Yaşayan Efsane III 1.Bölüm

Kelime Sayısı:2250

İhanet affedilmez sadece unutulur!

Yaşayan Efsane III

1.Bölüm

‘’Fedakârlık yapılmadan hiçbir şey gerçekleşmez. Yarınlar için birisinin bunu yapması gerek Mr.Wonderful bunu en iyi senin anlaman gerek’’

Büyük Savaş

Gidişat kötüye gidiyordu her iki tarafta kozlarını öne koymasına rağmen İsyancılar daha fazla ilerleyememişti.  Daha kötüsü en iyi adamları kaybettikten sonra geri çekilmeye başlamıştı. Sadece Mistos iyileri karşısında tutmaya gücü yetmezdi, gökyüzünde kötüler umutsuzluğa kapıldığında kartal sesi duyulmuştu. Bulutların arasında süzülen büyük kartal bağırarak ortalığı inletiyordu. İyilerin öne sürdüğü karşılık olarak kartal oraya davetsiz misafiri ölümü getiren adam Kadran’ı getirmişti. Kartal yere iniş yaptığında Gece süvarileri onunla birlikte inmişti. Kadran ileriye doğru yürümeye başlamıştı. İsyancılar ile krallık arasında savaşı durmuştu. Kötüler ona yer açmaya başlamıştı. Kadran ilerlerken eli ile kendisini gösterdi. ‘’Bundan sonra rakibiniz ben olacağım. Bütün krallığa meydan okuyorum gücünüz varsa karşıma çıkın’’  dedi. Gökyüzü kararmaya başladığında at sesleri duyulmaya başladı. Başkomutan Waldo ‘’Gece oluyor’’ diye mırıldandı. General Helmund ‘’Gece süvarileri geliyorlar’’  dedi. Gözler savaşın başından beri sadece izlemekte yetinen Panoz’a gelmişti. Acaba o ne yapacak? Diye düşüneceklerinin sayısı her iki taraftan da çok fazla idi. Panoz şapka ile gözlerini örttü gözlerinin görünmesini istemedi, sırıttı ilerleyip burçların üzerine çıktı. Kendini aşağıya bıraktı pelerini ona yere hafif düşmesini sağlamış bir dizinin üzerine yere düşmüştü. Ayağa kalktığında krallık saflarında savaşan askerler ona yolu açmışlardı. Panoz sırtına asılı olan altın kabzaya sahip aydınlığın kılıcını çıkarttı. Kılıcın üzerinde elmaslar ile kaplanmıştı. Beyaz elmaslar yavaşça kırmızıya döndü. Panoz ‘’Bu işi çok fazla uzatmayacağım.’’  Dedi. Krallık askerler ‘’Bizde Panoz var olmasaydı olmazdık. Dünyanın en iyi kılıç ustası Panoz!’’ diye bağırmaya başladılar. Kötülerden birisi onların bağırışlarını duymuş ve cevap vermek istemişti. ‘’Yaşayan bir efsane var karşınızda Borla’nın oğlu Kadran!’’ diye bağırdı. Kötüler bir anda Kadran sloganları ile Krallık askerlerini bastırmışlardı. Panoz  kılıcını havada savurduğunda gökyüzünü ve yeryüzü birkaç saniyeliğine bembeyaz olmuş büyük gürültü ile çıkan kılıcın gücü Kadran’ın üzerine ilerlemeye başlamıştı. Kadran ‘’Hıh’’ diye iç çekti ve sırtında ki mavi kılıcı çıkartıp karanlık gücünü açtı.

Umutsuzların Umudu Ol!

Her Nefesim İntikamdır.

Umutsuzluğun umuduydu sevgi

Mutsuzluğun mutluluğuydu sevgi

Kaybedilmişliğin içinde kazanmaktı sevgi

Karanlık bir gecenin içinde parlayan yıldızdı sevgi

Ağlamanın içerisinde gülmekti sevgi

Son kale düştüğünde yenisini yapmaktı sevgi

Düşen bayrağı yeniden kaldırmaktı sevgi

Ölen arkadaşlarını üzülmek yerine onların intikamını nasıl alacağını düşünmekti sevgi

Öldürmek için yaşatmak, yaşatmak için öldürmekti sevgi

Hatalarından ders alıp kalanlara sahip çıkmaktı sevgi

Merhametsizliğin içinde merhametti sevgi

Bugün kaybettim ama yeniden geleceğim diyebilmekti sevgi

Kaybedeceğini bile bile kazanma arzusu ile yanıp tutuşmaktı sevgi

Bizimkisi bundan sonra dava yoluydu zira elimizde davamızdan başka hiçbir şey kalmadı.

Dün ölenler bugün ve yarın ölecekler için biz hain emellerimize ulaşana kadar amacımızdan vazgeçmeyeceğiz.

Umutsuzların umudu ol. Halen kulaklarında çınlıyordu eski bir dostun yüzüne karşı söylediği son sözcükleriydi geçen yıllarda çok önemli kişiler hayatından çıkmış hayat mücadelesinde yalnız kaldığını hissetmeye başlamıştı.  Kendisi de dâhil her şeyden kaçıyordu, değer verdiklerini elinden koparıp almışlardı. Eski dostun son sözleri onu geri dönmeye itecek kadar yeterliydi ama nereden başlamalıydı? Bunca yıl sonra ne yapacaktı? Her nefesi intikam olan adam gücü intikamları almaya yetecek kadar var mıydı? Gözlerini kapattığında açlık bastırmıştı, midesi kazınmıştı ortada yemeğe hiçbir şey yoktu, hava soğuktu donma ve açlıktan ölme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu anda aklında yine o kelimeler vardı ‘’Umutsuzların umudu ol’’ yakasına yapışmıştı bırakmıyor gibiydi.  Huzur onu terk etmişti mutlu günler ihanet etmişti. Gelecek ona kumpas kurmuştu. Yaşamak ona işkence ediyordu. Her nefesi ölüm olan adam uykusuzluk ile de başa çıkmak zorundaydı.

Kendisine olan umudunu yitirmiş olan karların üzerinde yürüyordu, yorgundu, halsizdi doğduğu günden beri dünya ile savaş halindeydi. ‘’Sevgi ol’’  denildi kulaklarına işitme duygusunu çok iyi olmamasına karşın birisi kulağına çok yakın bir yerden fısıldamıştı. Etrafına bakındı kimse yoktu fakat nefes alış verişlerini hissediyordu. Arkasına döndü üzerinde silahı yoktu buna rağmen iyi dövüşçüydü. Arkasını döndüğünde ona bildiği ne varsa öğreten adam karşısındaydı durumu kendisininkinden daha iyiydi. Bir adım ileriye attı ve yere düştü, ayağı taşa takılmış olmalıydı dizine kadar çıkan karda nereye bastığını kestirebilmek zordu, peşinden geliyorlardı.  Yaralıydı, kılıçları yanında yoktu, kaçabildiği kadar kaçıyordu. Dünyaya kaçıp kurtulabileceği yer kalmamıştı. Kötülerin sayısı her geçen gün azalıyordu. Kötüler ile ilgili duyduğu haber yakında tamamen yok edilecekleriydi. Şimdi abisi neredeydi? Neler yapıyordu? Babasının ordusu halen ayakta mıydı? Merak ediyordu için için kendisini kemiriyordu kendi kendine sorduğu sorular hep yanıtsız kalmıştı. Yüzü kara gömülen adam ayağa kalkacak gücü yoktu. Koca dünyada değer verdikleri elinden alınmıştı. Boğazına ilmik geçirildiği gün yaşamanın bir anlamı olmadığını biliyordu.

Annesi ve babası olmayan adamdı o. Krimor’da piç olarak anılandı o üvey babası tarafınca sevilen üvey annesi sırtı henüz dört yaşında dağlanandı. O katil olduğunda henüz okula bile başlamamıştı. Çocukların okula başladığı yaşta kitapları okuyup dünyayı krallığı tanımaya başlaması gerekiyordu fakat olmamıştı. Geleceğe dair hayaller kurmaya başladı zamanlarda üvey annesini sırf üvey babasını aldatıyor diye öldürmüş olandı o. Boğazına ilmik geçirildiğinde bu dünyada yaşamanın bir anlamı olmadığının farkına varandı o. Birkaç saniye sonra asılacağını bildiği halde hiç korkmamıştı, fakat ölmedi, ölemedi, ölmesine izin verilmedi.  Onu kurtaran nefretle anılan bir başka katildi. Kendisi gibi gözünü kırpmadan insan öldüren öldürdüğü insanlara acımayan, vicdanı olmayan dünyanın en güçlü adamı olan Borla idi, kurtarılmıştı. Katil katilin halinden anlardı, Onu hep babası bildi tıpkı üvey babasını babası bildiği gibi. Hayatı boyunca gerçek annesi ve babası hakkında hiçbir şey bilmemişti. Borla’yı ve üvey babası hep ailesi olarak gördü. Bu zalim dünyada sırf Tarnovalı diye aşağılanarak anılıyordu. Borla onu kurtardı ve güçlü olmayı öğretti. Aslında çok güçlüydü Borla ona bu gücü nasıl kontrollü kullanacağını öğretti. Borla ona gücünü kullandığında arkadaşları ve sevdiklerini yanlışlıkla öldürmemesi öğretti.  Ayağa kalkmaya çalışırken Borla ona elini uzattı. Kadran onun elini tutup ayağa kalktı. Borla ‘’Burada bu şekilde olmaz evlat yol almalısın’’ dedi. Kadran ‘’Haklısın baba. Bu şekilde olmamalı daha alınacak çok öç var.’’ Diye kendi kendine tekrarladı ve yeniden yürümeye başladı.

Bedeninde birçok kılıç izi ve ok saplanmıştı. Soğuğun tek iyi yanı kanın akmasını yavaşlatıyordu, sıcak bölgede bu duruma düşse asla yaşayamazdı çok canını vermişti.  Kar yağıyor rüzgâr karları yüzüne vururken soğuk bedenini alev alev yakıyordu.  Arkasına doğru baktı karda bıraktığı izleri çabuk kayboluyordu. Görüş mesafesi beş metreye kadar inmiş rüzgâr yerini fırtınaya bırakmaya başlarken uğultulardan başka ses duyamaz olmuştu.  İlerlemeye devam etti pes edecek değildi. Borla ve Rhidger ona pes etmemesini söylemişlerdi. Onlar çok daha kötü durumlara düştüklerini asla pes etmediklerini biliyorlardı.  Yürümek her geçen saniye daha çok zorlaşıyordu. Sağa sola hareket etmeden dümdüz yavaşça ilerliyordu. Görüş mesafesinin azlığı onu uçurumun kıyısına getirebilirdi. Fırtına rüzgârın yerini almaya başladığı sırada kafasını kaldırdığında siyahlık görmüştü çaprazında. Durdu başını biraz ağıya eğdi yüzünü iyice kardan temizledikten sonra tekrar baktı, siyahlık halen orda duruyordu. Tam olarak ne olduğunu söylemek güçtü. Oraya doğru gitmeye karar verdi, fırtına kulaklarını rahatsız ediyordu.  Hızlıca adım atmaya çalışırken tekrar düştü, karların içine gömülmüştü. O sırada ‘’Kadran!’’ diye birisi bağırdı. Kadran karlar içerisinden başını kaldırmaya çalışırken Rhidger kolundan tuttu. Onu karların içerisinden çıkardı. Gördüğü ilk şey sağ tarafında Aiaria’nın ona gülümsemesiydi.  ‘’Sende mi buradasın Aiaria?’’ diye sordu.  Minik Kadran ve küçük kız kardeşi Eri çıkageldi. Aiaria çocukları gösterdi.

‘’Unuttun mu? Biz bir aileyiz biz hep biriz’’ dedi. Kadran diğer tarafa baktığında Rhidger ona gülümsüyordu. ‘’Borla için kalkmalısın’’ dedi. Kadran gözleri ileriye doğru kaydı ayağa kalkarken Mr.Wonderful, Worgreymon, Robando,Irdenser hep oradaydılar. Aralarından Arslan sıyrılıp öne çıktı. ‘’Oh Kadran yine yerde misin sen? Dünyanın tek budala olmayan adamının oğlusun bu huyunu bırakman lazım baban gibi olman lazım. Ben Worgreymon ve Robando’yu uyarmaktan bıktım kendini bana uyartma’’ dedi. Kadran ayağa kalmıştı elini açtı. ‘’Ben yerde değilim Arslan ayaktayım işte bütün yaralarıma rağmen henüz yere düşmedim. Düşersem kalkmasını bilirim ben Borla’nın oğluydum’’ dedi.  Pes etmedi yürümeye devam etti. Ne olursa olsun yürümeye devam etti. Giderek yaklaştığında eski bir ev olduğunu gördü kapısı kırılmış çatısı çökmüş ve içine karlar dolmuş bir evdi. Çoktan terkedilmiş veya evin insanı burada son nefesini vermişti. Bu evin sakini aslında kendisine başka bir hikâyeyi kendi hikâyesini anlatmak isterdi fakat Kadran sadece eve bakarak içindekilerin ve evin hikâyesine baktı. Evin içine girip ortasında dönüp etrafına baktığında belki bir kış daha dayanabilecek gücü kalmıştı evin. Fırtına şiddetine duvarları ses çıkararak direniyordu.

Yok, oluşa kendi gücü ile destek almadan korunuyordu. İki bölmeli evde girişin çatısı çökmüştü diğer tarafta çatı vardı fakat içerisinde karda vardı. İki oda arasında kapı vardı fakat kapı kapalıydı. Kapını daha önce zorlanmış ve bir kısmı kırılmıştı. Kadran ilerledi ve delikten içeriye baktı içeride bir ceset vardı. Kendisinden önce birisi buraya gelmiş son çare olarak buraya sığınmıştı. Soğuk kış geleceğinde derin uykuya kalıp bir daha uyanamayan insanlardan biri olduğuna inanıyordu.  Yorgunluğu ve uykusuzluğu bastırmıştı gözlerini bazen kapatıyor uyumak istiyordu. Esnedikçe ağzını kapatıyordu. Karlardan kendine yer açmaya başladı karların içerisinde kendi mezarını kazıyor gibiydi. Yeterince yer açtı ve içerisine girdi üzerini karlar ile kapattı. Onu takip edenler fazla uzakta değildi. Şiddetli kar yağışı ve fırtına hem kaçanı hem kovalayanı zorluyordu. Kadran çok şanslı ise bu evi bulmadan ilerleyeceklerdi eğer az şanslı ise evi bulacaklar izler zamanında silinmiş ise kendisinden bir haber olamayacaklardı şanssızlar yakalanacak başa sarmak zorunda kalacaktı. Hakkında çıkartılan emir kesindi ölü ya da diri yakalanmaktı insanların tercihi onu ölü yakalamaktı. Kadran’ın en savunmasız olduğu anın ölü anı olduğunu biliyorlardı.

Onun adını Yaşayan koymuşlardı ölümle defalarca burun buruna gelmesine rağmen hayatta kalmayı başarmıştı. Bedeninde henüz 25 yaşına bile gelmeden onlarca yara izi vardı. Bu yara izleri ok, kılıç ve işkence yara izlerinden oluşuyordu hatta büyülü yara izleri bile vardı. Bedeni yüksek miktarda zehirlenmesine karşın ölmemişti.  Gözlerini kapattı başı uykusuzluk nedeni ile ağrıyordu. Toprak biraz daha ılıktı fakat soğuk sayılırdı yine gözlerini kapattı uzun saat uyursa donarak öleceğini biliyordu o yüzden on on beş dakikalık uykular uyumak zorundaydı. Yarım saat boyunca hareket etmeden kalabilirdi ondan sonra bedeni tamamen donabilirdi.  Üzerini tamamen örttüğünde karanlık içinde kalmıştı, karanlık içinde kalmak onu daha çok mutlu ediyordu. Fırtına şiddetini devam ettiği sırada Kadran biraz uyumak için gözlerini kapattı, aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyordu bedeni çok üşümeye başladığı sırada uyanmıştı.  Ayak sesleri duyuyordu karların altında olduğundan ayak seslerini daha iyi duyuyordu. Onu takip edenler gelmişlerdi.

Uykusuz ilerlemesine rağmen bu kadar çabuk gelmelerini beklemiyordu, arayı fazla açamamıştı. Evin içerisine bir kişi girmiş diğer üç kişi evin etrafında dolaşıyordu.  Kadran silahı yoktu.  Üstelik yarasından akan kanlar evin içerisine bulaşmıştı. Diğer üç kişi evin etrafını dolaştığında içeriye girdiler. Kar Kadran’ın gelişinden sonra epey artmıştı ve izler silinmişti. Adamlardan bir tanesi ‘’Buraya kalmış olma ihtimali var’’ dedi. Diğer adam onun yanından geçecek içerde ki odanın kapı girişine geldi. İçeriye baktığında cesedi görmüştü. ‘’İçeriye ceset var’’ dedi. Kenara çekildi ve diğer arkadaşları da baktı. En son bakan kişi ‘’Onun Kadran olması imkânsız kısa zamanda bu kadar donması çok zor üstelik oda çok fazla açıkta değil.’’ Dedi. Diğeri ‘’İçeride olabilir’’ diye konuştu.  Adamlardan bir tanesi kapının önüne gelip kapının kasasına doğru tekme atarak kapıyı odanın içerisine geriye doğru düşürdü.  İçeriye iki kişi girdiler odanın içerisinde halıdan başka bir şey yoktu. Yer tamamen kar ile kaplanmamış köşeler kuruydu ve halının olduğunu o zaman anlamışlardı. Birisi cesede baktı.  ‘’Burada yok yaralıyken bu kadar mesafe açması çok zor.’’ Dedi.   Kadran harekete geçmenin zamanı geldiğini anlamıştı. İlk odada iki kişi karları ayakları ile iteleyip incelemeye başladılar.  ‘’Kadran en zor şartlarda bile hayatta kalabilen, tuzaklar kurabilen, doğa da çok iyi gizlenmiş olabilen birisi neden bu karların içerisinde olmasın’’ dedi. Adamlardan biri yere düştü, Kadran karların içerisinden adamın üzerine çullanırken diğer yanında ki adamın bacağını ilk üzerine çullandığı adamın avcı bıçağını alarak kesti. Kadran daha sonra bıçağı çullandığı adamın boğazına soktu. Ayağa kalkıp adamlardan birinin kılıcını aldı. İçerde ki odadan iki kişi çıkmıştı.  Aynı anda kılıçlarını çekip Kadran’a saldırmaya kalktılar.

Kadran birisini kılıcı ile engelledi diğerinin kılıcına tekme atıp havada dönmesine sebep olmuştu. Adam avcı bıçağını ile tekrar saldırmayı deneyecekken yere düşmekte olan kılıca Kadran tekme attı ve kılıç adamın karnını saplanmıştı. Diğer tuttuğu adamın ileriye doğru attı. Yerde yatan adam kılıcını onun bacağını sapladı ve sıkıca tutmaya başladı.  Kadran ileriye gidemedi karşısında ki adam ona kılıcı savurduğunda yana doğru çekilip kılıcın gözlerinin önünden geçmesini izledi.  Kılıcı onun boğazına sapladı.   Adam kılıcını elinden düşürdü ve boğazını tutarak yere devrildi. Geriye yerde yatan iki kişi kalmıştı. Kılıcı ile ilk ayağına kılıç saplayan adamın kafasını kesti. Ondan kurtulurken yerdekinin göğsüne kılıcı sapladı.  Peşine takılanların bir kısmından şimdilik kurtulmuştu. Kılıcı yere sapladı cesetlerin hepsini dışarıya çıkartıp yabani hayvanlar ve yaratıklar için tuzak kurmalıydı. Geceyi burada geçirmeye kadar verdi.

‘’Onun başına gelenlere üzüldüm’’ demişti birkaç dakika önce tezgâhın önüne oturan barmen kız ile oldukça hoş sohbet eden adam. Giyimi çok berbat kokmasına karşın barmen kız kendisine ile ona konuşma fırsatı tanımıştı.  Masanın bir başında ki adam sinirlenip dolu içkisine masaya vurup kırdı. Sinirli ‘’Ne dedin sen? Kadran’a acıdığını mı söyledin?’’ dedi. Yanında ki arkadaşları ona durmasını söylemişti.  Tavuğunu yiyen bir adam ‘’Onun ismini ulu orta yerde konuşmayın aramızda bile olabilir yaşıyorsa eğer’’  dedi. Elinde kırmış olduğu şişe ile yabancıya doğru yürümeye başladı. Onun silahı yoktu dövüşürken de silaha ihtiyacı yoktu. Karşısında ki adamın özel gücü olmadığını anlamıştı.  Ayağa kalktı adam ona karşı saldırıya geçti, bileğinden yakaladı ve bileğini kırdığında adam ona kalçasını dönmüştü. Yabancı onun kalçasına tekme atarak masanın çarpmasına sebep olmuştu. Masada kiler ayağa kalktılar ve kılıçlarını çektiler. Tezgâhın üzerinde ki bardağı eline aldı.

‘’Gelin bakalım’’ dedi. Masadakiler bağırarak onun üzerine çullanmak istedi. Yabancı onların üzerinden takla atarak devrilen masanın yanına geldi. Sandalyeleri alık onlara fırlattı. İçlerinden bir tanesi kılıcını düşürmüştü.  Yabancı kılıcı aldı, eline baktı. ‘’Uzun zamandır elime kılıç almamıştım. ‘’ üzerine gelenleri çok kolayca harcadıktan sonra kılıcını ile akrobatik hareketler yaptı.  ‘’Dövüşmek isteyen gelsin’’ dedi. Kimse onunla dövüşmeye niyetli değildi sırtını geriye tezgâha yasladı o sırada barmen kız içkiyi uzatmıştı.  Boş bardağı tezgâhın üzerine bıraktı. Barmen kız ‘’Seni tanıyor muyum?’’ diye sordu. Yabancı ‘’Bir zamanlar bana en kötü nesil çaylak olarak seslenirlerdi. Ben beş yıl önceki çaylakların en güçlüsüydüm ta ki Kadran’a yenilene kadar. Bana Pandolin Corta derler ailem zamanında Karanlığın ordusuna ihanet etmişti.

5 Yıl önce

Rhidger’in suikastta uğradığı ev.

Devam Edecek…

Bu yazı Yaşayan Efsane III kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yaşayan Efsane III 1.Bölüm için 1 cevap

  1. Thebutcher’in profil fotoğrafı Thebutcher der ki:

    İlk iki kitap koyulmamış. Düzenleme bitince mi koyacaksın yoksa vaktin mi olmadı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir