Keskin 1.Bölüm

Keskin

1 Bölüm

Korkaklar aşkına! Yaşamak için avlanan avlandıkça vahşileşen vahşileştikçe insanlıktan soyutlanan adamların karanlık topraklara gelmesi yüzyıllar önceydi. Onlardan biri haline gelen adam son avdan yorgun düşmüş, yaralanmıştı adam Güney Yalıç köyüne varmıştı, köy etrafı seyrek ağaçlarla sarılı Yalıç nehrinin Puin gölüne bağlandığı yerde kurulmuştu. Orman yolunu kullanmak yerine ormanın içinden gelerek köyün insanlarının pek gitmediği üşendiği yerden gelmesi insanların tuhafını çekmişti, köye vardığında gözler üzerindeydi, iki kaşını da patlatmayı becermişti, görüş mesafesi son derece düşük olsa da yakınında ki her şeyi gayet iyi seçebiliyordu. Sırtında ayı postundan yapılma derisi vardı, pantolonu dizine kadar kurt derisinden yapılmıştı. Önü açıktı ve göğüs kasları baklavaları görünüyordu.  Karnının yanından darbe almış bağırsaklarının dışarıya çıkmasını engellemek için Kayn ağacından ip yaparak yarasını dikmişti.  Sağ göğsünde beş parmaklı pençe vardı, sol göğsünün altında kesik ve akan kanlar aşağıya doğru yüzülüyordu. Burnundan, ağzından ve kafasından gelen kanlar onu zorlu maceraya sürüklendiği ve sağ kalabildiğini gösteriyordu.  Ufak çantasının yanında kaması diğer tarafında üç tane deriden yapılmış gözü vardı. Küçük köyde dışarıya kadınlar çamaşır yıkıyordu, atını ileriye doğru sürdü. Giriş hemen meydana açılıyordu, evler ile meydanın gerisinde kalmıştı, sokaklar dardı insanlar rasgele yerleşmişlerdi, gölün çevresinde suyu fileler ile çevrilmiş balık yetiştiriciliği yapanlar vardı. Ufak iskele yapılmış birkaç kayık iskeleye bağlanmıştı.  Han iskeleye çok yakında kurulmuştu yanından geçtiği ev köy başkanının konağı olarak okumuştu. İnsanlar bakışlarını ondan eksik etmiyordu.

Savaşın, kan ve şiddetin hiç bitmediği karanlık topraklarda askere benzemeyen bu savaşçının buraya hangi sebepten ötürü geldiğini anlayamamışlardı unutulmuş köy eski işlek ama artık kullanılmayan yolun üzerinde kalmıştı. Köyün ortasında ki kuyunun yanına dikilmiş panoda köy başkanının ve bazı kişilerin ihtiyaçları yazılıydı.  Ağır ağır ilerlerken gözleri ile etrafı süzüyordu, kadınlar dışında erkeklerde pür dikkat ona bakıyordu. Köyle hiç savaşçı görmedikleri her hallerinden belliydi. Yaralı adam köy meydanının ortasında ki kuyunun olduğu yere gidiyordu, panonun yanından geçecekti, meydan kesme taşları kuyu çevresinde bulunuyordu diğer taraflar topraktı, panonun yanına geldiğinde üç tane kâğıt parçasını duruyordu bunlardan birisi kırmızı mühürlü diğer ikisi ise lacivert mühürlüydü. Lacivert mühürlü olanlar insanların istekleriydi, bu istekler çok farklı olabilirdi kırmızı mühür ile köy başkanının istekleriydi.  Yapılması gereken iki iş vardı, onları incelemeden panonun yanından atı ile ilerlemeye devam etti. Han’ın önüne çakılan iki kazık atlar için çakılmıştı. Han’a yaklaştığından atından atladı ve atını çekerek kazığa yanaştı atını bağlamıştı, atı huysuzlaşmıştı onun yanına gelerek boynunu okşadı. ‘’Sakin ol Korkusuz’’ dedi. Atı huysuzlaşmayı bırakıp kişnemişti. Onun sözünü dinlemeyi tercih etmişti.  İki basamaklı merdivenin ilk basamağını çıkarken gözlerini konağa çevirmişti, konağın altında demir parmaklıklar görmüştü.

Küçük bir yere göre hücre evinin bulunmasını garip karşılamıştı. İkinci basamağı çıktı, gıcırdayan tahtaların üzerinde mahmuzlu deri çizmesi ile yürürken çıkan şıngırtı sesi avlanmış insanın girmemesi gerektiğini söylüyordu. Yürürken çıkan ses yüzünden pusuya düştüğünü hatırlamıştı, hayatında atlattığı ilk pusu değildi muhtemelen son da olmayacaktı. Yarım kapılı han kapısını ileriye iterek açtı içeriye geçip iki adım attı. Kapı kendiliğinden dışarıya doğru gitti sonra içeriye doğru açıldı. Kapının hızı durana kadar bir kez daha tekrarladı.  Sağda iki masa vardı sol ise bir masa vardı. Sağ tarafta en dip masada ihtiyar rom içtiğini görmüştü, çaprazında iki orta yaşlı insan Vintirik oynuyordu. Sol masaya dört kişi kurulmuş hareketli kadın muhabbeti yapıyorlardı.  Hancının tezgâhında üç sandalye vardı.  Çürümeye yüz yutmuş piyano yanı başındaydı, mekânın ortasında bulunan lamba neredeyse başına değecekti. Üst kata giden merdiven içki raflarının arkasındaydı, Hancının sağında kapı mutfağa açılıyordu.  Sağ taraf ki duvarda paslanmış balta ve onun altında tozlanmış Güney Yalıç köyünün eski günlerini gösteren portre vardı. Olduğu yerde durduğunda bakışlar ona yöneltilmişti, pek fazla kişinin uğramadığı kasabada yabancının gelmesi dikkat çekerdi fakat gelen yabancının yaralı olması ve halen bedeninin kanamaların devam etmesi tuhaftı.  Yakınlarda olay gerçekleşmediğine emindiler yaralı yabancı yaraları ile köye kadar gelmesi onun çok şanslı olduğunu düşünüyorlardı.

