Keskin 3.Bölüm

3 Bölüm

Birkaç Demir İçin

Yaşlı adam sesini çıkarmamıştı, odada ki herkes yaralı adamın sunacağı teklifi dinlemeye kulak kesilmişti. Hancı uçuk teklif sunacağını, Yamir o ne sunarsa sunsun reddedileceğini tahmin ediyordu. Yabancı bakışlarını başkana doğru yöneltti. Diğerleri şuanda pek umurunda değildi. ‘’130 demir çok az, üstelik kimin peşine düştüğümü bile bilmiyorum. Yani haydut mu? Savaşçı mı? Hırsız mı? Kara büyü uzmanı mı? Yoksa yarı yaratık mı? Peşine düşeceğim kimsenin ne olduğunu bilmiyorum adı veya sanı olması gerek bu halimle beni ölüme gönderiyorsunuz. Orta da bir anlaşma olacaksa kafa kâğıdı almak istiyorum’’ deyince başkan ayağa kalktı sandalyenin etrafını bir kez döndü sonra aşağıya eğilip yabancıya baktı. ‘’Delirdin mi sen? Kafa kâğıdı çıkartmak bana en az 700 demire mal oluyor. Buralarda kaçak yaşıyorsun ya da kâğıdını kaybettin bunun bedelinin epey pahalı olduğunu biliyorsun. Seni krallığa ihbar edebilirim anında seni öldürmek için ölüm kokan atlılarını üzerine salarlar. Kızıma tecavüz eden adamı sağ getirmeni istiyorum. Bedava yaralarını sardık içki istiyorsan içki yemek istiyorsan karnını doyururuz kadın istiyorsan kadın veririz ama kafa kâğıdı asla pazarlık kafa kâğıdı için yapmayı bırak’’ dedi. Yabancı kafa kâğıdı umutları sona ermişti başta isterken zaten vermeyeceğini biliyordu fakat babanın intikam arzusuna yenik düşeceğini sanmıştı, yanıldığını çok geçmeden anladı.
‘’Kızın bir kafa kâğıdı kadar değeri yokmuş. Yaralarımın iyileşmesi hemen gerçekleşmez şuraya bakın’’ dedi ve Yamir’in getirdiklerini gösterdi. ‘’Onlar beni çabuk iyileştirmek için doğru şeyler değil idareten yapılmış tedavi muhtemelen yolda giderken intihap kapacağım belki de öleceğim. ‘’ dedi. Köy başkanı tekrar yerine oturdu. ‘’Yaşayıp yaşamaman önemli değil benim için o adamı bana getirmen önemli onu getiremedikten sonra ölmen benim işime gelir şimdi kabul ediyor musun?’’ diye sordu. Yabancı başını olumsuzca salladı. ‘’Hayır, kabul etmiyorum, satabileceğim mal olarak bana kadın mı öneriyorsun? Karşılığında ne rehin vereceğim?’’ diye sorarken Hancı gülümsemişti. Başkan ‘’Tabi ki atını vereceksin’’ dedi. Yabancı Yamir işini bitirdikten sonra ayağa kalkıp ondan uzaklaşmıştı. Yabancı doğruldu ve sırtını duvara verdi. ‘’Atım kadından daha değerlidir. Kafa kâğıdından bile değerlidir hatta kendimden bile değerlidir. ‘’ dedi bakışlarını duvara yöneltti. Savaşın sesleri kulağında çınlıyordu, ölen askerler yere düşüyordu. Hep arayış içerisindeydi, kısa sürede olduğu yere şimdiki zamana geri dönüş yaptı. O günlerden geriye atından başka bir şey kalmamıştı. Ne olduğu belirsiz kişilere atını bırakacak değildi, yeterince parası vardı. Başkan ‘’190 demir’’ dedi. Ciddi idi teklifi biraz daha zorlasa arttıracağı belli idi. Yabancı ayaklarını yataktan saldı ve demirden tutarak kalktı. Çantasının açarak demir kesesinin içerisinden 15 demir çıkartıp masaya bıraktı, kılıçlarını sırtına geçirdi.
‘’190 demir için ne olduğunu bilmediğim birisi ile savaşmam bu halimde ölmeye niyetim yok. ‘’ dedi. Yabancı onların yanından geçerken hancı ve iki adamla göz göze geldi. Başkan onun arkasından bakarken Yabancı kapının önüne geldi. Başkan ‘’Seni ihbar edeceğim peşine düşecekler aranan adam olacaksın. ‘’ diye tehdit etti. Yabancı ‘’İstediğini yapmakta özgürsün sana diyecek sözüm yok. Gelirlerse görecekleri çok şey olur. Gelseler de gelmeseler de yoluma devam ederim fazladan birkaç kişi peşime takılmış bir önemi yok. ‘’ dedi. Odadan çıkıp merdivenlere başına geldiğinde verilen paranın fena olmadığını biliyordu çok daha ucuza büyük işler kapatmıştı fakat yaralı bedeninin henüz daha iyileşmeden yeni maceraya atılmak istemiyordu. Sırıttı maceranın içerisindeydi fakat macera içerisinde başka maceralara atılmış için yanlış zamandı. Merdivenleri inmeye başladığında aklına ikinci husus takıldı. Ölüm kokan atlıları peşine salacağını söylemişti. Köy başkanının o kadar saygın birisi olmasına ihtimal vermek istemese de çoğu kimse Ölüm kokan atlıları bilmez ve tanımazlardı hatta adlarını duyanların sayısı bile çok azdı. Sıradan köy başkanının duymasını kafasını epey karıştırmıştı. Aşağıya indiğinde insanlar kendi işlerine bakarken gözlerini yabancıdan ayırmıyorlardı. Buraya uzun zamandır birisi gelmediğini geleninde köy başkanının kızına tecavüz etmesini şok etkisi yaratmıştı. Aklında soru işareti yok değildi, insanların yiyecekmiş gibi bakan bakışları aralarında dışarıya çıktı, İçeriye ilk girdiğinde daha az kalabalık vardı. Dışarıya çıktığında atının yanına geldi, etrafı gözlerken insanların çoğunun ortalıkta görünmediğini görmüştü. Atını bağladığı yerden çözerken boynunu okşamış ‘’Oğlum göze çarpan bir şey gördün mü?’’ diye sormuştu, at hiçbir tepki vermemişti. Yavaşça atına atladı ve çevirip köyün sokaklarına giden yolu tercih etti. Diğer sokak balıkçılar yüzünden kapalıydı köyün çıkışına gideceğini umduğu yolun izini sürdü.
Evlerin içerisinden geçerken ara sıra arkaya bakıyor gözleri dikkatle pencerelere dikmişti. Sağlı sollu etrafı inceliyor kimse olup olmadığına ve çıkan seslere kulak kesiliyordu. Oldu olası şüpheciydi fakat şuanda göründüğünden daha fazla şüpheci yaklaşıyordu. Aklında en büyük soru işaretlerinden bir tanesini yeniden aklına getirdi, başkanın kızına tecavüz edilmiş ise köye girdiğinde herkes neden ona karşı sessiz kalmıştı? Çok fazla insanın uğramadığı hatta ona kalsa hiç insanın uğramadığı köyde gelen yabancının başkanın kızını ile ilişkiye girmesi fazlasıyla gerçek dışı gelmişti. Yabancı kendisine uzatılan görevi almadığı için neyin gerçek neyin yalan olduğunu asla öğrenemeyecekti. Atını sürmeye devam ederken köyün sonu görünmüştü, yeniden seyrek ağaçlar etrafı kaplamaya başlamış ilerisinde ise ağaçlar seyrekliği sıklığa bıraktığını gözle görülür biçimde görüyordu. Çıkışa geldiğinde arkasına son bir kez baktı, gelen giden yoktu, ağaçların tepelerine göz atmayı unutmadı. Sıradan köyde gerektiğinden fazla tedirginliğe düşmüş ve kaçma telaşı içini sarıp sarmalamıştı. Şehre ulaşmadan önce birkaç köy daha göreceğini tahmin ediyordu. İlerlemeye devam ettiği sırada ileride patika yolun üçe ayrıldığını gördü. İlerlemeye devam edip yolların birbirinden ayrıldığı noktaya geldiğinde atını durdurmuş. Öne eğilim atını boynunu okşadı. ‘’Korkusuz sence nereye gitmeliyim’’ dedi. Sağ taraf ki yolun ilerisi nehre veya göle çıkıyor olabilirdi, sol taraftı yol hakkında en ufak bilgisi yoktu, patikaya bakılırken pek kullanılan yol değildi artık yolun üzerini ot kaplamaya başlamıştı. En iyisi orta yolu tercih etti, elinde harita yoktu fakat geldiği yerde haritaya bakmıştı aklında kaldığı kadarınca hareket etmek istiyordu, tam detayları hatırlamasa da kalburüstü haritayı gözünden canlandırdı. Korkusuz onu uyarmamış hiçbir şey söylememişti. At içgüdülerini bu seferliğine kullanmayıp tercihi sahibine bırakmıştı.
Yolu tercih ederken atını biraz daha hızlandırdı, koşturmuyordu ama yürütmüyordu da. Onun da biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı, tıpkı yabancı gibi. Son uğradığı yerde atı karnını iyi doyurmuştu ona aldığı yiyecekler henüz bitmiş değildi 1 gün veya çok iyi kullanırsa iki günlük yiyeceği hazırdı. Su sıkıntısı çekmemeyi umuyordu. Atının çantasında su ve yiyecek vardı, Hem Yabancı için hem de Korkusuz için. Seyrek ağaçların içinden devam ederken orman giderek sıklaşıyor ve yer gri dumana bürünüyordu, bu dumanın ortaya çıkışının birkaç sebebi vardı, onun ilgilendiği tek sebep Gaillerdi. Yakınlarda yuvaları olması gerektiğini inanıyordu, yuvalarının etraflarında gri duman etrafı sarardı, görüşü engellemese de Gaillerin rahatça pusuya yatabileceği kadar onları görünmez kılardı. Yabancı bir eli boşta bekletiyordu, sırtında ki kılıcına hemencecik gidebilecek şekilde ayarlamıştı elini. Sisin giderek yükselip yükselmeyeceği ve Gaillerin onu izleyip izlemediği hakkında fikri yoktu bunu ancak yoluna devam ederek öğrenebilirdi.

Bu yazı Keskin kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir