ve koridorda koşmaya başladı. Askerler daha fazla geliyordu Başaran yoruluyordu, giderek sona yaklaşıyordu. Kadran tünelin sonuna geldiğinde ona bir kez daha baktı. Onun arkasına geçenlerden olmuştu. Dar alanda dövüşme yeteneği muazzam olsa da arkada onlarca askeri güçlükle tutuyordu. Merdivenlerden çıktığında mazgalın kapağının açıldığı görmüştü. İçeriye toz düşerken başını eğmişti, sonra tekrar yukarıya baktı. Kendisini idamdan kurtaran adam oradaydı.  Borla ‘’Başaran nerede?’’ diye sordu.  Kadran ‘’Geride’’ diye cevap verdi.  Başaran ‘’Reis görevimi yaptım’’ diye bağırdı. Borla elini uzatıp Kadran’ı oradan çıkardı. Başaran ‘’Reis buradan gidin’’ dedi. Borla çocuğu ayağa kaldırdı. Borla ‘’Hayatta kal!’’ diye seslendi.  Başaran bir şey söylemedi. Borla tünelin ağzını kapattı ve çocuk ile yürümeye başladı. Çocuk ‘’Onu orada mı bırakacağız?’’ Dedi. Borla ‘’O ve ben gerçekleşecek olanın farkındayız’’ dedi ve gökyüzünü işaret etti. Bu şehir Borla tarafından yok edilecekti ve vakit azalıyordu. Başaran ‘’Hiç denemedim’’ diye mırıldandı, başka seçeneği de yoktu.

700 numaralı adam ‘’Sana vereceğim küreyi en son çare olarak kullan’’ dedi. Sözünü hatırlamıştı. Ellerine aldığı iki küreyi yere attı. Tünelde büyük patlama oldu ve içerisi toz bulutu ile doldu. Borla ve çocuk patlamayı uzaktan duymuş geri dönüp bakmıştı, kapak havaya fırlamıştı ve toz dumanı karanlık dumana karışmıştı.  Borla çocuğu zamanında almıştı, karanlık duman ve hortum gelemeyeceği kadar uzaklaşmışlardı ve etkisi azalıyordu. Kadran ‘’Öldü mü?’’ diye sordu. Borla cevap vermedi ve onu geriye bakmasını engelleyerek önüne dönmesi için zorlamıştı. Borla ‘’Buradan hızlıca uzaklaşmak gerek’’ dedi. Kadran ‘’Beni neden kurtardın adımı daha bilmiyorsun?’’ diye sordu. Borla ‘’Yolumuz da uzun hikayemizde en başından başlayacağım ama adını bilmediğimi nereden çıkardın?’’ diye sordu. Kadran ona adını söyleyip söylemediği bilmiyordu tekrar düşündü emindi adını söylemediğine. Çocuk bir an olduğu yerden koşmaya başladı, boş arazide Borla’dan kaçıyordu.  Borla

 

‘’Bugüne kadar benden kim kaçıp kurtulabildi ki sen de kaçıp kurtulasın çocuk’’ dedi. Çocuk durdu ve arkasına döndü. ‘’En kötüsü ölürüm’’ dediğinde Borla’nın bir anda karşısına dikilmesi çocuğu epey ürkütmüştü.  Çocuk onun karanlık yüzüne baktığında daha çok korkmuş bir adım geriye atmıştı. ‘’Bir gün ölmek için yaşıyoruz evlat gerçek ailen öldürüldü. Bunun intikamını almadan ölecek misin?’’ diye sordu. Çocuk Borla’nın dediklerini anlamamıştı fakat konuştu. ‘’Onlar beni sattılar’’ diye tepki gösterdi. Borla başını aşağıya eğdi ve doğrudan çocuğa baktı.  Çocuk korkudan yere düştü ve düştüğü yerde öylece kalakaldı.  Borla

 

‘’Gerçekler çoğu zaman anlatıldığı gibi değildir evlat’’ dedi. ‘’Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’’ diye sordu.  Çocuğu ‘’Hayır! Ama güçlü bir ihtiyarsın’’ dedi. Borla ‘’Bilmeyenlere göre sadece ihtiyarım bilenlere göre Yenilmez Efsane Borla’yım sana göre Biertayım’’ dediğinde çocuk kendinden geçerek bayılmıştı. Borla çocuğu yerden kaldırdı ve omzuna aldı.  ‘’Şimdi daha hızlı yol yürüyebilirim’’ diye mırıldandı. Geriye bıraktığı şehir büyük yıkıma maruz kalmıştı, belki de artık kullanılamayacak durumdaydı. Burada gelip basitçe çocuğu alıp gitme niyetindeyken yine bir şehri yok edip ardına bakmadan yola koyulmuştu. Uzun zaman önce kaybettiği çocuğu geri almış birlikte neler yapabileceğine bakmaktı.  Bu çocuk karanlık güçlerle doğan tek çocuk değildi fakat Tarnovalı olan tek çocuktu, diğer çocukların hepsini kaybetmişti, kimisi kaybolmuş kimisi öldürülmüştü, elde kalan son çocuk en iyi şekilde eğitmeliydi.

 

 

Yolculuk son hızla devam ediyordu. Borla çocuğu sırtında taşıyordu, atı olmadığı için yürüyorlardı. Dünyanın Krimorda yaşanan olaylardan haberi olduğunu düşünüyordu. Çocuk henüz ayılmamıştı. Akşam olmasına çocuğu sırtından indirdi ve yere otların üzerine bıraktı. Yiyecek bir şeyler bulmalıydı, geniş otlaklara sahip bu bölgede yakın çevrede herhangi hayvan veya meyve ağacı bulunmuyordu. Araştırmaya ve gezinmeye devam etti, ormanı geriye bırakmıştı belki de o zaman durup dinlenmeliydi o biraz daha yol almayı istiyordu. İlk başta ulaşmak istediği yer çok uzak olmasa da yorgundu birkaç saat dinlenmeli ve bir şeyler yemeliydi.  Yere eğildi ve doğanın sesini dinlemeye başladı, bir şeyin hareket ettiğini duyuyordu otların arasında yavaşça yerinden doğruldu ve belindeki bıçağı hareket eden şeye fırlattı. Hızlı davranmış ve hayvan inlemesini duymuştu. Otları açtığında sadece küçük tavşan avladığını görmüştü.  Önce bıçağını çekti, sonra tavşana aldı, çocuğu bıraktığı yere geldi, etrafta küçük taşlardan etrafı çevirdi.  Çalı çırpı küçük odun parçaları ve kuru ot buldu.  Ateş yaktı yaş çubuk bularak bıçağı ile oydu. Tavşanın derisini yüzdü, kanını dışarıya akıttı.  Tavşanı ateşe tuttu, heybesinden biraz yağ çıkartıp onu pişirirken tavşanı çeviriyordu. ‘’Kadran uyan!’’ diye bağırdı. Çocuk kendi adını duyunca gözlerini araladı. Ateşin başında olduğunu fark etmişti, karnı gurulduyor ve susuzdu. Borla

 

‘’Öyle bir bayıldın ki uyandırmasam açlık ve susuzluktan ölecektin. Borla ona matarasını attı. Kadran matarayı kaptığı gibi suyu içmeye başladı. Tavşanı çeviriyor iyice pişmesini sağlıyordu. Ateşten çekti ve biraz kesip Kadran’a uzattı. Kadran bir parça aldı tadı tuhaftı diğer yediği etlere benzemiyordu. Borla

 

‘’Adını biliyormuşum değil mi? Bir gün bekletilseydi daha tatlı olurdu ama amaç tadı değil karnı doyurmak’’ dedi. Yine de tadına alışınca çok yememek gerek tavşan eti ömür kısaltır’’ dedi. Gülümsedi. Kadran ‘’Ölümden geri geldim bir şey olmaz’’ dedi. ‘’Kaç gündür uyuyordum?’’ dedi. Borla ‘’Üç gündür dedim ya eti ve suyu görünce kafan dağıldı, kendini toparla yolculuğun geri kalanını seni sırtımda taşımayacağım. ‘’ dedi. Kadran ‘’Bana gerçek ailemden bahset’’ dedi. Borla biraz daha atıştırdıktan sonra yere uzandı

 

‘’Baban bir oduncuydu anneni bilmiyorum. Haklarında fazla bilgim yok fakat doğduğun gün onların öldürüldüğü gündü. ‘’ dedi.  Kadran ‘’Sonra?’’ dedi. Borla ‘’Gülümsedi ses tonu cezbedemeyeceği çocuk yoktu ama devamını getirmeyecekti. ‘’Dinlenmem gerek evlat vakit buldukça hikâyenin ana hatlarını hatta istersen detaylarını sana anlatacağım’’ dedi. Kadran bozulmuştu ama elinden bir şey gelmezdi.

Yaşayan Efsane 12 Bölüm

Kelime Sayısı:770

12 Bölüm

 

Belki Başka Bir Gün

 

Gereko yaklaşan tehlikenin farkındaydı, şehrin bir kısmı karanlığa gömülmüştü. Xitrus saldırıda bulundu Borla da saldırdı onun karanlık gücü aydınlık gücü ile yapılmış saldırıyı parçalayarak Xitrus’e ulaşmıştı. Xitrus gelen saldırı savunsa da darbe almış ve metrelerce geriye fırlamıştı. O sırada Fekas Borla’ya arkasından saldırıyordu. Oldukları yer tamamen karanlık olmuşlardı, Borla oldukça zor görülüyor ve karanlık güç onların gücünü emiyordu.  Gereko, Xitrus güçlerini açmıştı. Fekas evin yığınların arasından çıkıyordu. Karti cansız bedeni ikiye bölünmüş yatıyordu. Gereko ve Xitrus aynı anda saldırıya geçtiler. Borla da onları takip etti. Fekas yeni toparlanıyordu. Üçlünün saldırıları birbirlerine ile çarpıştı ve ufak bir sallantı meydana geldi, yerden Xitrus ve Gereko tarafından beyaz toz bulutu kalkarken Borla’nın tarafından ne kalktığı görünmüyordu. Borla bastırdıkça onlar geri çekilmek zorunda kaldı. Borla’nın gücüne ikisinin gücü karşı koyamıyordu.

Kılıcın gücünü yitirdiğinin farkında idi. Her ne kadar kılıcına karanlık gücünü eklese de özel veya lanetli kılıçlardan olmadığı için bu kadar sert dövüşe dayanacağını düşünmüyordu. Onların geri çekildiğinde Borla yumruğu ile alan saldırısı yaptı. Xitrus ve Gereko kılıçları ile durdururken Borla onların yanından uzaklaşmıştı, biliyordu Fekas’ın saldırı yapacağını bir anda ortadan yok olan Borla’yı aradı gözleri arkasından birisi onun omzunu tuttu, Kemikleri çatırdamaya ve kırılmaya başlamıştı. Borla elini biraz daha güçlendirdiğinde Fekas’ın omzunu bedeninden eliyle ağırdı. Fekas acı ile bağırdı. Borla

 

‘’Her şeyin bedeli vardır ve ben bedel ödetenim.’’ Dedi. Kılıcı ile Fekas kafasını gövdesinden ayırdı.  Xitrus Gereko savaşa odaklanmaları tamamen değişmişti artık hırsları harekete geçmişti. Bu Borla’nın istediği bir duyguydu. Borla sol yumruğu bütün gücüyle vurdu. Büyük bir rüzgâr ile ilerleyen yumruk Xitrus’e denk gelmiş ve hazırlıksız yakalanmıştı, yerden havalandı ve metrelerce geriye düştü.  Gereko ona saldırdı. Borla kılıcı eliyle tuttu. Bedenini karanlık güçle kapladığı için gelen saldırıyı rahatlıkla eliyle durdurabiliyordu. Karanlık duman şehrin her yerine hâkim olmuş gibiydi bu olay Borla’nın gücünü artırırken Gereko ve Xitrus gerçek güçlerini ortaya koyabilmeleri için daha fazla çaba sarf etmek zorundalardı. Borla

 

‘’Geri çekilin, çocuğumu bana bırakın aramızdaki mesele kapansın’’ dedi. Gereko ‘’Şehri yok ettin savaş konseyindeki arkadaşlarımı öldürdün bu saatten sonra seninle asla barışmam ve bu savaştan da çekilmem. Daha ne kadar karanlık gücünle bu şehrin üzerini kapayabilirsin ki?’’ diye sormuştu. Borla

 

‘’Sizleri öldürene’’ kadar diye cevap verdi. Xitrus güç bela kendisini toplamıştı göğsünde yara vardı.  Borla yumruğunu tekrar vurduğunda Gereko’nun kılıcı parçalanmıştı, yumruğunu tekrar vurdu bu sefer Gereko yumruğa yumruk ile karşılık vermiş ikisinin yumruğu çarpışmıştı. Yumruklar çarpıştığında Gereko’nun kolunda kırıklar ve kemiğinde çatlaklar meydana geldi. Gereko kolunu acı ile çekti. Xitrus Borla’ya saldırdı ve Borla ondan daha hızlı davranıp geriye çekilmiş daha iyi konumlanmıştı. Xitrus göğsüne aldığı yara derindi. Gereko diğer kolu ile saldırmaya çalıştı. Borla bu sefer hareket etmemiş onun gelmesini beklemişti. Onu kolundan yakalamıştı, kolunu Gereko’nun koluna yılan gibi dolamıştı. Biraz kendine çekip kolu sıkıştırdı. Diğer eli ile Gereko’ya bitiriş vuruşu yapması için kullanacaktı fakat Xitrus tekrar saldırıya geçmesi üzerine kılıcı yerine elini kullandı. Xitrus’ün saldırısı bertaraf ettiği gibi ona karşı saldırı da bile bulunabilirdi fakat Gereko ile Xitrus le aynı anda hızlıca mücadele edemezdi. Gereko’nun elindeki kolunu da kırdıktan sonra ‘’Neden?’’ diye sordu.  Onların cahil olmadığını kendisi hakkında az çok, iyi kötü bilgisi olduğunu biliyordu. Gereko

 

‘’Seni yenmek kadar ayrıcalıklı bir şey varsa bu dünyada o da Akaseleyi yenmektir.’’ Dedi. Borla bir şey söylemedi hayatı boyunca bu ve buna benzer onlarca söz duyduğuna emindi. Kılıcını çıkardı ve yapması gerekeni yapıp Gereko’nun başını gövdesinden ayırdı.  Xitrus ona yaklaştı ve tekrardan saldırıya geçti, Borla artık uğraşması gereken bir adamı daha aradan çıkartmıştı. Saldırı başlarda yaptığı kadar etkili değildi, göğsünden aldığı yara derindi ve hızlıca hareket etmesi ve savaşta olması daha fazla kan kaybetmesine ve yaranın daha çok açılmasına sebep olmuştu. Borla bu sefer kendisini savunmadı, gelen saldırıyı savunmaya gerek görmeden karşı saldırıya geçti. Onun yanından arkasına geçerken göz göze gelmişlerdi. Yaşına rağmen hızından pek kaybetmemişti. Xitrus arkasına dönmesine bile fırsat vermeden kılıç darbesi ayaklarını kesti. Xitrus yere düşerken Borla onu boynundan yakaladı. Borla

 

‘’Hiçbir şey yaşanmamış ve sadece Bretonaska savaşına odaklandığını düşün’’ dedi ve kılıcı ile boğazını kesti.  Xitrus te yere düştüğünde savaş konseyi tamamen yok edilmişti. Karanlık bütün şehri kaplamış ve hortumlarla yok etmeye başlamıştı. Borla onların nerede olduklarını az çok tahmin ediyordu. Başaran ve çocuk zamanında şehirden kaçmayı başaramamış tünellere girmişlerdi, tünellere saklanan sadece onlar değildir, askerlerde onları takıp edip girmişlerdi. Tünellere gelen askerler artıyordu. Tünelin sonu şehirden çıkıyordu. Başaran çocuğu sürekli arkasında tutuyor onun arkasına geçmek isteyenleri öldürüyordu.  O çok yavaş ilerliyordu, tünelin sonu uzak değildi fakat ne kadar dövüşeceğini bilmiyordu. Başaran ‘’Tünelin sonuna kadar git bir çıkış olacak merdivenlerden çıkıp mazgalı aç’’ dedi. Kadran ‘’Ya sen’’ diye sordu. Başaran ‘’Ben sen çıkana kadar onları oyalayacağım’’ dedi. Kadran ‘’Sonra’’ diye sordu. Başaran ‘’Sonrası yok çocuk dediğimi yap ikimizin de fazla vakti yok.’’ Dedi.

Yaşayan Efsane 11 Bölüm

Kelime Sayısı:773

11 Bölüm

 

O Geri Döndü

 

Askerlerde bir hareketlilik ortaya çıktığında Savaş lordu Karti belediye binasına girmişti, yerde Lord Magran üst katlardan aşağıya indirilmiş ve yere konmuştu. Sinirlenmişti, kimin yaptığını sordu. Aslında biliyordu fakat sormuştu. Askerler ‘’Başaran yaptı, onu zehirli bıçaklarına zehirlemiş’’ Karti ‘’Adi herif ancak bu şekilde yenebilirdi onu. Düzenbaz!’’ diye söylenerek olduğu yerden öfkeyle ayrıldı. Askerler yukarıya katlara Başaran ile dövüşmeye çıkarken bir anda durdular yerlerinden kımıldayamaz hale gelmişlerdi, korkudan kılıçlarını yere düşürmüşlerdi. Karti kafasını kaldırıp baktığında karşılarında Borla olduğunu gördü. Onu beklenmedik şekilde karşısında gördüğünde herkes gibi o da şaşırmıştı.

 

‘’Sen buraya nasıl gelebildin? Yoksa dışarıya herkes öldürdün mü?’’ diye sordu. Onca güvenlik önlemine rağmen onun binanın içine kadar girmesine anlam veremedi. Bir yanlışlık olduğunu düşünse de aslında onu karşısında görmek istememeye başlamıştı. Bir hevesle ve hırsla Borla’yı indirmek için giriştiği çabaları sonuçsuz kalmıştı.  Borla

 

‘’Tecrübe, senin satın alamayacağın kadar değerli olgudur.  Anan seni doğurmamışken ben aynısını yapıyordum. Kalmukya da gerçekler her ne kadar saklanıyorsa da savaş konseyi olarak saklı tarihe erişimin var biraz okumaya ilgin olsaydı burada olmamın sürpriz olmayacağını anlardın’’ dedi. Karti karşılık veremeden Borla askerlerin arasından geçip onu boynundan yakaladı ve dışarıya fırlattı, binanın girişinde askerler sayılarına güvenerek ona saldırmaya çalışsa da birkaç saniyede ortalığı kan gölüne çevirmişti. Karti dışarıya fırladığında başına askerler gelmiş Gereko, Xitrus ve Fekas ona doğru ilerlediğinde askerler kenara çekilmişlerdi. Xitrus ‘’Bizimle başa çıkarmazsın Bierta teslim ol adına yakışır şekilde seni idam edelim. Bunca yılın yorgunluğu var üzerinde. Çocuğunun da canına bağışlarız. ‘’ dedi. Borla kendinden emin onlara yürümeye başladı. Kılıcını yere doğru tutup kılıcı kaplayan kanların yavaşça yere damlıyordu.

 

‘’Kan dökmekten hiç yorulmam’’ dedi. Kılıcı savurdu ve kılıçtaki bütün kanlar yere düşmüştü. Magran öldü sıra size geldi. Başka sadece çocuğumu almaya gelmiştim ancak sizin pazarlık yapmaya niyetiniz yok. Krallığın dik kafalı adamları olarak karşıma çıktınız hem canınızdan olacaksınız hem bu şehir yıkılacak. Bitti mi? Hayır sizin düşüncesiz hareketiniz yüzünden Culdan sizin gibi savaşçıları kaybedip Bretonaska savaşına girecek’’ dedi. Onlara söz hakkı tanımadan sözlerine devam etti.

 

‘’Yetenekli olabilirsiniz ama tecrübe ve akıldan yoksun yetenek hiçbir işe yaramayacaktır. ‘’ dedi. Borla kılıcını çekti, siyah rengine bürünmüş kılıçtan kara duman çıkıyordu. Kaderin kılıcının mührünü bozmamıştı ve bozmayı da düşünmüyordu. Borla onların ve kendisinin söylenecek sözünün kalmadığını biliyordu onların gelmesindense Borla onların üzerine yürümeyi tercih etti. Yaşına ve düşmanın sayısına bakmadan ilerliyordu. Hayatta onun karşısında bu korkulan kişiliği düşmanları hep bir kez daha düşünmeye itmişti. Borla hızlıca harekete geçti, Gereko ve Xitrus diğerlerinden hızlı davranıp saldırıyı savunmak amacıyla ileriye atıldılar. İki Yüce savaşçı Borla’nın saldırısını durdurmuştu. Borla’nın tarafında çıkan kılıç kıvılcımları karanlığa dönüşüyordu, karşı tarafında bir süre parlayıp sönüyordu. Elinde normal kılıç vardı, bu tarz güçlü saldırılara karşı dayanamayacağını çok iyi biliyordu.

 

Şehre dışarıdan yaklaşan kara duman vardı, yerden gökyüzüne kadar kaplamıştı rüzgarlar neticesinde Borla’nın arkasından geliyordu. Bu kara duman ve rüzgarlar felaketin habercisi idi. Rüzgarlar yerini hortuma bıraktığında ve şehre gelmeye başladığında önüne ne gelirse yok edecekti. Bu şehri yok etmek için bir saldırı da olsa da Kadranı rahatlıkla öldürebilirdi kara duman şehre varmadan onu tekrar yanına almak istiyordu. Başaran’ın hakkında bir bilgisi yoktu. Sağ bırakacağı askerlerden yeterince bilgi almayı planlıyordu. Saldırıdan sonra geriye çekilen Borla oldu, Xitrus ve Gereko karşı saldırı yapma imkânı doğmuştu ama Borla’nın en çok dikkatini çeken Fekas ve Karti’nin hamleleri idi. Kendisine değerlendirilmek üzere verilecek bir hata ile hepsini rahatça öldürebilirdi. Borla onların saldırı yapmasına izin vermedi ve tekrardan saldırdı. Gereko ve Xitrus saldırılarına karşı koydular. Borla boştaki eli le Gereko’yu zırhından tutup fırlattı. Gereko yere düşüp yuvarlandı. Xitrus geriye çekildiğinde Fekas ve Karti saldırıya geçmişti. Birisinin saldırısını kılıcıyla diğerinin saldırısını çıplak eliyle durdurdu.

Gereko çabucak yerden kalksa da afallamıştı, tuttuğu zırhtan kolayca yere atılıp fırlatılması ile kendisini aşağılanmış gibi hissetti. Borla daha çok bastırınca ikisi de geriye çekilmiş o sırada Xitrus saldırıya geçmişti. Gelen saldırıyı yumruğu ile durdurmuş ve ayağının bir tanesi yerden biraz kalkmıştı. Gereko onun boşluğunu değerlendirip saldırıya geçti. Borla yere düşüp yuvarlandı. Bir dizini yere verdi. Gereko

 

‘’Bugüne kadar yere düştüğünü gören olmamıştır’’ dedi. Onların kendine güveni gelmişti. Çizik bile atılamayan adam yere düştü ise öldürülebileceğine inanıyordu.  Borla ‘’Ben çocukken savaşırken yere düşmüştüm beni yere düşürenleri ve bunu gören düşmanları öldürdüm. ‘’ dedi. Borla ayağa kalktı.  Karti hücuma geçmişti. Borla’nın beklediği anlardan birisiydi. Onun bu hamlesi gören diğerleri de harekete geçmişti. Teke tekte Borla’nın yenilmezliği ile biliniyordu.  Borla ayağa kalktı ve hızlıca hareket etti. Karti’nin yanından geçti ve onun yüzüne baktı. O sadece ileriye bakıyordu. Borla Fekas ile karşılaştı ona tekme atarak geriye uçurdu ve evlerin bir tanesinin duvarını yıkarak içeriye girdi.  Gereko karşı ilerledi. Xitrus bir an durmuştu. Borla’nın Karti’nin belinden kesip ikiye bölmesine bakıyordu. Borla etrafında kimse kalmamıştı.

 

‘’Ordum savaşlarda yenilmiş olabilir ama ben halen yenilmiyorum ve öyle kalacağım ölümüm de bu yönde olacak’’ dedi.

Yaşayan Efsane 10 Bölüm

Kelime Sayısı:744

10 Bölüm

 

Belediye Binası

 

Havada tuhaflık vardı, rüzgâr esiyordu. Başaran onların nereye gideceğini öğrenmişti, kendisi sokaktayken her yerde askerler vardı etrafı sıra sürede çevrilebilirdi vakit kaybedemezdi, çocuğu kaybetmek ve verilen görevi yerine getirememek gibi lüksü yoktu. Sokağa çıkma yasağı getirilmesine rağmen uygulanamamıştı. Lord Magran belediye binasına sığınmıştı.  Çocuğu Başaran’ın ellerinden almayı başarmıştı.  Savaş Lordu Fekas ve Karti belediye binasını koruyorlardı. Çocuğu hemen idam etmektense kaçırıp Borla’ya karşı kullanmayı planlamışlardı.  Aradan bir zaman geçtikten sonra Xitrus ve Gereko oraya gelmişti. ‘’Çocuğu öldürdünüz mü?’’ diye sordu Gereko. Fekas ‘’Hayır’’ yanıtını verince Gereko küplere binmişti, ‘’Hemen öldürün!’’ dedi ve ‘’İşimizi şansa bırakamayız’’ dedi. Karti askerlerden bir tanesine Gereko’nun mesajını iletti. Gereko etrafına bakıyordu. Xitrus

 

‘’Başaran’ın burada olması tesadüf fakat Bierta’yı görmesi bizim için dezavantaj.’’ Dedi. Gereko ‘’Başaran çocuğu bile kurtarmış olabilir’’ diyordu.  Birkaç dakika bekledikten sonra çocuğun halen ellerinde olduğunu öğrenince rahatlamıştı.

 

Birkaç dakika önce

 

Çocuk sandalyeye bağlanmış başında asker bekliyordu. Etrafında dönüyordu. Çocuk ise ona bakıyordu. Son günlerde hayatında yaşamadığı olayları yaşamıştı. Kafası karışıktı neden kendisini kurtarmak için daha önce tanımadığı adamlar bu kadar uğraşıyordu.  Adımların yaklaştığını hissedince odanın içerinde yürümeyi bıraktı ve çocuğun başına geçti. Odanın kapısı açıldığında Lord Magran içeriye doğru baktı. Çocuk bağlıyordu. ‘’Çocuk idam emri verildi diğer odaya geçir’’ dedi ve kapıyı kapattı. Asker onun ellerini ve ayaklarını çözdü. ‘’İyi zamanlamayla gelmiştim yine içinden çıkılması zor durumla karşı karşıya kaldık.  Şehrin üzerine karanlık geliyordu. Güneşin tepede olduğu saatlerde karanlık bulutlar güneşi örtüyordu. Dışarıya Gereko ‘’Hazırlanın o geliyor’’ demişti. ‘’Gidiyoruz’’ demişti asker çocuğu kolundan tutmuştu. Asker dışarıya çıktığında başka askerler de gelmişti.  Asker belindeki küreyi çıkartıp duvara vurdu, küre çatlayınca yere attı. Meydana gelen küçük patlama koridoru beyaz dumana boğmuştu, göz gözü görmüyordu. Çocuğun eli zorla tutuluyordu. ‘’Sen onlardan değilsin’’ dedi.  İkisi birlikte dumanın içinden çıktı ve üst kata çıktılar etrafta bu kadar savaş konseyi üyesi varken aşağıya inmek doğru değildi. Çocuk ‘’Buradan kaçamayız’’ dedi. Adam güldü ‘’Sen daha benim kim olduğumu anlayamadın ama olsun yakında öğrenirsin.’’ Dedi.

 

Şehir çanlar çalınmaya başlamıştı, şehir boşaltılmaya başlamıştı. Savaş konseyinin hepsi belediye binasındaydı bunun en büyük sebebi Lord Magran’ın belediye binasına sığınmasıydı. Yüce Savaşçı Gereko ‘’Bedeliye binasının güvenliği sağlandı mı?’’ diye sordu. Asker ‘’Evet dediğinde’’ başka asker onun yanına gelmişti. ‘’Çocuk kaçırılmış’’ dediğinde. Gereko sinirlenmişti. ‘’Başaran!’’ dite sinirle haykırdı. Yüce Savaşçı Xitrus elini Gereko’nun omzuna attı. ‘’Hazırlanmalıyız Gereko o geliyor Krimorda bulunan yedek askeri birliğin yok edildiği haberini aldım. O şu an tam üzerimize doğru geliyor’’ dedi. Lord Magran her tarafta Başaran ve çocuğu arıyordu. Lord Magran ‘’Odalara bakın dışarıya çıkmış olamazlar bu kadar askerin arasından kaçamazlar ben yukarıya çıkıyorum’’ demişti. Askerler odalara ve binanın çevresine bakmaya başladılar. Magran tek başına yukarıya çıktığında Başaran ve çocuğun daha en üst kata çıkmaya çalıştıklarını gördü. ‘’Başaran!’’ diye seslendi. Başaran ve çocuk durmuştu. Askerler diğer taraftan bulundukları kata çıkmışlardı.  ‘’İnat etme buradan çıkamayacağını biliyorsun.’’ Dedi. Başaran çocuğu tutup odaya soktu.  ‘’Ben gelene kadar bu odada beni bekle ve kapıdan mümkün olabildiğince uzak dur.’’ Dedi. Kadran kapıya uzak bir yere köşeye geçti ve yere oturdu. Başaran kapıyı kapattı. Belindeki küçük çantasında ip çıkardı ve kapının önüne yerleştirip kapının koluna doladı. Yerleştirdiği ipe boya sürdü. Askerler ve Magran ona doğru yürüyordu.  Başaran eliyle sol kolunu tuttu. Elindeki saklı mekanizmadan çıkan bıçak askere saplanmıştı. Askerler yere düşmekte olan askere baktıklarında küçük bir patlama meydana geldi. Askerler parçalara ayrılmışlardı, kolu ayağı ve kafası kopanlar vardı. Başaran yeni hedefi Magran idi. Kolunu ona doğrulttu fakat üzerine gelen kılıç darbesini kısa kılıcı ile durdurmuştu. Boştaki elini Magran’ın göğsüne vurarak onun birkaç metre geriye gitmesine sebep olmuştu.  Başaran kısa kılıcını tekrar kınına sokarak onunla dövüşmek için esas kılıcını çıkardı.

 

Arkadan gelen askerler olduğunu fark edince küçük çantasından misket toplarını çıkartarak geriye fırlattı. Bu toplar büyük patlama oluşturmasa da insan bedenine kalıcı hasar verebilecek kadar güçlüydü.  Magran hızlıca saldırıya geçti. Başaran ona küçük bıçaklarını fırlattı. Magran onları savuşturdu. Başaran kılıcını ileriye doğru sapladı, Magran onun saldırısını durdurdu fakat Başaran boştaki hünerli eli ile fırlattığı bıçaklar onun göğsüne saplanmıştı.  Üzerinde güçlü bir zırh olmasına rağmen küçük bıçakların zırhını kolayca delip bedenine saplanmasına şaşırmıştı. Bu onu durduramazdı fakat Başaran bir iki adım geriye çekilmişti, o sırada farkında olmadan Kadran’ın olduğu oda parçalanmıştı. Magran ileriye daha adım atamadı ve elindeki kılıcı düşürdü. Ne olduğunu başta anlayamamıştı, hissediyordu bedenine bulaşan zehri. Başaran onu yalnız bıraktı ve odaya girdi, tembihlediği gibi Kadran kapıdan uzak durmuş ve köşeye sinmiş onun gelmesini bekliyordu. ‘’Hadi buradan çıkalım artık.’’ Dedi. Kadran ayağa kalktı ve onun peşine takıldı. Etrafı iyi korunan belediye binasından çıkmanın sadece iki yolu vardı, birincisi kargaşa çıkarmak ikincisi Borla’nın belediye binasına ulaşmasını beklemek.

Yaşayan Efsane 9 Bölüm

9 Bölüm

 

Uyanan Güç

 

Kadran oradan uzaklaşıyordu, yeterince hızlı değildi ve kaçamadı da askerler onu kısa sürede ele geçirmişler ve ona diz çöktürmüşlerdi. Magran, Gereko, Karti ve Xitrus ise Borlayı tutuyorlardı.  Bir fırsatını bulup kaçmalıydı.  Bierta kendisine yapılan saldırılardan kaçmaya çalışıyor her seferinde bir saldırıyı savuşturmak zorunda kalıyor kendisine kurulmuş çemberden uzaklaşamıyordu. Gereko ‘’Ne duruyorsunuz hemen boğazını kesin!’’ demişti. Borla sürekli saldırı yiyerek gerçek gücünü kullanamıyordu. Çocuğu tutan askerler onun el ve ayaklarına hâkim olmuştu asker kılıcı çekmişti. Borla elinde kalan son hayata tutunma amacındaydı. O sırada asker yere düştü, kalabalığın ortasına nereden geldiği belli olmayan bir kişi saniyeler içinde üç kişiyi doğramıştı. Kılıcını havaya kaldırdı.

 

‘’Ya ölüm ya zafer! Efendi Borla. Ben buradayım emrinizdeyim. Size hizmet benim görevim Yüce Borla.’’ Dedi. Borla bir an olsun umutsuzluğa düşmemişti sesi duyunca kahkaha attı, herkes gardını düşürdüğünde o kılıcına daha sıkı sarıldı. ‘’Başaran’’ diye mırıldandı. Borla yüksek sesle ‘’Sonuçları ne olursa olsun o yaşamalı’’ dedi. Başaran çocuğu askerlerin elinden aldığı gibi sırtına almıştı. Çocuk şaşırmış hayretler içinde kalmıştı, ölmesini ve yaşamasını isteyenler vardı. Yaptığının bir suç olduğunu biliyordu ama hiç tanımadığı adamların kendi canı pahasına onu korumasını anlayamıyordu. Hayatında üvey babasından başka kimse ona değer vermemişti. Kendisini bildi bileli sokak piçi olarak anılıyordu.  ‘’Neden? Neden ben?’’ diye söylendi.  Bierta ‘’Bu şehri terk edin’’ dedi.

 

Başaran başıyla onayladı, Gereko o sırada hamle yaptı. Bierta onun hamlelerinden kurtulmaya çalışıyordu. Gereko oldukça iyi saldırılar düzenliyor irade gücünün sınırını kullanmaya başlıyordu. Onun her vuruşunda kılıçlar kızışıyor çıkan enerji yakınlardaki binaları yerle bir ediyordu. Diğerleri Gereko’nun işareti ile Başaran’ın peşinden gitmişti.  Daha birkaç bina şimdiden yerle bir olmuş etrafı toz duman bulutu kaplıyordu.  Toz bulutu dövüşü kesmişti, gökyüzünü yavaş yavaş kararıyordu. Gereko ‘’Borla gerçek yüzünü gösteriyor’’ diye mırıldandı. Gereko artık onu göremiyordu. Yıkılan binalardan gelen tozlar araya girmişti şimdide gökyüzü kararıyordu. Avcı iken av durumuna düşmüştü. En ufak bir ses bile duymuyordu. Gereko etrafına dikkatlice bakıyordu. Yapabileceği en ufak bir hata Borla tarafından öldürülmesine sebep olabilirdi. Avantaj Bierta’ya geçmişti. Bu avantajı Borla kullanmak istemedi, onun dövüşmekten daha önemli işi vardı. Hayatı boyunca bir adet fazladan yüce savaşçı öldürmek onun için pek çekici gelmiyordu, aynı şeyi diğer taraf için söylemek imkansızdı. Oradan uzaklaştı ve çocuğun peşine düştü. Şehir ayaktaydı Başaran’ın peşinde birçok kişi vardı. Ona güveniyordu fakat o bile bunun altından kalkamayabilirdi. Gereko halen onun orada olduğu sanıp aramaya devam ederken o çoktan uzaklaşmıştı.

 

Nereye gittiklerine dahil bir fikri yoktu. Karanlık gücünü henüz kullanmadığını düşünse de havada tozların bir kısmı kara olmuştu.  Bierta ilerlemeye başladığında şehirde çanlar çalınmaya başlamıştı. Şehir boşaltılıyordu sanki şehrin başına ne geleceğini biliyorlar gibi.  Başaran ve çocuk birlikte kaçıyorlardı fakat askerler her taraftaydı, kısa sürede neredeyse bütün köşe başları tutulmuştu. Onu zamanında bir eve sokup kendi üzerini ve çocuğun üzerini değiştirmeyi başarmıştı. Şehir boşaltılırken kaçma şansı olabilirdi. Uzun yıllar sonra kendisine verilen bu görevi başarısızla sonuçlandırmak istemiyordu gerçi başarısızla sonuçlandırdığı hiçbir görev olmamıştı ama bu farklı olduğunu hissediyordu.  Bu kadar askerin ve savaş konseyinin üyeleri arasından sıyrılmak uzun zamandır yaşamadığı macera olacaktı. Çocuk sorular sorsa da ona çok nadir cevap veriyor onun sorduklarını kendisi bile cevabını bilmiyordu. Evden dışarıya çıkmadan önce çocuk ‘’Kaçabilecek miyiz her yer asker?’’ diye sordu. Başaran

 

‘’Daha önce de bu kadar asker peşime düşmüştü kaçmayı başarmıştım ama bu durum biraz farklı hiç bu kadar savaş konseyini peşime taktığımı hatırlamıyorum belki de yapmışımdır hafızam beni yanıltıyor hadi dışarıya çıkalım burada yeterince saklandık dışarıya insanlar var onlardan faydalanıp bu şehirden kaçabiliriz. ‘’ dedi.  Borla’yı düşünüyordu nasıl olsa kendisini bulurdu. Dışarıya çıktılar kalabalığa karıştılar, kalabalığın olduğu yerlerden ilerlemeden uzaklaşamazlardı.  Askerler halkın arasına sızmışlardı onları kontrol ediyorlardı. ‘’Şehirden giriş çıkışları sıkıca tutmuşlardır.’’ Diye mırıldandı.  Başaran kalabalığı kullanarak hiçbir şüpheye mahal vermeden çıkış kapısına yönelmişti fakat gördükleri biraz moralini bozmuştu. Şehirden insanların tek tek çıkmalarına izin veriyorlar ve iyice inceliyorlardı.  Başaran

 

‘’Bu durumda kesin yakalanırız. Yakalanmak bütün savaş konseyini ve askerleri peşimize takmak demek bu iyi bir şey değil’’ dedi. Başaran çocuğun elini tutup geriye döndü.  Kalabalığın olmadığı ara sokaklardan bir tanesine girdiler. Başaran çok geçmeden mazgal bulmuştu. Mazgalı kaldırıp kenara koydu. İçeriye atmaya hazırlanırken arkasında kapının birden açılması ile ileriye doğru düştü ve askerler açılan kapıdan dışarıya çıktı. ‘’Kaçakları yakaladık!’’ diye bağırdılar. Askerler çocuğu hemen kaptılar.  Askerler ‘’Belediye binasına götürün’’ dedi. ‘’Peki bunu ne yapalım?’’ diye sordu. ‘’Öldürün!’’ dedi. Askerler birkaçı ona kılıç sokmak istedi. Başaran arkasındaki kapıya tekmeyi attı. Tekmesini kilide getirdiği için kapı açılmıştı, geriye doğru yuvarlandı çocuğu götürüyorlardı. ‘’Bu iyi olmadı’’ dedi. Askerler içeriye girdiler. Başaran hemen perdenin olduğu yere koşup pencereyi kaldırdı ve dışarıya çıktı peşinden gelen ilk asker ellerini attığında pencereyi güçlüce indirdi, asker bağırdı onun ellerini kırmayı başarmıştı.

 

‘’Evlerin içinden belediye binasına gidiyorlar akılcı çözüm kimse geniş alanlarda Borla’ya yakalanmak istemez. İyi hazırlanılmış ama yeterince değil.’’  Dedi ve devam etti. ‘’Beni hesaba katmayı unutmuşlar’’ dedi.

Yaşayan Efsane 8 Bölüm

Kelime Sayısı:1100

8 Bölüm

 

İdam saatinde II

 

Sırtındaki kılıcının ipini çözdü. Kılıcını kuşağına takmayı reddetti. Kılıcının mührü son ana kadar açmayı düşünmüyordu. Kalabalığı yararak ilerliyordu, Geçtiği her insan ona tuhaf bakıyordu, bazıları ona küfür ediyordu fakat o umursamıyordu. Cellat kolu aşağıya indirdiğinde dört mahkûmun tamamı ölecekti. Cellat onları öldürmeden önce platformun üzerinde adaletin hâkimi onları suçlarını teker teker söyleyecekti. Normal mahkûm bile olsalar adaletin hakimleri her zaman abartarak söyler ve halkı ateşleyen fitili yakarlardı. Adaletin hâkimi etrafta dolaşırken ilk yetişkin adamı parmakları ile işaret etti. Bu adam krallığın dağıttığı ekmeği sizlerden çalabilecek kadar soysuzlaşmış insan. Cezası ise ölüm, yaptıklarının bedelini idam edilerek ödeyecek. Onun yanındaki kadın şehrimizi koruyan Lordumuzu ayartmaya çalışan ucuz bir kaltak ve onun yanında ki çok merak ediyorsunuz biliyorum. Annesini ve birkaç muhafızı öldüren velet. Ona çocuk gözü ile bakmayın o gözü dönmüş bir cani. Dördüncüsü ise bir hırsız her türlü şeyi çalabilir. ‘’ dedi. Bierta onu görmüştü, yıllarca arayıp umudunu kestiği çocuk karşısındaydı. Bu fırsatı bu sefer tepmeyecekti. Kalabalığın arasından hızlıca sıyrılıyordu.  Esas kılıcını mührünü bozmamak için yedek kılıç almıştı. Kılıcı kınından çekmeye başlamıştı, yavaş davranıyordu. En ön sıraya geldiğinde kılıcını tamamen çekmiş elindeydi. Karşısındaki muhafızlar onu görünce hemen kılıçlarını çektiler. İleriye adım attı ve kılıcını omzunun üzerinden savurdu. Kılıç ilk muhafızı çapraz ikiye ayırdı ikincisinin ise bacağını kopardı. Üçüncüsü saldırdığında belindeki hançeri muhafızın kalbine sokup çıkardı. Adaletin hâkimi ‘’Hepsini idam et!’’ diğer bağırdı. Cellat kolu indirdi, idamlıkların ayaklarının altından ki sandalye kayarken Bierta kılıcını boşlukta savurdu. Kılıçtan çıkan kara güç bütün mahkumların iplerini kesmişti. Diğerleri platformdan aşağıya düşerken çocuk düşmemişti. Cellat çocuğun işini bitirmek için baltasını savurdu. Çocuk sadece bakıyordu. Bierta Cellat’ın elindeki baltayı tuttu. Ağaçtan yapılmış sapını kırdı. Onu boynundan yakalayarak metrelerce ileriye havaya fırlattı. Son duyduğu onun çığlığı oldu. Bierta ve çocuk göz göze gelmişti. Karşısında boyu iki metreden fazla dev cüsseli adam vardı. Kahverengi elbisesi elinde kılıcı olan adama hayretle bakıyordu. Şapkası kalkıktı fakat yüzü görünmüyordu. Güneş ışığının yüzüne vurmasına rağmen yüzü karanlıktı. Yaratık olabileceği veya büyücü olabileceğini düşündü. Gözlerinin yeri belli idi siyah dumanlar çıkıyordu. Çocuk ondan korkmamıştı fakat ürpermişti. Bierta kendisine bakan çocuğa

 

‘’Seni kurtarmaya geldim ufaklık. Kaç şimdi!’’ dedi. Çocuk ayağa kalktı fakat hareket etmedi. Borla başından aşağıya gürz indiğinin farkına varmıştı. İnen gürzü kılıcı ile ortadan ikiye kesip iki parça etti.  Askerler ‘’Yakalayın onları beklenen kişi geldi’’ diye bağırıyorlardı. Güvenlik az değildi Bierta’nın böyle saldırı yapacağını tahmin etmişlerdi üzerlerinde ki elbiseleri geriye atıp askerler etraflarını sarmışlardı. Platformun üzerine hangi asker çıktı ise onu öldürüp aşağıya atıyordu. Çocuk onun hareketlerini izleyemiyordu gerçekten hızlı hareket ediyordu. Binaların tepelerindeki okçuları fark etti. Kılıcını göğüslerine kadar kaldırdı ve savurdu. Kılıcından çıkan karanlık güç etrafları binaların üst taraflarını kesip yıkıma yol açtı.  ‘’Benim adım Borla ölümünüzün benim elimden olmanızı bekleyin!’’ diye bağırdı. Halk ve askerler Borla ismini duyduğunda halk korkudan bayılmaya başlıyor tek tek birbirlerinin üzerine devriliyordu. Askerler ellerinde ki kılıçları ve yayları düşürmüşler bazıları ayakta duracak gücü bulamayıp dizlerinin üzerine çöküyordu. Cesaretleri kırılmıştı, korkuyorlardı. Onlara bir efsane ile savaşacakları söylenmemişti. Dünyanın en çok aranan adamlarından biriydi. Dehşetin sessizliğini bozan kişi askerlerin arasından sıyrılıyordu. Adam kısa boylu idi, kılıcını havada savurarak ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu. ‘’Demek ki Borla’nın çocuğu bunca zamandır bu şehirdeymiş haha’’ dedi. Kahkaha atıyordu. Bierta içinde ki rahatsızlık kesinlikle o adam değildi. O sırada evlerin üzerinden platforma bir adam daha atladı. Çocuğu yakalamıştı, çocuk ondan kurtulmak istiyordu fakat mümkün değildi. Kendisi beklediği gibi tuzağın içine düşmüştü.

 

‘’Oğlun için geri döndün bunca sene sonra. Onu durdurulamaz birisi mi yapacaksın?’’ dedi ve devam etti. ‘’Yenilmez efsane yaşlanmışsın’’ dedi. Bierta yüzünü gösterdi artık saklamanın anlamı yoktu. Yüzü korkunçtu herhangi bir yara izi olmamasına rağmen insanı rahatlıkla korkutabilirdi. Yüce savaşçı Gereko bile dişlerini sıkmıştı. Bierta ‘’Tuzak kurmuşsun beklenildiği gibi Kral Galvan’ı dinlemeyeceğini biliyordum. Umarım beni onlara iyi anlatmışsındır. ‘’ dedi. Teslim ol Borla buradan çıkamazsın’’ dedi. Bierta gülümsemişti.

 

‘’Yaşamak istiyorsanız o çocuk bende kalacak. İster kılıçlarınıza davranın ister davranmayın ben o çocuğu alıp buradan ayrılacağım. Buna bu şehirde engel olabilecek hiçbir gücü karşımda göremiyorum sonramı gelecekler?’’ dedi ve sırıttı. O harekete geçmiş olduğu yerden bir ok gibi fırlamıştı. Lord Magran ve Savaş lordu Fekas onun yerinden ayrılışını görememişti. Yüce savaşçı Gereko kılıcını çekip Lord Magran’ın önüne geçmişti. İki kılıç havada çarpıştı, yerdeki toprak havalanmıştı. Fekas ve Magran şaşkınlıklarını gizleyememişti. Gereko ‘’Magran çocuğu buradan götür.’’ Dedi. Çocuk ondan tekrar uzaklaşıyordu, bu sefer onun uzaklara gidip kaybolmasına izin vermeyecekti. Bierta derin nefes aldı. ‘’Beni yenemeyeceğini bildiğin halde neden bana karşı koyuyorsun Gereko?’’ diye sordu. Kendisine güveni tamdı. Uzun zamandır kılıç sallamamasına karşın Gereko’yu yenebileceğinden adı gibi emindi.  Gereko onu kılıcı ile durdurmuştu fakat Bierta bastırıyordu ayaklarını geriye kaymaya başlamıştı.  Yetmiş yaşını geride bırakmasına rağmen halen bedeninde muazzam güç vardı. Gereko ‘’Onu hafife almayın Fekas ve Magran ikinizde çocuğu alıp uzaklaşın buradan. Eğer ben gelmez isem çocuğu öldürün’’ dedi. Magran çocuğun elinden tutup aniden kaybolmuştu. Fekas ise oradan hızlıca uzaklaşmıştı. Aklı hep Gereko da kalmıştı. Acaba Gereko Borla’yı yenebilecek miydi?

 

‘’Yo ho ölüm fermanını hazırladın Gereko’’ dedi. Gülümseme sırası Gereko’ya geçmişti. ‘’Ölebilirim ama seni de çocuğundan edeceğim.’’ Dedi. Bierta ‘’O çocuğu kurtaracağım ve seni de öldüreceğim’’ dedi. Gereko gücünü zayıflattı ve geriye sıçradı. Karşı atağa geçti sırada kılıcını savurdu Biertanın karanlık dumanını kesebilmişti sadece. Gereko etrafına baktığında Bierta’nın nerede olduğunu göremedi. İrade gücü olmasına rağmen onun nerede olduğunu göremiyor ve hissedemiyordu.  Bierta ortadan kaybolduğu yıllarda kendisini geliştirmeyi bırakmamıştı. Nereden geldiği belli olmayan ses ona karşı konuşmaya başlamıştı ‘’Kendini epey geliştirmişsin Gereko fakat kılıcına irade gücünü eklemen bile bana karşı koymayı sağlamaz’’ dedi ve geriye çekildi o sırada ikisinin ortasından hızlıca birisi geçti. Bierta yan tarafından gelen kişiyi kılıcı ile biraz önce geçen kişiyi ise yumruğu ile durdurdu. Yüce savaşçı Xitrus ve Savaş lordu Karti onu sıkıştırmışlardı. Bierta

 

‘’Açıkçası daha gelecek olan var mı merak ediyorum.’’  Dedi. Xitrus ‘’Buradan kaçış yok Borla. Yolun sonu’’ dedi. Bierta ‘’Buradan kaçarken geride hiçbirinizi sağ bırakmayacağım’’ dedi.  Bierta daha da gücünü artırarak onları etrafından uzaklaştırdı. Gereko ve Xitrus ona fırsat vermeden saldırdı ve Bierta kendisini savunmaya geçti.  Kılıcı ile savundu fakat aşığı güç yüklenmesi yüzünden kılıç kırılmıştı. Bierta geriye doğru sıçradı ve onlardan uzaklaştı. Savaş lordu Karti ayağını yere vurarak platformun dağılmasını sağlamış ve yıkılmıştı.  Etrafa dağılan toz bulutundan bir şey görünmüyordu fakat Gereko bunun Borla’yı öldüremeyeceğini iyi biliyordu.  Bierta ‘’Bunu kullanmaya zorlayan sendin şehirde ki hiç kimse zarar görmeyecekti o çocuğu bana usulünce verseydiniz. Hiç tarih okumayan bilgisiz insanlarsanız gücününüz ne kadar olduğu önemli değil bu cahillikle dünyaya hâkim olamazsınız.’’ Dedi.

 

‘’Bu şehri yok edeceğim ve bunun hesabını Kral Galvan’a vereceksiniz. Aslında veremeyeceksiniz hepiniz ölüsünüz bu saatten sonra’’ diye söylendi sinirlenmişti. Bierta kralı iyi tanırdı karşısına çıkacak adam göndermeyeceğini iyi bilirdi. Birkaç savaş konseyi üyesi kralın sözünü dinlemeyip buraya savaşmaya gelmişlerdi hata yapmışlardı. Onlara bu hataların bedelini ödetmeliydi fakat çocuğu kesinlikle yaşatmalıydı.

Yaşayan Efsane 7 Bölüm

Kelime Sayısı:730

7 Bölüm

 

İdam Saatinde

 

Vakit daralıyordu, istediği yere ulaşmış sonunda sur içine girmeyi başarmıştı. Muhafızların öldüğünü henüz kimse duymamıştı, duyacaklardı.  İdam yerine giderken iki devriye atlatmıştı.  İdam yerine yakın bir yerde idi. Çarsının içerisine girdi. Genelde kalabalık yerleri kullanarak gidiyordu. Askerlerin daha fazla dikkat etmesi gerekiyordu.  Çarşı oldukça kalabalık, içeride bakırlar, elbiseler, kuruyemiş ve tatlıların olduğu çarşı idi. Halk elbiseye ve yiyeceklere çok talep gösteriyordu. Bu sokaklardan önceden geçmişti. Çarşının sonunda yeni bir sur görünecekti. Krimorda ki idamların hepsi orada gerçekleşirdi. Bierta yürürken kulakları ile insanları dinlemeyi unutmuyordu. Çarşıya gelenler genellikle kadın ağırlıklı kişilerdi. Kulakları idam ile ilgili bir şeyler duymak istiyordu. Aralarında katiller katilinin konuşulduğunu işitmişti, fısıldaşarak konuşuyorlardı, fakat idam ile ilgili hiçbir şey işitmemişti. Krallık bu haberi pekâlâ gizleyebilirdi fakat katiller katilinin yeniden döndüğünü gizleyememişti. Bu tuhaftı idam yerinde kendisini tuzak bekliyor olabilirdi. Her ne kadar Kral Galvan’ı tanısa da etrafındakilere güvenmiyordu.

Bierta başını kaldırdı, bunu umursamıyordu. Tek amacı o çocuğu kurtarmaktı. Ölmesi bile önemli değildi. Bugün o çocuğu kurtarabilirse elbette onun yaşama şansı olacaktı. Çarşının sonuna geldiğinde güneş tekrar yüzüne vurmaya başlamıştı. Hava sıcak değildi, güneşin altında biraz beklenirse ısınılabilirdi. Yavaşça adımını atarken belinde ki bastonunu çıkarmayı unutmadı. Gözleri kapalı elinde baston surlardan içeriye giremezdi. Kimse kör taklidi yapan bir adamın idamı izlemesine izin vermezdi. Borla oraya varmadan sağa tarafa döndü. Sur içindeki sokaklar daha geniş sayılırdı. Bu sokaklarda erkeklerin sayısı oldukça fazla idi. Fahişeler sokağı olarak küçük ve pislik kokuyordu. Bierta ilk dükkanın önünde durdu. İki kadın cilveli danslar yapıyordu. Bierta bir kadının bileğinden tutup kendine çekti. Kadın sesini bile çıkartamadan eline gümüş kesesini koydu. ‘’Benimle gelirsen bir tane daha alırsın’’ dedi. Bierta kadınları kullanmayı sevmezdi fakat bazı kapıları sadece onları kullanarak açabilirdi. Kadın içeriye gitti, çok geçmeden geri döndü. Bierta’nın koluna girdi ve

 

‘’Nereye gidiyoruz?’’ diye sordu. Bierta ‘’İdam yerine götür, kapıyı geçer geçmez sana ikinci keseyi vereceğim!’’ dedi. Kadın daha fazla soru sormadı ama adamın kör olduğunu anlamıştı ve kendisi ile bir işi olmayacağını biliyordu. Ona eşlik ederek hayatınca kazanacağını çok kolay gümüşler olacaktı. Adamın ona tuzak yaptığını da düşünebilirdi. İdam yerinde tanıdıkları vardı. İhtiyarın önemli işi olabilirdi. Kör bir adamın kendisine ihtiyaç duyması zor durumdu. O yaşlı adama acıyordu. İkisi birlikte kısa bir yürüyüşten sonra idam yerinin önüne gelmişlerdi.  Kadın belki onun akrabalarından bir tanesinin asılacağını sanıp dudaklarını buruşturdu. Genç kadın ‘’İçerdeyiz.’’ Dedi. İkisi birlikte içeriye girip ilerlerken muhafızlardan biri ‘’Biz bile fahişe birlikte olamıyoruz bunak fahişe götürüyor.’’ Diye sitem ediyordu kaderine. Diğer arkadaşı

 

‘’Adamda para vardır. Bizde para olsa fahişeler peşimizi bırakmazdı’’ dedi ve arkadaşını teselli etmeye çalıştı. Muhafızlar onlara hiç zorluk çıkarmamıştı. Kadın onu biraz daha götürüp muhafızların onları göremeyeceği bir yerde durdu.  Karşısına geçti artık ikinci keseyi almanın zamanı gelmişti. Bierta bunun olacağını biliyordu. Bierta ona ikinci kesesini uzatırken kadın hızlıca elinden kaptı ve yanağına bir öpücük kondurmak istedi. Bierta kendini geri çekti. ‘’Dudaklarını benim gibi birisi için harcamana gerek yok. Sen işini yaptın bende karşılığının verdim’’ dedi.  Kadın bir şey söylemeden oradan uzaklaştı. Bierta onun gidişini izledikten sonra arkasına dönüp idamın gerçekleşeceği yere doğru yürümeye başladı. Bağırış sesleri duyuluyordu. Halk ‘’İdam!’’ diye haykırıyor ve görevlilere sesleniyordu. Ne olursa olsun o çocuğu kurtaracaktı. Kaderin kılıcının mührünü son ana kadar açmayacaktı.

 

Ana sokağa girdiğinde insanların sayısı artmıştı. İdam yerine gelmişti, kalabalık giderek artıyordu. Bunun için bir meydan ayrılmıştı. Askerler kalabalığı kontrol etse de yeterli sayıları yoktu. Bierta biraz daha yaklaştığında her tarafta asker olduğunu gördü. Cellat idam yerinin başındaydı. İdamlıkların hepsi boğazlarına ip geçirilmişti. Cellat’lık iş yoktu idamlıkların taburesine vurup öldürecekti. Bu sefer onların başını kesmeyecekti. Veya hepsini toplu halde idam etmek için kolu kullanması yeterdi. Kol kullanıldığında idamlıklar aşağıya düşeceklerdi iki ihtimal vardı. Ya boğularak öleceklerdi ya da boyunları kırılarak öleceklerdi. Platformun üzerinde bir adam dolaşıyor çeşitli naralar atarak halkı coşturmaya çalışıyordu. Bierta idamlıklara baktığında ikisi yetişkin erkek birisi çocuk ve diğer kadındı. Boyu kısa olduğu için çocuğa özel sandalye hazırlanmıştı. Bierta bastonunu elinden bıraktı, şapkasını yukarıya kaldırdı. Üzerindeki kılıcın görünmesi engelleyen çantayı yere bıraktı. Kalabalık halkın arasından hızlıca onlara dokunarak geçmeye başladı. Kalabalıkta onu kimse kolay fark edemezdi. Uzun zamandır ortalıkta olmadığı için yüzüne bakıp tanıyanın olmayacağını biliyordu. Sadece onu gücünden dolayı ayırt edebilecek olanlar olacaktı.

 

Halk idam kelimesini defalarca söylüyordu. Birilerinin ölmesi birileri rahatlatıyordu ama sırası gelen herkesin öleceği bir dünyaydı. Kimileri zamansız kimileri haksız yere ama mutlaka herkes ölecekti.  Bierta halkın içerisinde de askerler görmüştü. Daha önce haber verdiği için tuzak kurulmuş olması muhtemeldi. Kılıcını bıraktığı son yirmi yılda yeteneklerinin ne kadarı elinde kaldığını test etmek istiyordu.

Yaşayan Efsane 6 Bölüm

Kelime Sayısı:794

6 Bölüm

 

İdamdan Önce

 

Yaşlı adam ‘’Bir şeye ihtiyacın mı var yaşlı adam? Yardımcı olabilirim demişti. Bierta başta onu yaşlı gibi düşünse de değildi yüzü genç sayılırdı sadece saçlarına beyaz çok önceleri düşmüştü. Orta yaşlı birisiydi. Kendisinin tehlikeli olduğu fark etmiş ve ona temkinli yaklaşmıştı. Bierta bunun farkındaydı. Bierta başını biraz kaldırdı ve bakırcıya baktı. ‘’Göz gezdiriyordum’’ dedi ve oradan ayrıldı. Dükkânın kenarından dolaştı ve kalabalığa karıştı. Bu sefer daha kontrollü davranıyordu. İç surlara giriş kapısına yakındı. Surun giriş kapısında altışarlardan oluşan iki grup vardı. Surun tam önünde içeriye giren kişileri denetleyen iki kişi vardı. Güvenlik önlemleri alınmıştı. İçeriye sesli girmek mahkumların hepsinin idam edilmesine veya kaçırılması anlamına geliyordu.  Bierta bu riski göze alamazdı. Surlar fazla yüksek değildi. Dört, beş metre yüksekliğindeki surları inceledi. Oldukça bakımsız görünüyordu. Surlarda çatlama ve kopmalar meydana gelmişti. Bierta bu yaşında tekrar surlara tırmanıp tırmanamayacağını düşünüyordu. Yirmi yıldan fazla süredir surlara tırmanmamıştı. Bedeni zindeydi onun tek düşündüğü hızdı. Elini iç cebine attı. İki gümüş kesesine attı. Onları eline aldı, keselerin ağzını açtı. Her şeyi rasgele yapmak zorundaydı.  Karışıklık çıkarmanın zamanı gelmişti. Keseleri havaya attı ve keselerin içindeki gümüşler yere dökülmeye başladı. Kalabalık bir anda onun olduğu yere toplanırken o da yerden topluyormuş gibi aralarından sıyrıldı ara sokağa girdi. Normalde az gümüş herkesin ilgisini çekmezdi. İki kesede çok doluydu. Gökyüzünde aşağıya birbirlerine vurarak düşen gümüşler bütün ilgiyi oraya toplamaya yetmişti.  Civarda bulunan askerlerde görev yerlerini terk etmişti toplamak için. İnsanlar ve birtakım askerler birbirleri ile kavgaya tutuşmuştu önce yerdekilerin hepsini alacaklardı sonra güçlü olan diğerinin elindekini alacaktı. Bierta kalabalık ve gürültüden çabucak uzaklaşmıştı.  Kapıya yakın askerler kılıçlarını çekmişlerdi ne kadar kalabalıkta olsalar dalgındılar zira Bierta’nın gümüş saçmasını kimse görmemişti. Bierta şapkasını kaldırdı, kapalı gözlerini açtı. Gözleri mavi renkten siyaha dönüştü. Eline iki bıçak aldı ve duvara bıçakları sokarak tırmanmaya başladı. Kapıda ki askerleri kılıçtan geçirmeden geçmesi mümkün değildi.

 

Biertar zorlanıyordu ama çabucak alışmış zaten alçak olan surların en tepesine yükselmişti. Etrafına hiç bakmadan karşıya geçti ve aşağıya indi. Birkaç bıçak vurdu sura sonra aşağıya atladı. Bundan sonra sur engeli yoktu. İdam yerine gidecekti vakit henüz yanaşmamıştı ama süresi daralıyordu.  Yolda giderken ‘’Hey sen’’ diye arkasında seslendi.  Bierta yürümeye devam etti, arkasından gelen sesi duymuştu ama duymazlıktan geldi. Hızını yükseltmedi fakat yavaşlamadı da.  Asker arkasından koşarak sesleyerek geliyordu.  ‘’Hey millet buraya gelin’’ diye bağırdı. Bir kez daha seslendiğinde Bierta durdu ve arkasına döndü. Asker onun yanına gelmişti, elini kılıcına atmıştı fakat henüz çıkartmamıştı. Asker

 

‘’Nereye ihtiyar?’’ diye sordu. Bierta heybesini gösterdi. ‘’Elimde kitaplar var onları sahafa satmak için buradayım.’’ Dedi. Asker heybesini açtırdı ve kitaplara baktı, diğer askerler etrafını sarmıştı. Ne olacağının farkında idi. Asker ‘’Ne kitabı?’’ diye sordu. Bierta ‘’Okuma yazmam yok para edebileceğini düşünerek getirdim.’’ Dedi.  Asker ‘’Sur dışında sahaflar alır onlara git.’’ Dedi.  Bierta ‘’Onlara gittiğimde sur içindekiler alır dediler.’’ Dedi.

 

‘’Geri git ihtiyar! Bunu geri götürün!’’ dedi. Askerler koluna girmek istediğinde Bierta onlara durmasını işaret etti ve kitabını geri istedi.  Asker vermedi ve diğer kitaplarına baktı.  ‘’Diğerlerine bakayım’’ dedi. Bierta diğerlerini çıkarttı ve askere uzattı. O sırada bir asker ona detaylıca baktığında bir şeyler sakladığını sezmişti.

 

‘’Üzerini arayalım.’’ Dedi.  Asker Bierta’nın üzerini aradığında kılıca denk geldi. Sonra da bıçaklarını buldu. ‘’Bir kılıç ve iki bıçak, kanca halat ve epey fırlatma bıçağı’’ dedi. ‘’İhtiyar için fazla değildi üzerindeki yavaşça çıkar.’’ Dedi.  Bierta

 

‘’Haydut gibi mi görünüyorum? Bunun için fazla ihtiyarım. Sadece güvenlik için’’ dedi. Askerlerden birisi. ‘’Eğer kapıdan girdi isen bütün silahlarını alırlar. Yani kapıdan girmedin. Senin gibi birisi başka girebileceği yerlerde var ama bunlar yasal değil’’ dedi.  Başka bir asker

 

‘’İhtiyarsın fakat yaşlı olman bazı şeyleri göz ardı edeceğimizi göstermiyor bizimle geliyorsun’’ dedi. Bierta ‘’Peki başka çarem olmadığını düşünüyorum.’’ Dedi ve belindeki iki bıçağı eline aldı. Önce elinde kitaplarını olan askerin omzundan aşağıya bıçağı soktu, diğer askerler kılıçlarını çıkarmışlardı, arkasına döndü, hızlıca askerin hamle yapmasını beklemeden askerin alt çenesinden bıçağı soktu. Gelen kılıç saldırısını o askeri kendine çekerek önledi. Saldıran asker onun göğsüne hedeflemişti. Kılıç içeriye girdiğinde asker çıkarmaya uğraşıyordu. Bierta o askerin yanına geldi ardı ardına bıçak darbelerini adama indirmeye başladı, adam yere düşerken kılıcı diğer adamdan çıkartarak yanında saldırmak üzere olan adamın elinde kılıcı olan kolunu keserek yere düşürdü. Adamın ağzını tuttu ve ona yakınlaşarak kılıcın tamamını onun içine sokup çıkardı. Diğer asker kaçmaya çalışırken kılıcı ona fırlattı ve sırtından vurarak onu yere düşürdü.

 

Bierta kitaplarını alıp heybeye tekrar koydu, cesetleri saklamak ile uğraşmadı. ‘’Sessizce girmek istedim fakat başaramadım. Umarım oraya ulaşmadan idam edilmemiş ol!’’ dedi ve devam etti. ‘’Eskisi gibi artık önem vermiyorum anlaşılan detaylara’’ diye sözlerini bitirdi. Kendi kendine konuşuyordu.  İdam yerine çok az kalmıştı. Kalabalık şehirde yeniden geri dönmüştü, başka bir idam gününü hatırladı ve onda idam edilecek kişileri kurtarıyordu. Yıllar sonra tarihin tekerrür ediyordu. Gürültülü dönmesi bütün dünyayı ayağa kaldıracaktı. Hayatının son demlerinin en büyük anlamını oluşturacaktı, bir evlat belki de yetiştirdi son evlat olacaktı. Efsanenin ayak sesleri sessiz ama büyüktü.

Yaşayan Efsane 5 Bölüm

Kelime Sayısı:678

5 Bölüm

 

Yenilmez Efsane Geri Döndü II

 

Borla onlara yeterince katlanmıştı. ‘’Siz gençler çok isteklisiniz? Bende size istediğinizi vermeye istekliyim ama bu sizin için tahmin edebilecek sonuç olmayacak’’ dedi. Borla kendisine en yakın olanın boğazından tutup duvara fırlattı. Handa kılıçlar çekilmişti, Borla’nın üzerine saldırdılar bir tanesinin bileğinden yakaladı ve kılıcı adamın karnına soktu. Diğerini de bileğinden yakaladı onun elindeki kılıcın düşmesine sebep oldu. Kılıç yere çakılmıştı. Bierta eline aldığı kılıçla haydudun kafasını gövdesinden ayırdı.  Duvara vuran haydudun yanına gelirken haydutlardan birisinin kaçmaya çalıştığını fark etti ve elindeki kılıcı hayduda fırlattı. Kılıç onun sırtına saplanıp göğsünden dışarıya çıkmış ve orada kalmıştı.  Geriye kalan son haydudun üzerine yürüdü, onun belindeki kılıcı çıkardı. Adam ondan merhamet diliyordu. ‘’Rom istediniz, kadın istediniz, para istediniz. Ben sizin gibi istemem sormadan alırım. Siz isterken sizden merhamet dilenmedim benden merhamet dilenme.’’ Dedi. Onun boğazından tutup kaldırdı ve kılıcı karnına soktu. Kılıç handan dışarıya çıkmıştı. Adam onu çıkartamayacak kanına karışan mide suyu tarafından zehirlenip ölecekti, yavaş ve acıyla.

Handa gürültü bir anda azalmış sessizliğe bürünmüştü. Kimse esrarengiz ihtiyarın kim olduğunu bilmiyordu bunu sorgulayan da yoktu o an akıllarında kadar ne kadar güçlü olduğu idi. Karanlık güç kullanmış olsaydı ona katiller katili bile diyebilirlerdi fakat öyle bir adamın böyle yerde işi yoktu. Üstelik tek bakışı ile adam öldürebilecek kadar güçlü olduğunu söylenen adamın bu kadar zaman kaybetmesi hiç mantıklı gelmiyordu.  Dört hayduttan başka haydutlarda vardı. Onun yakınındakiler çok ürkmüştü. İnsanların dikkati onun üzerindeydi.  Haydutlar ellerini kılıçlarına atmıştı. Bierta ‘’Ölmek mi istiyorsunuz?’’ diye sordu. Onun yakınındaki masalarda ki haydutların bazıları korkmuştu. Herkesi öldürmenin sırası değildi. O yüzden bir an önce buradan çıkmalıydı. Yaratıklar karşısında korktukları zamanlar çok olmuştu fakat uzun zamandır bir insandan korkmamışlardı.  Bierta şapkası aşağıya indirip gözlerini kapattı. Yürümeye devam ediyordu. Hancı yutkunuyordu. Belinden bir kese çıkartıp hancıya attı. Hanca onu eliyle yakaladı. ‘’İçinden zararın kadar al’’ dedi. Hancı alınca Bierta geri göndermesi için işaret etti. Hancı ona tekrar attı. O hancıya kendini öldür dese hancı korkutan kendini öldürebilirdi. Onlar içkilerine güçlükle uzanırken Bierta dışarıya çıkmıştı. Krimorda her şey çok sessizdi ama askerlerin yoğunluğu gözünü çarpıyordu. Köşe başlarında duran askerler devriyeler oldukça sıklıktaydı.

Bazı sokaklarda halktan çok askerler vardı.  Handan dışarıya çıktığında öğlen sularıydı. Daha önce haber verdiği için şehrin hazırlandığını biliyordu.  Bulunduğu yere suçlular, haydutlar, firariler uğrarlardı. Handan dışarıya çıktığında öğlen sularıydı, içerisi sanki gece gibi karanlıktı, ışıklandırma azdı.  Krimorda her şey oldukça sessizdi. Bir hazırlık olduğunu tahmin etmişti.  İdam şehrin daha içlerinde gerçekleşecekti. Evler birbirlerine bitişikti, şehrin arka sokakları olmasına rağmen yerler taşlarla kaplanmıştı. Kılıcını yolluğunun altına saklamıştı. Yolluğunun üzerinde bastonu bulunuyordu. Üzerinde uzun yıpranmış lacivert elbise vardı.  Saçları uzun ve dağınıktı, sakalları uzadıkça düzensizleşmişti. Sakalları biraz örmüştü. Başındaki siyah şapka neredeyse bütün yüzünü kapatıyor sadece çenesi görülüyordu.  Uzun zaman gözlerini karanlığa alıştırmıştı, güneşte görmek yeterince zor olduğunu fark etti.  Ana sokaklara ulaşmaya başladığında insanlar kalabalıklaşmış dar sokaklar genişlemeye başlamıştı. Birkaç dakika yürüdü ve ana sokaklardan bir tanesine çıktı. Oldukça kalabalıktı, insanların birbirlerine değmeden yürümeleri imkansızdı. Hırsızlar için bu sokaklar altın değerindeydi. Sıkışıklığı iyi kullanıyor böyle olması işlerine geliyordu. Kimsenin ruhu duymadan gümüş keselerini, bileklikleri, kolyeleri ve diğer değerli takıları veya eşyaları çalabilirlerdi.

Bierta bir süre kalabalığı izledi.  Uzun zamandan beri böyle kalabalığın içinde bulunmamıştı. Şehre sabah giriş yaptığında sokakların neredeyse hepsi boştu veya tek tük insanlar vardı, şimdi iğne atsan yere düşmüyordu. Giderek şehrin kalbine doğru ilerliyordu. Sokak kalabalık ve gürültülüydü. Bir yerden başlaması gerekiyordu, idam saatine tam vaktinde varmalıydı.  Kalabalığa ilk adımını attı, insanlar ona o insanlara çarparak ilerlemeye çalışıyordu. Bu kalabalık bir insan nehri gibiydi. Kendisini yönlendirmesi çok güçtü ama başarıyordu. İdamın olacağı gün halka bildirilmediğini kalabalığı görünce anlamıştı. Bierta bunun anlamını biliyordu kendisi ile savaşmak için hazırlık yapacaklarını biliyordu.  Kendisini insanların akıntısına kaptırmıştı, uzun zamandır yapmamıştı ve hoşuna gitmişti. Yıllardır suikast yapmadığını biliyordu. Yaşlı olmasına rağmen kalabalığa kolaylıkla ayak uydurmuştu. Bir süre daha ilerledi ve kendini kenara çekti. Kalabalık akmaya devam ediyordu.  Bir bakırcı dükkanının yanında durdu.  Dışarıya açılmış bakırdan yapılmış eşyalara en çok tencereleri olanlara göz gezdirdi. Dükkân sahibi dükkânın önünde oturmuştu. Tuhaf birisi olduğunu ve tekin birisi olmadığını anlamıştı. Onlarca farklı tip insanla karşılaşmıştı, karşılaştıklarının içinde bu adam hiçbirine uymamasına rağmen ondaki tehlikeli sezmemek için deli olmak gerekirdi.

 

Yaşayan Efsane 4 Bölüm

Kelime Sayısı:710

4 Bölüm

Yenilmez Efsane Geri Döndü

 

En kenarda oturuyordu. Üzerinde mavi, beyaz ve siyah renkleri ile karışık elbise vardı. Kıyafeti eski ve epey yıpranmıştı. Masanın üzerinde heybesi vardı. Kılıcını elbisesine saklamıştı. Kılıcı hala mühürlüydü. Gözlerini şapkası ile örtmüştü. Hancıdan sadece rom istemişti. Hancı onu epey geciktirirken sonunda göndermeyi akıl edebilmişti. Onu önemsemediği açıkça belli idi. Hal ve hareketleri, sakalı ve elbiseni onun ihtiyar ve fakir görüntüsünü saklayamıyordu. Üzerinde bataklık ve garip kokan yaratıkların kokusu sinmişti.  Handa güçlü kimse olmadığını anlamıştı ve askerde yoktu. Mektup Kralın eline geçeli birkaç gün olmuştu, hazırlıklı gelmiş şehre hiç olay çıkartmadan sızmayı başarmıştı. Kral Gavanant’ı iyi tanıyordu, onun babasını öldürdüğünde Gavanant henüz çocuk denilebilecek yaştaydı. Gavanant onun yüzünü görmüştü. Bierta onun yüzünde hayatı boyunca unutamayacağı acı bırakmıştı. Gavanant babasının ölümünü gören nadir krallardandı. Babasının ölümünden sonra ondan intikam almaya çalışmış fakat Bierta hiçbir şekilde zor duruma düşürüp intikamını alamamıştı. Ondan intikam alabilen herhangi kral ailesi de Kalmukya üzerinde bulunmuyordu. Bierta Culdan Krallığının en güçlü döneminde gerçekleştirdiği bu suikast ile Dünyanın kafatasındaki bütün dengeleri değiştirip yeni krallıkların ortaya çıkmasını ve bu krallıkların içinde Bretoneskaların önünü açmıştı.

Onun geleceği görme yeteneği yoktu. Bretoneskaların bu kadar güçleneceğini hiç düşünmemişti. Culdan krallığı buhranlı günler yaşarken Bretoneska ordusu çoktan yola çıkmıştı. Seferin nereye yapılacağını gizleniyordu ve Kral Gavanantın onlara karşı meydan savaşı yapacağı da bilinmiyordu.

Bierta oğlunun kim olduğunu yazmamış sadece çocuk olduğunu belirtmişti, eğer idam listesinde son anda bir değişiklik olmadığı ise bugün idam edilecek ilk çocuktu.  İdam edilecek mahkumlar önce tek tek sorguya çekilecekti. Bu halkın önünde gerçekleşecek ve muhtemelen hiçbir sonucu değiştirmeyecekti. İnsanlara adil yargı görüntüsü verebilmek için yapılan bir şeydi. İdamın durdurulacağına inanmıyordu belki oğlu için bir şeyler yapılabilirdi. Kendisini öldürmeye can atacak savaş konseyi üyeleri daima mevcuttu.  Bir savaş veya olumsuz gelişecek olay yaşandığında ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. İlk kez olay çıkartmadan kan dökmeden oğlunu alıp şehirden ayrılmayı düşünüyordu.  Peşine düşseler bile onu bulamazlardı. Bu konuda dünyada yetenekli olanlar olsa bile 20 yıldır bulunamayan adam olduğu kaçınılmaz gerçekti.

 

Efsane geleceğini önceden söylemişti, her zaman öyle yapardı. İnsanları hazırlıksız yakalamaktan hoşlanmazdı. Karşısında ne güç koyacaklarını ve nasıl hazırlanacaklarını merak ederdi. Bu huyuna rağmen intikam için birçok baskın vermiş adamdı. Romun bir yudum aldığında hanın kalabalık sesinden rahatsız olmuştu. Romun tadı iyi değildi. İçkisi her zaman kımız olmalıydı, artık Kalmukyada kımız yeterince üretilmiyordu bazı yerlerde Borla İçkisi olarak adlandırılan kımız ona özendirilmemek için yasaklanmıştı. Karşısında ne tür planla ve ne güç koyacaklarını merak ediyordu. Bazen ise karşılarına hiç çıkmazdı, böyle olduğu zamanlar işini rahatça görebiliyordu.

Romu tekrar yudumladı gürüldü giderek artıyordu. Son yirmi yılını ormanda yaşayarak, odun keserek bahçesinde ürünler yetiştirerek stokladığı malları satarak geçinmişti bazen ufak tefek yaralanmalara da bakıyordu ama gerçek tedavi yeteneklerini kimseye göstermemişti.  Aslında iyi bir hayat denilebilirdi fakat sıkıcıydı. Yaşadığı yer sessiz bir yerdi kimse tarafından rahatsız edilmezdi, hatta köyün yaşlısı diye ilgi gösterenler bile olmuştu ama bilerek asla rahatsız edilmedi. Onun gibi birisini katiller katili olduğunu bilselerdi. Köylüler ondan bağışlanmayı bile dileyebilirlerdi. Romundan bir yudum daha aldı. Önündeki ışığını kapatan insanlar olduğunu fark etmişti. Gündüz olmasına rağmen han bir o kadar karanlıktı. Başını kaldırdı ve önünde dört haydut dikilmişti. Başını kaldırmasına rağmen yüzü görünmüyordu. Meraklı birisi olduğunu Bierta o zaman anlamıştı.

 

‘’Hey bunak dört kişilik yer kaplıyorsun burada. Buraya biz oturacağız’’ dedi. Borla romundan bir yudum daha aldı ve adamın önüne sürdü. Hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı. Masayı onlara bırakarak yanlarından geçti, ilerlemeye başladığı sırada ‘’Rom sizde kalsın’’ dedi ve yürümeye kaldığı yerden devam etti. O sırada sırtında yay olan adam yanına geldi ‘’İhtiyar paran varsa bize de ısmarla dört kişiyiz sadece bir rom bıraktın bize.’’ Diye söylendi. Adam onun kolunu sıkmak isterken Bierta onu bileğinden yakalamıştı. Diğerleri sırıtıyordu, karşılarında hiç direnmeyen ihtiyar vardı. Onu ne kadar yolsak kardır diye düşünüyorlardı. Kıyafetlerinin özensizliği ve kaderin kılıcını iyi saklamış olması ile durumu anlamamışlardı. Kılıcın üzerinde olan üç elması görselerdi o kılıcı sıradan birisinin taşımayacağını rahatlıkla anlayabilirlerdi. Bierta boşta olan elini kaldırdı.

 

‘’Hancı bu masaya bir şişe daha rom’’ dedi. Adamın elini bıraktı. Diğeri yanına doğru ilerliyordu. Hancı haydutların masasına hemen bir şişe rom koydu.  ‘’Ben şarap istiyordum ama’’ dedi bir tanesi’’ Yanına gelen. En arkada masada olan ‘’Uzun yoldan geldik kalacak bir yer gerek biraz da para verirsen tanıdığım en iyi ihtiyar olabilirsin’’ demişti. Bierta ‘’Kadında istersiniz değil mi?’’ diye sordu. Haydutlar gözleri açılmıştı. ‘’Neden olmasın’’ dediler hep bir ağızda.