Bakışlar içinde ilerlemeye devam etti, etrafı göz gezdirmesi bitmişti, hancıya doğru yürüyordu. Mutfaktan çıkan orta yaşlı kadın elinde parlatmaya uğraştığı içki bardağı raflara koymak için tezgâhın diğer tarafına geçmek üzereyken yabancıya bakmış olduğu yerde kalmıştı.  Sandalye ’ye oturdu ellerini tezgâhın üzerine koydu. Hancı biraz geriye çekilmişti. Bedeni henüz sıcakken ‘’Ne içersin?’’  diye sordu. Bedeninden akan kandamlası bacağına düşmüş oradan yavaşça yere doğru giderken yabancı damlaya bakmış bakışlarını kaldırmadan ‘’Soğuk suyun var mı?’’ diye sordu. Hancı bir şey söylemeden yanında ki kadına işaret etti. Kadın bardağı yerine koymadan tezgâhın üzerine bıraktı ve mutfağa girdi. Hancı henüz yeterince parlatılmamış bardağı yabancının önüne koydu. Attan atlarken yarası tekrar kanama yapmıştı. Hancı ‘’Pekiyi görünmüyorsun hekime ihtiyacın var.’’ Dedi.  ‘’Odaya ihtiyacım var’’  dedi. Kadın suyu önüne getirip koymuştu, su cam bardak yerine kil bardakta gelmişti.  Sağ eli ile bardağı alır almaz içmeye başladı, nefes almadan suyu bitirip tezgâhın üzerine bıraktı. Hancı ‘’Kafa kâğıdın var mı?’’ diye sordu.  Yabancı kafasını olumsuzca salladı. Kafa kâğıdı olmayana yatak verilmezdi ikisi de kurallı iyi biliyordu.  Etraf yeniden sessizliğe bürünmüştü, oyunlar bırakılmış, içkiler masanın üzerine konulmuş ve iki kişi kılıcına davranmak için elini kılıçlarının saplarına atmışlardı. Savaşçılara karşı şansları çok azdı fakat bu savaşçı yaralıydı üstelik kanaması vardı. İçeriye girdiğinden beri yerde kandamlalarının izi vardı. Oturduğu yerde damlarla birikmeye başladığını Hancı ve Kadın haricinde orada ki herkes görüyordu.

‘’Kuralları biliyorsun Yabancı kafa kâğıdı olmayana oda veremem eğer krallık bunu öğrenirse beni meydanda asarlar. ‘’  dedi. Yabancı kafasını yukarıya aşağıya salladı kafası inikti gözleri kimseyi görmediğine kadın emindi. Yorgun ve yaralı birisi için karar verme aşamasına gelmişti, hangi tavır takınacağını düşünüyordu, uzlaşmacı mı olsaydı? Tehdit mi etseydi? Son seçeneği önüne çıkan kim varsa öldürmek olarak belirledi. Birbirinden farklı üç seçenek ama hepsi başka sonuçlara gidiyordu.  ‘’Kurallardan haberim var. Asalar sesi bu köye krallık askerlerinin geleceğini zannetmiyorum hele ki savaş arifesinde. Sabahleyin yola çıkacağım sadece geceyi geçirmek için istiyorum’’ dedi. Hancı olumsuz bakış attı. Yabancı ‘’Pansuman yapacak tanıdığın biri var mı?’’ dedi. Hancı bakışlarını kadına yöneltti. Kadın ile Yabancı ilk kez göz göze geldiler. Yabancı ayağa kalktı ve yarılmış kanamakta olan yeri gösterdi, kaşlarını gösterdi. ‘’Halledebilecek misin?’’  diye sorarken Kadın ‘’Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışırım’’ dedi. Yabancı soru sormadan Hancı ‘’Yarık 7 demir kaşlar için 3 demir toplamda 15 demir alırım’’ dedi. Yabancı itiraz etmedi, normalde 10 demir olması gerekiyordu fakat o beş demir fazla istemişti, itiraz edecek durumda olmadığını biliyordu, işi yokuşa sürmektense onların istediğine göre hareket etmek iyiydi. Hancı tezgâhtan ayrılıp yukarıya merdivenlere çıkmaya başladı. Hancı işareti ile Yabancı yerinden kalmış ve onu takibe koyulmuştu, üst katta ki sağdan ikinci odanın kapısını açtı ve sandalyeyi gösterdi.

‘’Oraya otur birazdan Yamir’i göndereceğim’’ dedi. Yabancı sandalye oturmadan önce odada ki yatağı kendisine doğru çekti arada boşluk oluşturdu. Pencereyi açıp arasına odun sıkıştırdı. Açık olan kapıyı kapattı, iki adım kapının soluna geçip belinde ki kamasını çıkardı ve sırtını duvara yaslayıp beklemeye koyuldu.

Bu yazı Keskin kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir