Keskin 6 Bölüm

6 Bölüm

Sandık
Belinde ki kamayı çıkardı sandığın ağzına yavaşça sürdü ve ilerletmeye başladı, sandığın tuzaklanmış olup olmayacağını kontrol etmişti. Ön taraf ki ağzında tuzak yoktu, elleri ile arka tarafını ve yanlarını yokladı. Sandık hem zincirle kilitlenmiş hem de kendi kilidi vardı. Önce zinciri açmak gerekiyordu. Belinde ki gözden maymuncuğu çıkardı ve uzun ince demiri eline alırken kamayı masanın yanına bıraktı. Başlamadan önce son kez etrafı dinledi ayak sesleri ve konuşma sesleri duymamıştı. Maymuncuğu geçirmeden önce ince demiri kilidin yanına soktu ardından maymuncuğu kilidin içerisine soktu. İnce demiri sabit tutup maymuncuğu yukarıdan aşağıya indirmeye başladı, Biraz aşağıya indirdiğinde kilit zorlanmaya başlamıştı, biraz yukarıya doğru çektiğinde kilidin sesini duymuştu. Zinciri geriye attı, ince demiri sandığın kilidine soktu. Maymuncuğu bu sefer daha yukarıdan almıştı milim aşağıya oynatması ile kilidi açmıştı ilkinden daha kolay olmuştu. Aletlerini aldığı yerine koyarken sandığı açtı.
Açarken çok büyük hazine ummuyordu öyle ummuş olsa buraya bile giremezdi. Sandık ardına kadar açıldığında yüzünde boş bir bakış ile yüzünü ekşitmişti. Kâğıt parçalarının dışında gümüş kolye vardı. Kolyeyi burnunun deliğine sürtüp koklamaya başladı, sıradan gümüşün biraz üstünde yapılmıştı, değeri 50 demir ancak ederdi. Kolyeyi çantasına koydu. Sandığın içerisinde ki kâğıt parçalarına bakmadı ama katlayıp çantasına sıkıştırdı, kontrol etmek için zamanı yoktu. Kilitli sandığın içinde ki belgelerin peşinde birileri olabilirdi. Sandığı kapattı ve kilitledi, Zincir ile sandığı tekrar sarıp son kilidi de kilitledi. Burada işi bitmişti, kasabada çok fazla adam vardı daha fazla dolaşmadan atının yanına dönmeli çete kasabayı terk edince onlardan arta kalanlar ile ilgilenmeliydi. Fazladan gün bekleyebilirdi duydukları onu yanıltmıyorsa esirleri asacaklardı. Etrafa son bir kez baktı yanlış olan her şeyi düzeltmeyi ihmal etmedi nasıl aldı ise öyle bıraktı odadan dışarıya çıktığında ikinci katta ki meydanda hiç kimse yoktu. Yanında ki odada iki kişi hareketli tartışmaya başlamıştı umursamadan merdivenlere yöneldi ve aşağıya indi. Alt katta oldukça sakin görünüyordu girdiği pencereden dışarıya çıkmadan önce etrafı gözetledi olağandışı bir şey yoktu, iki kişi halen sızmıştı. Derin düşüncelere dalan adam ise etrafta dolaşıyordu. Yönü kendisine döndüğünde hemen başını içeriye soktu, adam onu fark etmemişti, volta atan adam arkasına döndüğünde hemen dışarıya çıkacak ve geldiği yöne doğru gidecekti. Kasaba da olay çıkartmak istemiyordu, içinden çoktan saydığında pencereden dışarıya çıkmıştı, adamın arkasına dönüp dönmediğine bile bakmamıştı.
Zamanlaması onu hiçbir zaman yanıltmazdı, adımlarını atarken saymıştı, kısa volta attığından arkasını dönecekti, hızlı olmamalıydı ses çıkarmadan çömelmeden ilerliyordu köşeyi geçtiğinde hemen iki evin arasına girip sırtını duvara verdi. Adam geriye dönmüş Yabancının olduğu tarafa doğru bakıyordu. İlerleyişi durduğunda tekrar arkasını dönmüştü, Yabancı kafasını biraz ileriye çıkartıp adamı izledi ve hızlıca yoluna devam etmek için iki evin arasından çıktı. Bu sefer çömelme sırası gelmişti geçeceği evin içerisinde konuşmaları duymuştu duvara son derece yakın durup pencere önünden çömelip geçmişti, daha hızlı olmaya çalışıyordu iki pencereyi geçtikten sonra ayağa kalktı. Biraz hızlanarak evin köşesini döndüğünde içeri sokağa girdi. Çocukların olduğu evi arkasından dolandı ve çalılıkları, ağaçları ve fıçıları kullanarak kalabalığın olduğu yere gelmişti. Evin bahçesi genişti, fıçılar ve odunlar vardı. Kadın yerde yatıyordu, kalabalık yavaşça dağılıyordu. Onlara pek kulak asmadan yoluna devam etti. Birkaç dakika içerisinde kasabadan uzaklaşmıştı, kasabadan çıkışı girişinden çok daha kolay olmuş adamların yerlerini çoğunlukla ezberlemişti. Atının yanına geldi atı onu görünce kişnedi. Atını çözdükten sonra çekerek onu geldiği yere doğru çıkarmaya başladı, atı ile kasabadan geçmesi mümkün değildi başka bir yolda olmadığından haydutların gitmesini beklemekten başka elinde seçeneği yoktu.
Güvenli bir yere geldiğinde yere oturdu yoldan uzaklaşmış ormanın içinde fazla uzağa gitmeden az fark edilebileceğe yere kurulmuştu, kendisi çok güç fark edilirdi fakat atı ayaktaydı o yüzden fark edilme oranı daha yüksekti tabi Güney Yalıçtan birisi gelirse ya da Gailler saldırmak için onun izini bulursa. Köy başkanını teklif ettiği 130 demir daha akıllıca teklif olabilirdi elde ettiği kolye ’ye göre. Elli demir ona pay biçmişti fakat bu konuda çok iyimser olduğunu unutmuş gibiydi. Çantasına koyduğu belgeleri açtı. Bütün belgeleri etrafına dizdi, bir tanesini seçip baktı. Kâğıt parçasını iyice yakınlaştırdı yazı oldukça okunaklı yazılmıştı fakat Yabancının okuması son derece zayıftı başta ki Bey lafını görmüştü yanında kinin isim olduğunu tahmin etti. ‘’Bey Cebra’’ dedi seslice diğer belgelerde başta hep aynı isim vardı, gönderdiği kişiler değişikti, diğer belgelere baktıkça gönderdiği kişilerin ikisi genellikle aynı isimdi diğer isimler değişkenlik gösterirken bir rakamlarla dolu kâğıda gelmişti. Rakamları iyi tanırdı fakat elinde ki incelediği belge rakamları çoktu yazı çok azdı ne olduğunu anlayamadığı için yere bıraktı. Diğer belgelere biraz daha göz attı. Zorlasa daha fazla bir şeyler anlayabilirdi. Zorlamadı ama kâğıtları toplayıp katladı çantasına tekrar koydu. Bey kelimesini görünce önemli belge ele geçirmiş olduğunu anlamıştı belgelerin ne kadar önemli olduğu ile ilgili bilgisi yoktu bunu kâtibe para verip okutmalıydı bunun içinde demir lazımdı. Demiri bulmak içinde çalmak veya öldürmek yaptığı en iyi işler bununla sınırlı değildi bu onun görünen yüzü idi.
İnsanları öldürmek pek hoşuna gitmezdi hatta yaratıkları bile öldürmeyi sevmezdi o işini gizli yürütüp demiri alan adamdı. Yaraları iyileşene kadar kendisini belaya sokmamaya niyetliydi. Bunun için çabalayacaktı, yaraları iyileştiğinde eski günlerine dönmeyi iple çekiyordu. Her şey bir avuç demir ve birkaç gün daha fazla ve daha iyi şekilde yaşayabilmekti. Kaçak hayatının ancak ölümle sonuçlandığında biteceğini biliyordu. Son işini başarabilseydi en iyisi olarak kalacaktı fakat başaramadı.
Başka bir Kanzaki hikâyesine hoş geldiniz. Yaşayan Efsane ve Yaratık Avcısının yazarı bu hikâyeyi size gururla sunar.
Keskin

Şehirde çanlar hiç susmuyordu, güvenlik kapıları kapatılmış şehre giriş çıkışlar engellenmişti, şehrin kanalları kilitlenmiş ve askerlerin bir kısmı oraya gönderilmişti. Şehirde akşam olmadan sokağa çıkmaya yasağı getirilmiş bir anda şehrin her tarafında nöbet tutan askerler çıkmıştı. Sokaklar caddeler hep askerler tarafından tutulmuştu. Valuca Beyine hediye edilen bir sandık dolusu elmas Gecelerin Vefasız Hırsızları çetesi tarafından çalınmaya çalışılmış fakat işler planlandığı gitmeyip soygun başarısızlıkla sonuçlanmıştı. İki saat içerisinde şehir kapalı hapishaneye çevrilmişti. Valuca beyi bunları yapanları cezasız bırakmamıştı çetenin altı üyesi askerlerle yaptığı çatışma sonrası ölü ele geçirilmişti. Geriye sadece iki kişi kalmıştı. Onlar umutsuzluk içerisinde eve sığınmışlardı, orta halli bir ailenin evindelerdi. Aile üyeleri öldürüp mahzene atmışlardı. Çetenin lideri Muscat Sinis kendisini duvara yaslamış iki kez deşilen göğsünü tutuyordu, kanaması büyük ölçüde yavaşlamıştı ama kendisi de bitmek üzereydi, ayağa kalkamayacak kaçamayacak düzeye gelmişti. Muscat ‘’Sokağa çıkma yasağı getirdiler bir sonraki hareketleri evleri tek tek bakmak olacak. Dışarıda durum nasıl?’’ diye sordu. Dışarıda durum kötüydü, sokağın başında ve sonunda iki adam saymıştı sokağın tamamını göremiyordu ama kaçarken bazı keskin nişancıların çatıların tepesine çıkıp avını bekleyen avcı konumuna geçtikleri görmüştü. Muscat
‘’İki ihtimal var. Birincisi evde kalıp saklanmalısın olaylar yatışınca dışarıya çıkarsın ama seni evin içerisinde bulurlarsa ölürsün. İkincisi dışarıya çıkarsın ve bu lanet şehirden kaçmaya uğraşırsın fark edilirse bütün şehir peşinde olacak ve çok geçmeden seni öldürürler. ‘’ dedi. ‘’Bu seçimlerin içerisinde neden sen yoksun?’’ diye sordu. Muscat ‘’Kanamayı durdursak bile çok kan kaybettim yürüyebilecek durumda değilim. Ama senin yaşamak için ufakta olsa bir şansın var Keskin. Çetenin son üyesi olarak hayatta kalmaya bak. Gecelerin Vefasız Hırsızlarının yeni lideri sensin’’ dedi ve öksürmesi konuşmasını bitirmişti. Keskin pencereyi perde ile kapattı. Evin içerisinde iki kişiyi öldürmüş onları mahzene atmıştı. Muscat durumu cidden iyi değildi ölüm onu kucaklayacağı şu yarım saat içerisinde koca şehirde kendisinden başka kimseye güvenemezdi. İşlerin bazen iyi gitmediği zamanlar olmuştu fakat hiç bu kadar kötü gittiğini görmemişti. Hayatını adadığı çete dağılmıştı. Hâlbuki herkesin hayalleri vardı. Kendi hayalleri vardı bu son işleri olacak bundan sonra ki hayatlarını ölene kadar rahat yaşayacaklardı. Başa dönmek istedi nasıl işlerin sarpa sardığı o anlara faydasızdı! Koca bir başarısızlık ve ölümden başka bir şey görünmüyordu! Zekiydi ama şans ona yardım etmezse bu sefer kurtulamayacağını iyi biliyordu. Yere oturdu ve sırtını duvara dayadı. Muscat Sinis boynunu eğmişti sonsuza kadar. Koca Muscat gözlerinin önünde ölmüştü. Hayatında başarısız tek bir işi olmayan adam, çok kazanmış ve çok kazandırmıştı. Birkaç güzel gün için ölmüştü.

Keskin kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Keskin 5 Bölüm

5 Bölüm
Ganimet
Evin içerisinde iki adam olduğunu öğrendiğinde cesedi araştırmaktan vazgeçip odanın girişine kadar geldi. Eski hırsız olarak tahmin ettiği kişi ayakta dolanıyordu, diğeri mutfakta ki sandalye ’ye oturmuştu. Eline aldığı sebzeleri yemekle meşguldü, Eski hırsız tuvalete gitmek için kapının önüne geldi kapıyı açtı. Yabancı masanın etrafından dolaşıp onun arkasına geçti. Hırsız kapıyı açtığında dışarıya çıktı, kapıyı kapatmayı unutmuştu. Yabancı ayağa kalkarak onun peşinden dışarıya çıktı, dışarıda sağ da solda dolaşan adamlar vardı. Eski hırsızın sola dönüp hareket etmeye başladığında o sağ tarafa yöneldi ve köşeyi dönüp evin diğer tarafına geçti. Etrafta dolaşan adamlar vardı onları arkasına alarak yürümeye devam etti, bu sırada evleri inceliyordu. Kısa zaman içerisinde kasaba da büyük yapıların olduğunu anlamıştı. Kenardan gittiği evden uzaklaştı ve yolun karşı tarafında ki diğer evin kapısının önüne geldi. Kapının önünde birkaç saniyelik beklemişti, içeriden sesin gelip gelmediğini dinlemek istiyordu, fazla vakti yoktu. Kapıyı açtı ve içeriye girdi. Ev diğer eve çok benzer şekilde tasarlanmıştı. İçeriye girdiğinde direk oturma odasının içerisinde bulmuştu, ortada oval masa vardı, mutfak ve yatak odasının dışında ufak bir oda daha vardı. Mutfağa girdi kap kacakların içerisinde yiyecek bir şeyler aradı tezgâhın altında ki kapların içerisinde ekmek gördü, kabı eline alıp tezgâhın üzerine koydu. Ekmek bayattı ikiye kırdı sonra iki parçayı daha fazla parçalara böldü. Etrafına bakındı oturma odasında masanın üzerinde sürahi vardı, eline aldığında içinin dolu olduğunu anlamıştı, tekrar mutfağa girdi. Sürahinin içinde ki yere damlattığında su olduğunu anlamıştı. Parçalamış bulunduğu ekmeğin üzerine döküp ekmek parçalarını ıslattı, şimdi yenilebilecek durumdaydı. Islanmış ekmekleri ağzına hızlıca attı ve ağzında hızlıca dağılan ekmekleri birkaç sefer ağızda çevirip yuttu, ıslanmış ekmekler içini tuhaf yapmıştı ama yemeği sürdürdü. Mutfakta işe yarar bir şey olmayacağını biliyordu, odadan dışarıya çıktı ve küçük odaya girdiğinde tabanca kilitli bölme gördü. Eli ile kilide dokunup açtı, yukarıdan merdivenli kapı aşağıya inmişti. Merdivenleri yere değdirdiğinde yukarıya çıkmaya başladığında üçüncü basamakta durdu, nefes alıp verme sesi duymuştu. Belinde ki kamasını sessizce çıkardı ve kendisini göstermeden önce kamasını yukarıya kaldırdı o sırada kamasına sopa ile vurulmaya çalışıldığında sopayı kavrayıp kendisine doğru çekti ve çocuğun başının yere vurduğunu görmüştü. Çocuk sesini duyuramadan Yabancı ağzını kapatmıştı. Ona susmasını işaret yaptı.
‘’Ben onlardan değilim bağırmadan konuş benimle seninle bir derdim yok’’ dedi. Çocuğun ağzını serbest bıraktığında geriye doğru çekilmiş Yabancı bir basamak daha yukarıya çıkmıştı. Kafasını yukarıya çıkartıp baktığında onun dışında iki çocuk daha olduğunu görmüştü, birisi kız diğer ikisi erkekti. ‘’Kimden saklanıyorsunuz?’’ diye sordu. Çocuklardan yabancıya yakın olanı Elminar’ın adamlarından saklanıyoruz, ailemizi katlettiler’’ diye cevapladı soruyu. Yanında ki kız gözleri dolmuştu aile lafını duyunca Yabancı aileleri onları kurtarmak için buraya saklanmıştı. Diğer erkekten küçük olan çocuk ‘’Sen kimsin? Bizden ne istiyorsun?’’ dedi. Yabancı bir basamak daha yukarıya çıkıp sırtını tahtalara dayadı. ‘’Elminar çetesine ait ganimet var mı?’’ diye sordu. Bu sefer kız ‘’Kasaba başkanının konağında sandık var belki onun içinde vardır. Erkeklerden kıza yakın olanına dirsek atarak uyardı fakat kız her şeyi çoktan söylemiş erkek geç kalmıştı. En baştaki erkek ‘’Bizi kurtar buradan ağabey’’ dedi. Yabancı dudaklarını buruşturdu ve ‘’Sizi kurtaramam üç kişi peşime takılırsanız anında yakalanırız yaralıyım. Burada saklanmaya devam edin. Onlar yakında buradan gidecekler bir veya iki gün daha kalırlar en fazla yiyeceğiniz var mı?’’ diye sordu. Kız ‘’Suyumuz çok azaldı, yiyeceğimiz bitmek üzere’’ dedi. Keskin ‘’Buradan hiç çıkmayın onlar gittiğinde aşağıya inersiniz’’ dedi. Çocuklar onunla daha fazla konuşmak istiyorlardı, kurtarılmayı bekliyorlardı ne var ki Yabancı kurtarıcı değildi. Merdivenlerden aşağıya indi ve merdiveni katlayıp yukarıya kaldırdı, evde yiyecek başka bir şey olmadığından burada durmasının anlamı kalmamıştı.
Yabancı kapıdan çıkmak yerine pencereyi açıp dışarıya çıktı, geldiği yerin paralelinde dışarıya çıkmıştı. Kendisi meydandaydı etrafa kimse yoktu biraz daha evden uzaklaşıp diğer evlere baktı. Kasaba başkanının konağını görmüştü arasında üç ev vardı ve arka mahallesi vardı. Elminar ve adamlarının hakkında fazla bir şey bilmese de kızın söylediği sandığa gitmeye karar verdi, kasabanın doğu tarafında ev ev dolaşmanın manasının olmadığını anlamıştı, üstelik bu tehlikeli işti. İçi adam dolu eve kapıdan girmek delilikti birkaç dakika önce kendi yaptığını deliliği hatırladı ve eski huyundan asla vazgeçemediği aklına yeniden gelmişti. Sessizce etrafı kolaçan ederek evin yanına yaklaştı hep sol tarafına baktı hem de diğer duvar boyunca ilerleyip içerde kalan sokağa sağ tarafa baktı. Sağ taraf ki sokakta üç kişi vardı diğer tarafta adım başı adam vardı, yürüyorlar etrafa bakıyorlar, birbirleri ile konuşuyor ve hatta şarkı söyleyenlerde vardı. Gece olmadan içmeye başlamışlardı. Yabancı onların bazılarının kör kütük sarhoş olduğunu gördüğüne sevinmişti. Kalabalık olmayan yerden gitmeye karar verdi, harekete geçmeden son bir kez etrafa baktı. Üç adamın ikisi yerde sızmış olduğunu bir kişinin ile tahta parmaklıklardan tutunup derin düşüncelere daldığı görmüştü. Evlere yakın ilerliyor pencere önlerine geldiğinde eğilip de geçiyordu. Konağa çabuk gelmişti ve ortalıkta kimse yoktu. Konağın arka girişinde ki pencereyi kamayı pencere altına sokarak açtı, kilitlenmediği için uğraşmamıştı. Adam uyuya kalmamak için başını kaldırıyor birkaç saniye gözlerini açık tutup tekrar başı yere düşüyordu. Pencereden içeriye girdikten sonra kendisini yatak odasında buldu. Kimse yoktu içeriden konuşma sesleri duyuyordu. Odanın çıkışına geldi, sesleri dinledi. Yanında ki odada ses geliyordu, iki kişi tartışma halindeydi kafasını ileriye götürüp göz ucu ile girişe baktı, girişte ki iki adam da pencereden dışarıya bakıyordu. Girişte sandalyenin üzerinde horlayan bir kişi daha saymıştı. Odadan dışarıya çıktı ve köşeyi döndüğünde merdivenlerden yukarıya çıkmaya başlamıştı, bir kişinin onu görmesi sonra ki adamı mezarlığa atacağına işaretti. Birinci merdiveni çıktıktan sonra düzlüğe ulaştı döndü ve ikinci merdiveni çıkmaya başlamıştı. Yukarıda fazla geniş olmayan meydan vardı dört oda vardı bunlardan ikisinin kapısı kapalıydı ikisinin açıktı, kapısı kapalı olanlar sağ tarafında kalan odalardı diğerleri ise sol taraftaydı ve görünür de açık odalarda kimseyi görmüyordu. İlk kapının deliğinden içeriye baktı içeride masada oturmuş elinde ki büyük geniş kitaba bir şeyler yazan adam vardı, odanın içerisine baktığında dolap, kâğıtlar masalar, içki rafları dışında sandık yoktu. Yürüdü ve ikinci odaya geçmeden önce iki açık odaya baktı içeri de kimsenin olup olmadığından emin değildi görünürde kimse görünmüyordu. Kapının deliğinden içeriye baktı. Bu odada raflar ve üzerlerinde kâğıtlar, kitaplardan başka bir şey yoktu. Arkasını dönüp karşısında ki odaya yürüdü ve içeriye girdi. O an durmuştu, karşısında bir adam vardı ve şaşırmış görünüyordu. ‘’Sen kimsin?’’ diye sordu. Yabancı belinde ki kaması çıkartır çıkartmaz adama fırlattı. Adam bıçağın saplandığı yeri tuttu önce bıçağa sonra adama baktı daha elini kılıcına atmadan kamayı boynuna yakın kısmını yemişti, nefesi kesilmiş ileriye sendeleyerek bir adım atmıştı. Yabancı hızlıca adamın yanına gelmiş o yere düşmeden onu yakalayıp yavaşça yere yatırmıştı. Kamayı saplandığı yerden çıkartıp kanı adamın üzerinde temiz kalmış yere sürerek kamasını temizledi ve tekrar yerine koydu.
Ayağa kalktığında masanın üzerinde sandık vardı bir kez demir zincir ile kilitlenmiş bir yerde sandığın kendi kilidi ile kilitlenmiş olduğu gördü. Sırıtarak ilerledi ve sandığın önüne geldi. Diğer odayı kontrol etmemişti. Sandığın içerisinden ne çıkacağını çok merak ediyordu.

Keskin kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaratık Avcısı 2 Bölüm

2 Bölüm

 

Kisimola Kalesi

 

Birkaç dakika öncesinde her şeyin normal olduğu Kisimola kalesi gökyüzünden gelen geminin denizin kayalıklarına çarpması ise normalliği geride bırakmıştı. Kale denizin yanı başına kurulmuş hem kara hem denize saldırı yapabilen kalelerden bir tanesiydi. Gemi kayalıklara çarpıp çakılmıştı, geminin düştüğü yer kalenin gemilere alevli oklar ile saldırdığı noktadaydı. Askerler bir dakika içinde gemi etrafını sarmışlar yeterince asker gelince bir grup asker komutanın emri ile gemiyi araştırmaya başlamıştı.  Gemide işe yarayan pek bir şey bulamasalar da askerlerden birisi ‘’Burada biri var’’ demişti, sesi orta kattan geliyordu, ağaç yığınlarına sıkışıp kalmıştı. Azrel’in baygın olduğunu görmüştü. Askeri sesini duyan askerlerden birkaçı ona yardıma gelmişler, askerin başına ilk dikilen asker ‘’Yaşıyor mu? Kontrol ettin mi?’’ diye sormuştu. Asker ‘’Güçlükle nefes alıyor’’ dedi. Askerler hep birlikte üzerine yığılan odunları kaldırarak Azrel’i oradan dışarıya çıkarmıştı. Askerler onu çabucak kalenin revirine götürmüşlerdi. Gemi kazasından sonra kalede hareketlilik başlamıştı.  Aynı günde gelen ikinci olaydı, birincisi bir haberdi gemi kazasından yarım saat sonra Canavar Orka’nın kaleye saldıracağını bilgisi kaleye ulaşmıştı. Doktorlar ve yardımcıları Azrel’in yaralarını sarmışlardı. Bilinci yerinde değildi, ama Kale liderinin emri ile kısa sürede Avcı olduğu anlaşılınca Büyücü tarafından hafızası okunmaya çalışılmış fakat başarılı olunamamıştı.

Büyücünün dediklerine göre hafızaları parçalara ayrılmış ve silinmişti, bunu kimin yaptığı ise büyük sırdı. Bu denli ileri derecede hafıza silme işlemi yapabilen kişilerin dünyada yaşadığını inanması güçtü. Azrel gözlerini açtığında başında Doktoru ve Büyücüyü gördü. Tam olarak gözünü açamasa da başında duran iki kişiyi zor da olsa görebiliyordu.

‘’Kimsiniz siz? Kimim ben’’ demişti. Doktor ‘’Şu an Kisimola kalesinde revirindesin’’ dedi. Büyücü doktorun sözlerine kaldığı yerden devam etti.

‘’En son ne hatırlıyorsun? İsmin nedir? Nereden geliyorsun?’’ diye sordu. Azrel bir elini güçlükle başına koydu, başı fena halde ağrıyordu. ‘’İsmimden başka hiçbir şey hatırlamıyorum. Adım Azrel’’ dedi. Büyücü ‘’Peki’’ dedi ve odadan dışarıya çıktı. Azrel ‘’Ben nasıl buraya geldim?’’ diye sordu. Doktor ‘’Uçan bir gemi ile buraya geldin’’ deyince Azrel gözlerini iyice açılmıştı.

‘’Uçan bir gemi mi?’’ diye sordu. Doktor ‘’E..’’ cevabı veremeden kaleye isabet eden Canavar Orka’nın saldırını onu yere düşürmüştü, Azrel yatağa sıkıca tutunarak yere düşmekten kurtulmuştu, Doktor ayağa kalkıp hızlıca kapıyı açtı, Azrel ile ne ilgilenmişti ne de açıklama gereği duymuştu, onun yüzüne bile bakmamıştı. İsminden başka bir şey hatırlamayan Azrel kale sarsıntılar içerisinde sarsılırken güçlükle ayağa kalkabildi, belden üstü neredeyse tamamen sarılıydı, yaralar sağ ayağında ve sol ayağında da vardı.

İlk adımını attı, yavaşça yürüyordu, kalede bağrışmalar duyuluyordu, kaleyi sarsan saldırılar sona ermişti, Azrel yürüyerek odanın dışarısına çıkmıştı, bir grup asker ona çarparak yere düşürmüştü, duvardan güç alarak tekrar ayağa kalkmaya çalıştığı sırada koridorda sarsıntı olmuştu, sesler arkasından geliyordu. Bir saldırı olduğunun farkına varmıştı. Kendini yere attı, rüzgâr ve toz bulutu üzerinden geçti, arkasını dönüp ne olduğuna bakmaya çalıştığı sırada boynundan tutup duvara vurulmuştu, bayıldı.

Canavar Orka kaleyi ele geçirdiği gibi Azrel’ de onun eline düşmüştü, neyse ki Canavar’ın onun hakkında bilgisi yoktu, gözlerini ilerleyen kafesin içinde açmıştı.  İçeride iki asker daha vardı, fazla yara almamışlardı, tedavi edilmişlerdi. Azrel ‘’Nereye götürüleceğimizden haberi olan var m?’’ diye sordu.  ‘’Bilgim yok ama köle olarak satılacağız muhtemelen’’ dedi.

Onları taşıyan araba durduğunda ufak bir Pazar gibi yere geldiklerini anlamışlardı.  Azrel bir adama satılmayı bekliyordu.

Yaratık Avcısı kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaratık Avcısı 1 Bölüm

1 Bölüm

 

Gemiye kontrol edenin bir kişi olduğunu öğrendiklerinde hepsi şaşkına düşmüştü. Avcılar gemileri düşman gemisine yaklaşmıştı, dalgalı ve fırtınalı deniz gemileri kaldırıp tekrar vuruyor içine almaya çalışıyordu.  Geminin önünde tek bir kişi vardı, gemi yükselirken bütün avcılar onu görüyordu. Gemi denize vururken su dizine kadar çıkıyordu. Fırtına dinmeye başlamıştı onlar yaklaştıkça dalgalar ile durulmuştu iki gemi yan yana geldiklerinde. Gemiye kontrol eden efsane onlara baktı. Avcıların hepsi onunda dönüşmeye hazırdı. Ruh, Yaratık, Büyü ve Savaşçı avcılar hepsi hazırdılar ve düşman gemisine atladılar. Gemileri birbirine bağlama gereği duymamışlardı. Dalgalı ve fırtınalı denizden eser yoktu. Birkaç dakika içinde her şey düzelmiş hatta gökyüzünde birbirlerine sımsıkı bağlanan kara bulutlar çekilince güneş kendisini gösterip insanlara halen gündüz olduğunu ispatlamıştı.

Düşmanın etrafını sarmışlardı, Efsane gemisine atlayanlara bakmıştı. Ruh Avcısı Wyn ‘’Kaçacak yerin kalmadı, Efsane Kadran teslim ol. ‘’ dedi.  Kadran ‘’Gücünüz yetiyorsa gelin alın beni zavallılar’’ dedi ve yönünü onlara döndü, ilerledi Wyn karşısına geçti. Yaratık ve Savaşçı avcılar onun arkasına geçip arkalarında sardılar. Kadran arkalarına geçenlerden bir tanesini tanıyordu. Azrel onu öldürmeye gelmişti. Uzun bir aradan sonra onu görmüş ve boyunun epey uzadığını görmüştü. Kadran

 

‘’Dedene seni Yaratık Avcısı yapacağıma dair söz vermiştim hatta sen Avcılar kralı olacaksın. Seni yetiştiren ustanı öldürmen için gelmen çok kötü. ‘’ dedi. Azrel ‘’Sen benim ustam değilsin benim bir ustam var o da Selana’dır’’ dedi. Ruh avcısı Wyn işaret vermişti fazla konuşmanın lüzumu yoktu.  Önden Ruh avcıları arkadan da Savaşçı ve Yaratık avcıları harekete geçmişti, Birkaç büyü avcısı şimdilik büyüleri hazırlamak ile meşgullerdi. Kadran ileriye atıldığında Wyn karşısına dikilmişti ve yumruğunu onun yüzüne attığında onun başını gövdesinden ayırmıştı, yanında Ruh avcısının boynundan yakalayıp gözünün içine bakmıştı. ‘’Senin ruhun artık benim!’’ demişti. Ruh avcısını ruhunu kaybettiğinde onu yere attı. Arkadan saldıran Yaratık avcıları ve Savaşçı avcıları onun karanlık dolu bakışı ile oldukları yerde dona kalmışlardı. Aralarında Kadran’ın bu saldırısından kaçabilen tek kişi Azrel idi. Kılıcını çıkarttığı gibi ona savurdu. Kadran kolunu siper ederek kılıç saldırısını durdurmuştu. Kadran kılıca baktığında gülümsemişti.  Karanlık gücünden onun için yaptırdığı kılıç Ozka’yı kullanıyordu. Bu kılıç bizzat onun gücünden bir parça ile yaptırılıp Azrel’e hediye edilmişti.

Diğerleri bunu fırsat bilip saldırıya geçtiklerinde Kadran yok olmuş ortada sadece ona ait siyah dumanı kalmıştı. Büyücüler kendilerinin korumaya almışlardı. Kadran önlerinde belirmişti, şeytani gülümseme ile kolunu karanlık güç ekleyip mavi kılıcı ile büyülerin koruma kalkanlarını kesmişti. Savaşçı avcılar oraya yetişene kadar gelen iki büyücü avcısının kellesini Kadran uçurmuştu.  ‘’Siz Savaşçı avcıları nesilleriniz tükendi kalan son savaşçılar olarak ölmek istemiyorsanız dövüşten çekilin’’ demişti. Nesilleri tükenmişti, yetişmeleri en zor avcı birliklerindeydi. Tinecome ve Kenroy birbirlerine baktılar, Kadran hiçte yanlış söylemiyordu, gelecek nesil yetiştirerek nesillerini devam ettirebilirlerdi. O sırada ayaklarının dibinde kara dumanı görmüşlerdi. Birbirlerine baktıklarında Kadran’ın arkalarına geçtiğini anlamışlardı.

‘’Vakit kazanmak için yalan söylemiştim. Gerçi doğru söyledim artık Savaşçı avcılar yok çünkü ölüsünüz artık zavallılar!’’ dedi ve ikisinin başını arkalarından uçurdu.  Yaratık avcıları peş peşe yıkılırken ayakta kalan tek avcı Azrel kalmıştı. Kadran kılıcı yere indirip ona yaklaşırken denizin buz tuttuğunu anlamıştı. Azrel’e çok daha yaklaştı. ‘’Bir gün hafızanı geri getireceğim artık babana düşman olmayacaksın ama o zamana kadar kimsenin seni fark etmemesi gerek’’ dedi ve yumruğunu Azrel’in başına vurduğu gibi Geminin güvertesi parçalanıp Azrel orta kata düşmüştü. O sırada arkasında denizi buza çeviren ve ona bakmakta olan Buz Efsanesi Arabanda arkasında belirmişti. Kadran gemiden atladı ve arkasını dönüp gemiye yumruğunu attığı gibi, buza çakılmış gemiyi havalandırıp havada uçmasına sebep olmuştu. Arabanda gemiye saldırmak istediğinde Mavi kılıcının iki parmağının arasında olduğunu ve Kadrandan gelen saldırıyı istemsizce durdurduğunu fark etti. Arabanda

 

‘’Eskisi kadar hızlı değil misin yoksa yaşlandın mı?’’ diye sordu Arabanda.  Kadran ‘’Ölmeye meraklı bir kişi daha zevkle öldüreceğim seni meraklanma’’ dediğinde. Arabanda ‘’Çok emin konuşuyorsun’’ dediğinde Kadran kahkahayı basmıştı. ‘’Zavallı çünkü ben Borla’nın oğluyum.’’ Dedi.

 

 

Gemi Kadran’ın vuruşu ile hareketlenmiş ve havalanmıştı, Azrel Kadran’ın vuruşu ile bayılmıştı, gözlerini açtığında geminin hareket ettiğini fark etti. Güçlükle ayağa kalkmıştı, açtığı delikten yukarıya baktığında gökyüzünün hızlı hareket ettiğini anlamıştı. Açtığı delikten dışarıya çıkıp geminin güvertesine tırmandı, gemide tuhaflık olduğunu anlamıştı, gördüğü manzara karşısında dehşete düşmüştü. Geminin havada gittiğini görmüş ve dehşete kapılmıştı, bu hale nasıl geldiğini hatırlayamıyordu, o sırada yükseklik kaybetmeye başlamıştı aşağıya baktığında aşağıya düştüğünün farkında idi. Her şey bir anda gerçekleşirken kendisini çabucak güvenli bir yere aldı gemi çok şiddetli sahil şeridine çarpmıştı. Kisimola kalesinin yakınlarında gelen bu gemi kazasında sadece bir kişi kurtulduğu söyleniyordu. O da Yaratık Avcısı Azrel’den başkası olamazdı. Ve Yaratık Avcısının hikayesi böyle devam ediyordu.

Yaratık Avcısı kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Keskin 4.Bölüm

4 Bölüm

Dayna Kasabası

Bulutlar berrak gökyüzünü kaplamıştı, yolculuğa çıkalı çok olmamıştı, atının üzerinde yavaş ilerlerken Gaillerin olduğu ormanın içerisindeydi, yerin altında yaşayan yer cüceleri familyasının bir tanesiydi Gailler avlarını öldürmeden yemeleri ile bilinirlerdi. Gittiği yoldan hiç ayrılmamıştı, duman atının dizine kadar geliyordu, onlar gri dumanın içerisinde siyahımsı gölgelerden oluşuyorlardı, bazıları çok uzakta beliriyor bazıları ile orta menzilinde beliriyordu. Yabancı bir eli daima kılıcının sapının üzerindeydi. Onlara yakınlaşmadığı sürece Gailler saldırmazlardı ama bu her zaman saldırmayacaklarını anlamına gelmiyorlardı. Kullandıkları iki tür silah vardı bunlardan birisi yakın menzil diğeri orta menzil için kullandıkları silahtı, silahları insan kemiğinden yaparlardı. Yer cücelerinin içerisinde kılıç kullanan tek ırktılar. İnsan kemiğinden yaptıklarını bu kılıcı sadece ayak kemiklerinden yapabilirlerdi, başı topuz şeklinde yanları ile tek taraflı kılıçlardı. Bir kılıçta hem ezme, sersemletme ve kesme işlerini görürlerdi.  İnsanları yemekten hoşlanırlardı fakat sadece açıklarında yerlerdi. Yabancı onların içinde bulunduğu ormandan geçiyordu onlar Yabancıyı fark etmişti ilerlediği zaman görünmeleri çoğalmıştı. Başlarda bir iki kişi iken üçe beşe çıkmıştı sayıları.

Uzun kılıcını kullanmak istemiyordu, atından inip kısa kılıcını kullanmayı tercih edecekti, en son o kılıcı kullanabilirdi.  Ormanda ağaçların yeniden seyrekleşmeye başladığı sırada gri duman etkisini yitirmeye başlamıştı, Gailler kendilerini asla dumanın dışına atmazlardı oldukça haklı sebepleri vardı. Düşmanı gri dumanın içerisinde hiç ummadığı bir anda arkasına geçip öldürebilirlerdi. Yabancı bugün şanslı günündeydi Gailler sadece kendilerini uzaktan göstermekle yetinmişler ona yaklaşmamışlardı sadece korkutmakla yetinmişlerdi. Yabancı onlardan korkmasa da tedirgin olmuştu. Onlarla dövüşürken el çabukluğu ve kıvrak hareketlere sahip olmak gerekirdi. Tehlike onu terk etmeye başladığında kendisini zikzakları olan kalyonun içerisinde buldu, ormanın sonunu artık getirmişti ve patika yol kendisini kesme taşlarla yapılmış yola bırakmıştı, taşların olduğu yer oldukça yıpranmış kırılmış ve toprağın içine düşmüş taşlar vardı. Atı ile giderken atının nasıl kesme taşlara vurduğunda çıkardığı sesten ne kadar bozulmuş yol da olsa geldiği patikadan daha iyi olduğuna kanaat getirmişti. Bayır aşağıya inmeye başladı köşeyi döndükten sonra bir taraf kayalık diğer taraf hafif bayırdı ağaçlar taşları yarıp içerisinden çıkmayı başlamıştı, Gümüş renkli ağaçlar çok uzun olanlarıydı. Yabancı kafasını kaldırıp yukarıya baktığında ancak ucunu görebiliyordu. Uzun ve gövdesi fazla geniş olmayan ağacın dalları yanlara uzamak yerine çıktığı yerden yukarıya doğru uzamıştı.  Yolun sonuna geldiğinde atını çevirdi bir kez daha döndükten sonra harabeye dönmüş dikili taşın yanına gelecekti. Ne olduğunu tam olarak anlayamadığı dikili taşın üzerinde bir şeyler kazınmış olduğunu uzaktan da olsa görebiliyordu.

Ne kendisini ne de atını yormasına gerek yoktu, dikili taşın yanına geldiğinde durdu, atından inmemeyi tercih etti ve atını taşa yaklaştırıp yazılanları daha dikkatlice okuyabilmek için bedenini biraz taştan yana doğru uzatmıştı. Kasabanın ismi Dayna yazıyordu, diğer yazılar bazıları silinmişti bir araya getirip çözülmesi gerekiyordu. Yabancı uğraşmak istemedi, okuduğu kadarı ile kasabanın tarihi vardı. Dikili taşta dört yüzü vardı her bir yüzünde ayrı konu anlatılırdı, diğer yaş yıkılmış ve parçalanmıştı. Bu taş ile yan yatmıştı. İki dikili taşı olan Kasaba uzun zaman önce gördüğü kasabalardan bir tanesine aitti. Kafasını kaldırdığında iki dağın arasında kalmıştı, aşağıya doğru iniyordu, ağaçlar ve ormanları görebiliyordu, iki dağın arasında yerleşim yerlerini olduğunu fark etti, Nehrin olduğunu bu kalyonda ilerlemek için atını çevirdiği anda durmuştu. Kasabayı fark etmişti, eskiydi, zarar görmüştü, sesleri duymuştu ve gökyüzüne doğru havalanan siyah dumanı izledi. Yabancı atından atladı, atını dikili taşa bağladı.  Atının altından öptü ‘’Meraklanma Korkusuz geri döneceğim’’ dedi ve yürümeye başladı, hızlı adımlarla yürüyordu bu kokuyu nerede olsa tanırdı.  Güney Yalıçta kinin evlerinden daha fazla ve daha düzenli evler vardı, giderek yaklaştığında köşeyi dönmek için yolun aşağıya inmek istemişti fakat bayırın bittiği yolun kasaba öncesi geldiği son düzlüğe gelmişti. Seslerin çok olması yürürken çıkan mahmuzlarının seslerini duymalarını engellemişlerdi. Ayakkabısının arkasında ki mahmuzları çantasına koydu. İki koruma önlerine bakmıyorlardı kendi aralarında volta atıp ara sıra konuşuyorlardı. Fazla uzakta değillerdi fakat konuşmalarının sesi oldukça alçaktı ve Yabancı ne konuşulduğu tam olarak anlayamıyordu. Sabit bir yerde durmuş olsalar Yabancıyı hemen fark edelerdi zira kendisini çabucak belli edip hemen kayalığın arkasına saklanmıştı.  Adamların o yöne bakmadığı görmek için kafasını biraz kaldırdı, diğer tarafa baktıkları sırada çömelerek hızlıca ağacın yanında ki çalılığın içerisinden çalılığın arkasına geçmişti. Çalılık kendisini tamamen gizlemiyordu, mesafenin uzak olması ve adamların Yabancının bulunduğu yöne bakmaması kendisinin fark edilmesini önlemişti, çömelerek devam etti, araçların arasından geçti ve aşağıya inmesi gerektiği görmesi uzun sürmemişti.

Fazla yüksek değildi atlamak yerine kayarak aşağıya inmeyi tercih etti çalılıkların arasındaydı bu sefer durumu daha belli olurken evlere çok yakındı, en yakın iki duvarı yıkılmış evin arkasında dört adam vardı, kadın sesi duymuştu fakat kadını görememişti, adamlar kadınla zorla gönül eğlendiriyorlardı. Yabancı etrafı inceledi çok geniş alan yoktu fakat adamların gönül eğlendiği duvara çok da uzak olmayan yerde fıçılar ve odunlar yığılmıştı. Oraya doğru ilerlemeye başladı ağaçların arasından ilerlerken ağaçlar ve çalılıklar bitmişti. Açıktan etrafına bakınarak ilerliyordu. Konuşmaların hiç birini duyamamıştı. Fıçıların arkasına geçti ilerledi ve ağaçların yanına geldi. Başını kaldırıp kısaca etrafı baktı, yanmış, yıkılmış evlerin yanı sıra halen sapasağlam duran evler vardı. Üç kişi yolda yürürken konuşuyordu. Duyduğu işe yarar kelime ganimet olmuştu.  Adamlar durup geriye doğru yürümeye başladığında harekete geçti ve kendisine en yakın olan evin önüne geldi. Sırtını duvara yasladı. Adamlar gönül eğlendirmeye devam ederken duvarın diğer tarafına doğru ilerledi, ayağa kalkmıştı artık, göz ucu ile önüne baktığında birisinin bulunduğu yere doğru geldiğini görüp kendisini çekmişti. Belinde ki kamasını çıkardı, pencerenin önüne geldi. Kamayı tam kilidin olduğu yere doğru soktu. Kilinin en uç noktasına kamanın ucu değmişti aşağıya doğru kamayı çekilip kilinin havada asılı kalmasını sağladı. Eli ile pencereyi tam kaldırmadan içeriye girdi, pencereyi yavaşça kapattı.  Evin yatak odasıydı burası yatak kanlı idi yerde ölü adam yatıyordu. Adamın cesedini sırt üstü çevirdiğinde bedeni defalarca kırbaçlanmış ve kılıç darbeleri ile kesilmişti. Ceplerini araştırmaya başlayacakken ayak sesi duydu adamı tekrar yüz üstü çevirdi ve kendisini dolabın arkasına sakladı. Ayağa kalkmıştı duvara iyice yapıştı elinde kamasını sımsıkı tutuyordu.

Adım sesleri olduğu odaya doğru yaklaşıyordu o sırada pencere çaprazında kalıyordu ve az önce gördüğü adam pencerenin yanından geçip gitti. Adamın kapısı ardına kadar açık bırakılmasına rağmen adam kapıyı eli ile ittirdi ve kapının duvara vurmasını sağladı. Odanın içerisine girmek için bir adım attı, diğer adımı odanın dışarısında kalmıştı. Etrafa bakındı sonra aşağıya eğildi dizlerini yere vermişti, yatağın altını görmeye çalıştı fakat ilerlemedi yerde ki kanlar yatağın altını kontrol etme gereği duymamıştı. Kan izlerine baktı ve geri dönüp uzaklaştı. Ayak seslerinin uzaklaştığını duyunca Yabancı yere çömelmişti. Kamasını tekrar beline koydu adamı tekrar çevirmeden önce nihayet anlayabileceği ses duymuştu. ‘’Odada kimse yok. Yine senin kuruntuların işte bu kasaba da bu kadar adam varken kim bu kadar bize yaklaşabilir ki? ‘’ diye sordu. Yaşlı ama oldukça iyi durumda olan adam ‘’Pencerenin kilidinin açıldığını duymuştum kulaklarımda yanılmam’’ dedi. Adam ‘’ Bir gün daha buradayız yarım idamlıklar yol boyunca asılacak boşuna kuruntu yapma gelen giden olmaz buraya’’ dedi.

Keskin kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Keskin 3.Bölüm

3 Bölüm

Birkaç Demir İçin

Yaşlı adam sesini çıkarmamıştı, odada ki herkes yaralı adamın sunacağı teklifi dinlemeye kulak kesilmişti. Hancı uçuk teklif sunacağını, Yamir o ne sunarsa sunsun reddedileceğini tahmin ediyordu. Yabancı bakışlarını başkana doğru yöneltti. Diğerleri şuanda pek umurunda değildi. ‘’130 demir çok az, üstelik kimin peşine düştüğümü bile bilmiyorum. Yani haydut mu? Savaşçı mı? Hırsız mı? Kara büyü uzmanı mı? Yoksa yarı yaratık mı? Peşine düşeceğim kimsenin ne olduğunu bilmiyorum adı veya sanı olması gerek bu halimle beni ölüme gönderiyorsunuz. Orta da bir anlaşma olacaksa kafa kâğıdı almak istiyorum’’ deyince başkan ayağa kalktı sandalyenin etrafını bir kez döndü sonra aşağıya eğilip yabancıya baktı. ‘’Delirdin mi sen? Kafa kâğıdı çıkartmak bana en az 700 demire mal oluyor. Buralarda kaçak yaşıyorsun ya da kâğıdını kaybettin bunun bedelinin epey pahalı olduğunu biliyorsun. Seni krallığa ihbar edebilirim anında seni öldürmek için ölüm kokan atlılarını üzerine salarlar. Kızıma tecavüz eden adamı sağ getirmeni istiyorum. Bedava yaralarını sardık içki istiyorsan içki yemek istiyorsan karnını doyururuz kadın istiyorsan kadın veririz ama kafa kâğıdı asla pazarlık kafa kâğıdı için yapmayı bırak’’ dedi. Yabancı kafa kâğıdı umutları sona ermişti başta isterken zaten vermeyeceğini biliyordu fakat babanın intikam arzusuna yenik düşeceğini sanmıştı, yanıldığını çok geçmeden anladı.
‘’Kızın bir kafa kâğıdı kadar değeri yokmuş. Yaralarımın iyileşmesi hemen gerçekleşmez şuraya bakın’’ dedi ve Yamir’in getirdiklerini gösterdi. ‘’Onlar beni çabuk iyileştirmek için doğru şeyler değil idareten yapılmış tedavi muhtemelen yolda giderken intihap kapacağım belki de öleceğim. ‘’ dedi. Köy başkanı tekrar yerine oturdu. ‘’Yaşayıp yaşamaman önemli değil benim için o adamı bana getirmen önemli onu getiremedikten sonra ölmen benim işime gelir şimdi kabul ediyor musun?’’ diye sordu. Yabancı başını olumsuzca salladı. ‘’Hayır, kabul etmiyorum, satabileceğim mal olarak bana kadın mı öneriyorsun? Karşılığında ne rehin vereceğim?’’ diye sorarken Hancı gülümsemişti. Başkan ‘’Tabi ki atını vereceksin’’ dedi. Yabancı Yamir işini bitirdikten sonra ayağa kalkıp ondan uzaklaşmıştı. Yabancı doğruldu ve sırtını duvara verdi. ‘’Atım kadından daha değerlidir. Kafa kâğıdından bile değerlidir hatta kendimden bile değerlidir. ‘’ dedi bakışlarını duvara yöneltti. Savaşın sesleri kulağında çınlıyordu, ölen askerler yere düşüyordu. Hep arayış içerisindeydi, kısa sürede olduğu yere şimdiki zamana geri dönüş yaptı. O günlerden geriye atından başka bir şey kalmamıştı. Ne olduğu belirsiz kişilere atını bırakacak değildi, yeterince parası vardı. Başkan ‘’190 demir’’ dedi. Ciddi idi teklifi biraz daha zorlasa arttıracağı belli idi. Yabancı ayaklarını yataktan saldı ve demirden tutarak kalktı. Çantasının açarak demir kesesinin içerisinden 15 demir çıkartıp masaya bıraktı, kılıçlarını sırtına geçirdi.
‘’190 demir için ne olduğunu bilmediğim birisi ile savaşmam bu halimde ölmeye niyetim yok. ‘’ dedi. Yabancı onların yanından geçerken hancı ve iki adamla göz göze geldi. Başkan onun arkasından bakarken Yabancı kapının önüne geldi. Başkan ‘’Seni ihbar edeceğim peşine düşecekler aranan adam olacaksın. ‘’ diye tehdit etti. Yabancı ‘’İstediğini yapmakta özgürsün sana diyecek sözüm yok. Gelirlerse görecekleri çok şey olur. Gelseler de gelmeseler de yoluma devam ederim fazladan birkaç kişi peşime takılmış bir önemi yok. ‘’ dedi. Odadan çıkıp merdivenlere başına geldiğinde verilen paranın fena olmadığını biliyordu çok daha ucuza büyük işler kapatmıştı fakat yaralı bedeninin henüz daha iyileşmeden yeni maceraya atılmak istemiyordu. Sırıttı maceranın içerisindeydi fakat macera içerisinde başka maceralara atılmış için yanlış zamandı. Merdivenleri inmeye başladığında aklına ikinci husus takıldı. Ölüm kokan atlıları peşine salacağını söylemişti. Köy başkanının o kadar saygın birisi olmasına ihtimal vermek istemese de çoğu kimse Ölüm kokan atlıları bilmez ve tanımazlardı hatta adlarını duyanların sayısı bile çok azdı. Sıradan köy başkanının duymasını kafasını epey karıştırmıştı. Aşağıya indiğinde insanlar kendi işlerine bakarken gözlerini yabancıdan ayırmıyorlardı. Buraya uzun zamandır birisi gelmediğini geleninde köy başkanının kızına tecavüz etmesini şok etkisi yaratmıştı. Aklında soru işareti yok değildi, insanların yiyecekmiş gibi bakan bakışları aralarında dışarıya çıktı, İçeriye ilk girdiğinde daha az kalabalık vardı. Dışarıya çıktığında atının yanına geldi, etrafı gözlerken insanların çoğunun ortalıkta görünmediğini görmüştü. Atını bağladığı yerden çözerken boynunu okşamış ‘’Oğlum göze çarpan bir şey gördün mü?’’ diye sormuştu, at hiçbir tepki vermemişti. Yavaşça atına atladı ve çevirip köyün sokaklarına giden yolu tercih etti. Diğer sokak balıkçılar yüzünden kapalıydı köyün çıkışına gideceğini umduğu yolun izini sürdü.
Evlerin içerisinden geçerken ara sıra arkaya bakıyor gözleri dikkatle pencerelere dikmişti. Sağlı sollu etrafı inceliyor kimse olup olmadığına ve çıkan seslere kulak kesiliyordu. Oldu olası şüpheciydi fakat şuanda göründüğünden daha fazla şüpheci yaklaşıyordu. Aklında en büyük soru işaretlerinden bir tanesini yeniden aklına getirdi, başkanın kızına tecavüz edilmiş ise köye girdiğinde herkes neden ona karşı sessiz kalmıştı? Çok fazla insanın uğramadığı hatta ona kalsa hiç insanın uğramadığı köyde gelen yabancının başkanın kızını ile ilişkiye girmesi fazlasıyla gerçek dışı gelmişti. Yabancı kendisine uzatılan görevi almadığı için neyin gerçek neyin yalan olduğunu asla öğrenemeyecekti. Atını sürmeye devam ederken köyün sonu görünmüştü, yeniden seyrek ağaçlar etrafı kaplamaya başlamış ilerisinde ise ağaçlar seyrekliği sıklığa bıraktığını gözle görülür biçimde görüyordu. Çıkışa geldiğinde arkasına son bir kez baktı, gelen giden yoktu, ağaçların tepelerine göz atmayı unutmadı. Sıradan köyde gerektiğinden fazla tedirginliğe düşmüş ve kaçma telaşı içini sarıp sarmalamıştı. Şehre ulaşmadan önce birkaç köy daha göreceğini tahmin ediyordu. İlerlemeye devam ettiği sırada ileride patika yolun üçe ayrıldığını gördü. İlerlemeye devam edip yolların birbirinden ayrıldığı noktaya geldiğinde atını durdurmuş. Öne eğilim atını boynunu okşadı. ‘’Korkusuz sence nereye gitmeliyim’’ dedi. Sağ taraf ki yolun ilerisi nehre veya göle çıkıyor olabilirdi, sol taraftı yol hakkında en ufak bilgisi yoktu, patikaya bakılırken pek kullanılan yol değildi artık yolun üzerini ot kaplamaya başlamıştı. En iyisi orta yolu tercih etti, elinde harita yoktu fakat geldiği yerde haritaya bakmıştı aklında kaldığı kadarınca hareket etmek istiyordu, tam detayları hatırlamasa da kalburüstü haritayı gözünden canlandırdı. Korkusuz onu uyarmamış hiçbir şey söylememişti. At içgüdülerini bu seferliğine kullanmayıp tercihi sahibine bırakmıştı.
Yolu tercih ederken atını biraz daha hızlandırdı, koşturmuyordu ama yürütmüyordu da. Onun da biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı, tıpkı yabancı gibi. Son uğradığı yerde atı karnını iyi doyurmuştu ona aldığı yiyecekler henüz bitmiş değildi 1 gün veya çok iyi kullanırsa iki günlük yiyeceği hazırdı. Su sıkıntısı çekmemeyi umuyordu. Atının çantasında su ve yiyecek vardı, Hem Yabancı için hem de Korkusuz için. Seyrek ağaçların içinden devam ederken orman giderek sıklaşıyor ve yer gri dumana bürünüyordu, bu dumanın ortaya çıkışının birkaç sebebi vardı, onun ilgilendiği tek sebep Gaillerdi. Yakınlarda yuvaları olması gerektiğini inanıyordu, yuvalarının etraflarında gri duman etrafı sarardı, görüşü engellemese de Gaillerin rahatça pusuya yatabileceği kadar onları görünmez kılardı. Yabancı bir eli boşta bekletiyordu, sırtında ki kılıcına hemencecik gidebilecek şekilde ayarlamıştı elini. Sisin giderek yükselip yükselmeyeceği ve Gaillerin onu izleyip izlemediği hakkında fikri yoktu bunu ancak yoluna devam ederek öğrenebilirdi.

Keskin kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Keskin 2.Bölüm

2 Bölüm

Köyün Namusu

Kapı açıldı içeriye ilk gireni haklayacaktı, kaç kişi olduklarını bilmiyordu, dışarıda pek ses duymamıştı, en az iki kişi olacağını tahmin ediyordu, kapı ardına kadar aralanırken Yamir’in ayakkabısı gördü, rahatlamıştı derin nefes aldı. Bir pusuyu daha kaldırabilecek gücü yoktu. Kadın içeriye geçmeden etrafa bakındı Yabancının olduğunu görünce geriye dönmek istedi o sırada kendisini göstermişti. Kadın korkutan az daha elinde ki tepsiyi düşünüyordu. Sırtını kapının kasasına rastlayıp durabildi. ‘’Korkuttunuz beni’’ diye sitem etti bir eli ile kalbini tutuyordu.  Kadın onun elinde ki kamayı görünce daha da korkmaya başlamıştı, bedeni titremiyordu daha kötü zamanlardan döndüğü her halinden belliydi fakat korkuyordu işte. Ölüm ona çok fazla uzaktı değildi bir metre veya daha yakın gibi duruyordu. Kadın bir şey söylemedi, söyleyecek hiçbir sözü yoktu, aklı durmuş dili kilitlenmişti. Yabancı bu konu hakkında konuşmak istemiyordu ne söylese kadını yatıştıramayacağını kadının kaskatı kesilmekte olan suratından anlamıştı. Kamasını beline iliştirdi ve sandalyeye oturmak yerine yatağa oturdu. Çapraz oturmuştu iki ayağı da yere basıyordu. Uzun ve kısa kılıcını çıkartıp yatağın yanına koydu. Ayı postunu geriye doğru attı.  Yabancı şimdi konuşma gereği duydu, kadını fazla uzun olmayan fakat onun anlayabileceği dilden konuşmalıydı. Açıklama yok detay yoktu sadece onu sakinleştirmek vardı.

‘’Amacım seni korkutmak değildi. Neden böyle davrandığımı anlamışsındır’’ dedi. Kadının savaşçının rahat tavır takınması gerekirken şüphesi ve korkak tavır takınmasını anlayamamıştı. Yabancı kadının yüzünü değiştiği fakat sert bakışların halen üzerinde olduğunu görmüştü, yaralı bir adamın üstelik kafa kâğıdı olmayan bir adam için oldukça normal şüpheci davranış sergilemişti. Zor günler geçirmişti böyle bir günde bu şekilde ölmeyi kendisine yakıştıramıyordu, hayatının bu zor zamanlarında kendisine hiçbir şeyi doğru dürüst yakıştıramıyordu ama düşmüştü bir kere yeniden en tepeye çıkmak için ne kadar zaman gerekliydi. Geçmişe dalıp kalmak istemediği zamandı geçmiş geçmişte kalmıştı, o iyi günleri anmanın şuanda hiçbir manası yoktu. Kadın nihayet yürümeye başladı ona doğru ilerlerken odanın ortasında ki sandalyeyi eline aldı ve Yabancının yanına koydu, kadın sandalyeye oturup tepsini Yabancının dizinin olduğu yere yakın koydu.  Tepsinin içinde ki kapta su vardı, bezi suya bandırıp Yabancının kaşlarına yaklaştı, kadın onun kaşlarına bakarken Yabancı ise kadına daha yakından bakma fırsatı bulmuştu. Aslında fena olmadığını anlamıştı, bakışlarını aşağıya indirdiğinde dolgun göğüsleri görünüyordu, göğüs uçlarını görebilmek için biraz kıpırdamaya çalıştığında kadın onu acıttı. Yabancı kendini acı ile geriye çekmek isterken kadın onun omzundan tuttu.  ‘’Yerinde durur musun?’’ dedi. Kaşlarını temizlemeyi bitirdikten sonra yanında getirmiş olduğu otlargı eli ile sıkarak elinin boyamasını sağladı ve kaşlara doğru sürmeye başladı. Yabancı

‘’15 demir demişti hancı parayı almadı, seni ve göğüslerini bana gönderdi.’’ Dedi. Kadın umursamadı, daha önce göğüslerini göstermekten fazlasını yaptırmıştı hancı ona bu onun için hiçbir şeydi. Ahlakın terk ettiği bu kasabada namusluyu yaşamaya çalışan insanların olup olmadığını kadın her zaman merak etmişti. Geldiğinden bu yana kasabalı ile konuşma şansı verilmemişti hancı tarafından yasaklanmıştı. Sekiz yıllık kölelik hayatının bitmesine iki yıl kalmıştı. Yabancı ‘’Antlaşma olacağını seziyorum bedavaya bana bakıyorsun. Üstelik’’ sözlerini bitirmeye çalışırken kadın bir elini adamın dudaklarını götürüp onu susturmuştu.  Kadın ‘’Ortada antlaşma olacak tabi ne sandın? Sen göğüslerimi görmek için ile demir vermek zorunda kalırdın o yüzden şimdilik sus benden duymuş olma nasıl olsa yanına gelip danışacaklar’’  dedi. Yabancı bir şey söylemedi, kadın onun kaşlarını hallettikten sonra temiz sıcak bezle burnunu, patlamış dudağını sildi. Bezin kan olmuş tarafını çevirip temiz tarafı ile adamın göğüslerinde ki kanı itina ile sildi. Basit köyde bulunan kadına göre bakımını oldukça iyi bulmuştu. Yamir tepsini alıp yatağın kenarında ki ufak masaya bıraktı. Ellerini Yabancının omzuna atıp yavaşça onu geriye yatırdı, sonra ayak tarafına yönelip iki ayağını kucakladığı gibi yatağa attı.  En büyük yarığına dokunurken Yabancı tavana bakıp nefesini çekiyordu.  ‘’Yaran açılmış üzerine dikiş atacağım söküp yeniden yapmam için malzemem yok.’’ Dedi. Tepsinin içinde ki iğneyi ve ipliği aldı. İpliği iğneden geçirirken kadın yavaşça etine batırdı ve hızlı hareket ederek diğer tarafa geçirdi. Yabancı ellerini yatağın demirine sımsıkı tutuyor derin nefes alım veriyordu, kadın ikinci dikişi atarken daha fazla kanamaya başlamıştı. İçeriye adamlar girdiğinde Yabancı bir elini beline attı, elini kamasının üzerine getirmişti, iki belinde kılıcı olan kişi girdikten sonra arkasından hancı içeriye giriş yaptı. Adamların belinde ki kılıçta kın yoktu paslı görüntüsünün ucuz bronzdan yapılmış olmasından kaynaklıydı, savurma yeteneği olsa bile ağırlığından pekiyi değildi, kılıçların keskin olmadığını ilk bakışta anlamıştı. Saplanmalı kılıçlardı, onlar gelene kadar bir tanesi rahat öldürürdü ama diğerleri için kafasında kurgulaması gereken taktik vardı.

En son köy başkanı içeriye girdi, eskimiş deri elbisesi rengi atmış kahverengi gömleğe sahip ve kirli pantolonlu köy başkanı içeriye girmişti. Yabancı onun köy başkanı olduğunu diğerlerinin kıyafetlerine bakınca anlamıştı, köyde son derece kötü giyinmiş insanlar vardı. Köy başkanı Yamirden sonra en iyi giyinmiş ikinci kişi seçebilirdi. Onunda neden iyi giyinmiş olduğunu daha iyi anlıyordu. Köy başkanı bir adım ileriye attığında Yamir ayağa kalkmıştı, başkan sandalyeyi alıp Yabancıya biraz uzakta bir yere oturmuştu. Hancı ve diğer iki adam odanın içerisindeydi, Yamir dikmeye yerde devam ediyordu, dizlerini yere verip dikiyordu, neredeyse bitmişti.  Göğsünde aldığı diğer yaralar o kadar büyük değildi ama dikilmeye ihtiyacı vardı. Başkan

‘’Köy başkanı senin ayağına geliyorsa belli başlı sebepleri vardır. Uzun zamandır savaşçı uğramıyor buralara. En son savaşçı birkaç gün önce uğramıştı, yaralı değildi. Uğradığı gün handa sorun çıkardı, birkaç kişiyi öldürdü yönettiğim insanlara maddi ve manevi zarar verdi.’’ Dedi, sustu. Kendisini göstererek ‘’En çok zarara uğrayan ben oldum. Kızıma zorla sahip oldu ve hiçbir şey olmamış gibi konakta ne kadar para varsa alıp gitti. Eminim paraları çok çabuk bitirmiştir fakat bende ise intikam ateşi başladı. Köyü sende gördün eli kılıç tutan adamımız pek yok olsa bile onunla başa çıkabilecek ne güç ne yetenek bizde. Altı kişi öldürdü ve bir tecavüz. Kızım ertesi günü sabahı kendisini öldürdü, bana bıraktığı mektupta bu utançla yaşayamayacağını söylemişti. ‘’ diyerek sözlerini bitirdi, başkan ağlamıyordu fakat boğazı kurumuştu, konuşabilecek duruma gelmesi için bekledi. Yabancı ‘’Benden ne istiyorsun? O adamı yakalayıp sana getirmemi mi? Bu halimle mi?’’ diye sordu. Karanlık topraklarda birçok kötü sonla biten hikâyeye duymuştu bazılarına şahit olmuştu, bu da onlardan biriydi. İntikam hiçbir şeyi geri getirmeyeceğini Yabancı ve Köy başkanı biliyordu, birisi mutlak adaletin peşine düşmüştü diğeri ise karşılaştığı bu durumdan kendisinin nasıl kurtulabileceğini düşünüyordu. Zor durumda olması kabul edilebilecek bir şey değildi. Köy başkanı onu tehdit edeceğine inanıyordu. Köy başkanı

‘’Köyün namusunu temizlemeni istiyorum senden karşılığında 130 demir vereceğim’’ dedi. Yabancı gülmemek için kendini zor tuttu. Adı sanı belli olmayan başkanın kızına tecavüz edip köylüyü öldüren kişiye 130 demir çok az gelmişti. Kendine hâkim olması ve köy başkanını gerçekçiliğe davet etmesi gerektiğini düşündü.  ‘’Şartları beğenmedim iyileştirmemiz gerek bu yüzden de bende teklif sunacağım’’ dedi.

Keskin kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Uzun bir aradan sonra

Evet arkadaşlar uzun bir ara vermiştim ve geri döndüm. Umarım eski günlerde ki gibi bol bol hikaye yazacağım günleri görebiliriz.

Kanzaki Günlükleri kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum yapın

Keskin 1.Bölüm

Keskin

1 Bölüm

Korkaklar aşkına! Yaşamak için avlanan avlandıkça vahşileşen vahşileştikçe insanlıktan soyutlanan adamların karanlık topraklara gelmesi yüzyıllar önceydi. Onlardan biri haline gelen adam son avdan yorgun düşmüş, yaralanmıştı adam Güney Yalıç köyüne varmıştı, köy etrafı seyrek ağaçlarla sarılı Yalıç nehrinin Puin gölüne bağlandığı yerde kurulmuştu. Orman yolunu kullanmak yerine ormanın içinden gelerek köyün insanlarının pek gitmediği üşendiği yerden gelmesi insanların tuhafını çekmişti, köye vardığında gözler üzerindeydi, iki kaşını da patlatmayı becermişti, görüş mesafesi son derece düşük olsa da yakınında ki her şeyi gayet iyi seçebiliyordu. Sırtında ayı postundan yapılma derisi vardı, pantolonu dizine kadar kurt derisinden yapılmıştı. Önü açıktı ve göğüs kasları baklavaları görünüyordu.  Karnının yanından darbe almış bağırsaklarının dışarıya çıkmasını engellemek için Kayn ağacından ip yaparak yarasını dikmişti.  Sağ göğsünde beş parmaklı pençe vardı, sol göğsünün altında kesik ve akan kanlar aşağıya doğru yüzülüyordu. Burnundan, ağzından ve kafasından gelen kanlar onu zorlu maceraya sürüklendiği ve sağ kalabildiğini gösteriyordu.  Ufak çantasının yanında kaması diğer tarafında üç tane deriden yapılmış gözü vardı. Küçük köyde dışarıya kadınlar çamaşır yıkıyordu, atını ileriye doğru sürdü. Giriş hemen meydana açılıyordu, evler ile meydanın gerisinde kalmıştı, sokaklar dardı insanlar rasgele yerleşmişlerdi, gölün çevresinde suyu fileler ile çevrilmiş balık yetiştiriciliği yapanlar vardı. Ufak iskele yapılmış birkaç kayık iskeleye bağlanmıştı.  Han iskeleye çok yakında kurulmuştu yanından geçtiği ev köy başkanının konağı olarak okumuştu. İnsanlar bakışlarını ondan eksik etmiyordu.

Savaşın, kan ve şiddetin hiç bitmediği karanlık topraklarda askere benzemeyen bu savaşçının buraya hangi sebepten ötürü geldiğini anlayamamışlardı unutulmuş köy eski işlek ama artık kullanılmayan yolun üzerinde kalmıştı. Köyün ortasında ki kuyunun yanına dikilmiş panoda köy başkanının ve bazı kişilerin ihtiyaçları yazılıydı.  Ağır ağır ilerlerken gözleri ile etrafı süzüyordu, kadınlar dışında erkeklerde pür dikkat ona bakıyordu. Köyle hiç savaşçı görmedikleri her hallerinden belliydi. Yaralı adam köy meydanının ortasında ki kuyunun olduğu yere gidiyordu, panonun yanından geçecekti, meydan kesme taşları kuyu çevresinde bulunuyordu diğer taraflar topraktı, panonun yanına geldiğinde üç tane kâğıt parçasını duruyordu bunlardan birisi kırmızı mühürlü diğer ikisi ise lacivert mühürlüydü. Lacivert mühürlü olanlar insanların istekleriydi, bu istekler çok farklı olabilirdi kırmızı mühür ile köy başkanının istekleriydi.  Yapılması gereken iki iş vardı, onları incelemeden panonun yanından atı ile ilerlemeye devam etti. Han’ın önüne çakılan iki kazık atlar için çakılmıştı. Han’a yaklaştığından atından atladı ve atını çekerek kazığa yanaştı atını bağlamıştı, atı huysuzlaşmıştı onun yanına gelerek boynunu okşadı. ‘’Sakin ol Korkusuz’’ dedi. Atı huysuzlaşmayı bırakıp kişnemişti. Onun sözünü dinlemeyi tercih etmişti.  İki basamaklı merdivenin ilk basamağını çıkarken gözlerini konağa çevirmişti, konağın altında demir parmaklıklar görmüştü.

Küçük bir yere göre hücre evinin bulunmasını garip karşılamıştı. İkinci basamağı çıktı, gıcırdayan tahtaların üzerinde mahmuzlu deri çizmesi ile yürürken çıkan şıngırtı sesi avlanmış insanın girmemesi gerektiğini söylüyordu. Yürürken çıkan ses yüzünden pusuya düştüğünü hatırlamıştı, hayatında atlattığı ilk pusu değildi muhtemelen son da olmayacaktı. Yarım kapılı han kapısını ileriye iterek açtı içeriye geçip iki adım attı. Kapı kendiliğinden dışarıya doğru gitti sonra içeriye doğru açıldı. Kapının hızı durana kadar bir kez daha tekrarladı.  Sağda iki masa vardı sol ise bir masa vardı. Sağ tarafta en dip masada ihtiyar rom içtiğini görmüştü, çaprazında iki orta yaşlı insan Vintirik oynuyordu. Sol masaya dört kişi kurulmuş hareketli kadın muhabbeti yapıyorlardı.  Hancının tezgâhında üç sandalye vardı.  Çürümeye yüz yutmuş piyano yanı başındaydı, mekânın ortasında bulunan lamba neredeyse başına değecekti. Üst kata giden merdiven içki raflarının arkasındaydı, Hancının sağında kapı mutfağa açılıyordu.  Sağ taraf ki duvarda paslanmış balta ve onun altında tozlanmış Güney Yalıç köyünün eski günlerini gösteren portre vardı. Olduğu yerde durduğunda bakışlar ona yöneltilmişti, pek fazla kişinin uğramadığı kasabada yabancının gelmesi dikkat çekerdi fakat gelen yabancının yaralı olması ve halen bedeninin kanamaların devam etmesi tuhaftı.  Yakınlarda olay gerçekleşmediğine emindiler yaralı yabancı yaraları ile köye kadar gelmesi onun çok şanslı olduğunu düşünüyorlardı.

Bakışlar içinde ilerlemeye devam etti, etrafı göz gezdirmesi bitmişti, hancıya doğru yürüyordu. Mutfaktan çıkan orta yaşlı kadın elinde parlatmaya uğraştığı içki bardağı raflara koymak için tezgâhın diğer tarafına geçmek üzereyken yabancıya bakmış olduğu yerde kalmıştı.  Sandalye ’ye oturdu ellerini tezgâhın üzerine koydu. Hancı biraz geriye çekilmişti. Bedeni henüz sıcakken ‘’Ne içersin?’’  diye sordu. Bedeninden akan kandamlası bacağına düşmüş oradan yavaşça yere doğru giderken yabancı damlaya bakmış bakışlarını kaldırmadan ‘’Soğuk suyun var mı?’’ diye sordu. Hancı bir şey söylemeden yanında ki kadına işaret etti. Kadın bardağı yerine koymadan tezgâhın üzerine bıraktı ve mutfağa girdi. Hancı henüz yeterince parlatılmamış bardağı yabancının önüne koydu. Attan atlarken yarası tekrar kanama yapmıştı. Hancı ‘’Pekiyi görünmüyorsun hekime ihtiyacın var.’’ Dedi.  ‘’Odaya ihtiyacım var’’  dedi. Kadın suyu önüne getirip koymuştu, su cam bardak yerine kil bardakta gelmişti.  Sağ eli ile bardağı alır almaz içmeye başladı, nefes almadan suyu bitirip tezgâhın üzerine bıraktı. Hancı ‘’Kafa kâğıdın var mı?’’ diye sordu.  Yabancı kafasını olumsuzca salladı. Kafa kâğıdı olmayana yatak verilmezdi ikisi de kurallı iyi biliyordu.  Etraf yeniden sessizliğe bürünmüştü, oyunlar bırakılmış, içkiler masanın üzerine konulmuş ve iki kişi kılıcına davranmak için elini kılıçlarının saplarına atmışlardı. Savaşçılara karşı şansları çok azdı fakat bu savaşçı yaralıydı üstelik kanaması vardı. İçeriye girdiğinden beri yerde kandamlalarının izi vardı. Oturduğu yerde damlarla birikmeye başladığını Hancı ve Kadın haricinde orada ki herkes görüyordu.

‘’Kuralları biliyorsun Yabancı kafa kâğıdı olmayana oda veremem eğer krallık bunu öğrenirse beni meydanda asarlar. ‘’  dedi. Yabancı kafasını yukarıya aşağıya salladı kafası inikti gözleri kimseyi görmediğine kadın emindi. Yorgun ve yaralı birisi için karar verme aşamasına gelmişti, hangi tavır takınacağını düşünüyordu, uzlaşmacı mı olsaydı? Tehdit mi etseydi? Son seçeneği önüne çıkan kim varsa öldürmek olarak belirledi. Birbirinden farklı üç seçenek ama hepsi başka sonuçlara gidiyordu.  ‘’Kurallardan haberim var. Asalar sesi bu köye krallık askerlerinin geleceğini zannetmiyorum hele ki savaş arifesinde. Sabahleyin yola çıkacağım sadece geceyi geçirmek için istiyorum’’ dedi. Hancı olumsuz bakış attı. Yabancı ‘’Pansuman yapacak tanıdığın biri var mı?’’ dedi. Hancı bakışlarını kadına yöneltti. Kadın ile Yabancı ilk kez göz göze geldiler. Yabancı ayağa kalktı ve yarılmış kanamakta olan yeri gösterdi, kaşlarını gösterdi. ‘’Halledebilecek misin?’’  diye sorarken Kadın ‘’Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışırım’’ dedi. Yabancı soru sormadan Hancı ‘’Yarık 7 demir kaşlar için 3 demir toplamda 15 demir alırım’’ dedi. Yabancı itiraz etmedi, normalde 10 demir olması gerekiyordu fakat o beş demir fazla istemişti, itiraz edecek durumda olmadığını biliyordu, işi yokuşa sürmektense onların istediğine göre hareket etmek iyiydi. Hancı tezgâhtan ayrılıp yukarıya merdivenlere çıkmaya başladı. Hancı işareti ile Yabancı yerinden kalmış ve onu takibe koyulmuştu, üst katta ki sağdan ikinci odanın kapısını açtı ve sandalyeyi gösterdi.

‘’Oraya otur birazdan Yamir’i göndereceğim’’ dedi. Yabancı sandalye oturmadan önce odada ki yatağı kendisine doğru çekti arada boşluk oluşturdu. Pencereyi açıp arasına odun sıkıştırdı. Açık olan kapıyı kapattı, iki adım kapının soluna geçip belinde ki kamasını çıkardı ve sırtını duvara yaslayıp beklemeye koyuldu.

Keskin kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Seramentler 1.Sezon 5.Bölüm

Kelime Sayısı:1104

5 Bölüm

 

Kızıl Kan VS Xed

 

Kızıl Kan uzun zamandır uyutulduğundan dolayı güçleri yeni yeni yerine geliyor. Uzun zamandır güç birikmesi olmuştu.  HH-35 onun yüzüne yumruğunu indirdi. Kendisinden daha iri ve kaslı Kızıl Kan yumrukları zarar veremiyordu. Onu sersemletmişti fakat durduramamıştı. Son yumruğu attığında Kızıl Kan onun yumruğunu yüzüne gelmeden önce yakaladı. Ağzını açtı ve uzun dişlerini gösterip ‘’Reyt!’’ diye bağırdı. Ağzından çıkan tükürükler HH-35 yüzüne dağılmıştı.  Simsiyah bedeninde gözlerinin etrafından burnuna ve oradan çenesinden biten yüzünde kızıllık vardı. Yumruğunu yerine doğru ittirdi. HH-35 geriye doğru düşmek üzereyken durdurmuştu kendini. Kızıl Kan onun dengesini kaybettiğini fark edip tekmesi ile onu birkaç metre geriye attı. HH-35 olduğu yerden kalktı kolundan çıkan makineli ile ona ateş etti. Zırh delici mermiler Kızıl Kan’ın bedenine isabet edip sekiyordu çizik bile atamamıştı. Kızıl Kan masalardan bir tanesini olduğu yerden söküp HH-35 üzerine fırlattı üzerine gelen masayı yere vurdurarak kurtuldu. Başını kaldırmaya fırsat bulamadan Kızıl Kan yumruğu yapıştırdığında onu duvara mıhladı. Duvar içine geçti, HH-35 sıkıştığı yerden kurtulmaya çalışırken Kızıl Kan boynundan yakaladı ve yere çaldı. HH-35 ayağa kalkmasına izin vermeden sırtına ayağını bastı.  Başını yukarıya kaldırıp ellerini geriye doğru açtı.  ‘’Yehyehyeh’’ diye güldü ve kafasını yerde ezdi.  Kızıl Kan odadan dışarıya çıktığında askerler durmuşlar nişan pozisyonu almışlardı. Kızıl Kan kafa kesme işareti yaptı.

 

 

Laboratuvar evine 15 dakikalık uzaklıkta idi. Eski Sovyetler döneminden kalma apartmanda Canan ile birlikte oturuyordu. Arabası normalden daha hızlı kullanarak kırmızı ışık kuralına uymadan evine ulaştı arabasını park etti. Koşarak arabadan ayrıldı ve zile bastı. Canan kim olduğunu sorduğunda Tarık aceleyle ismini söylemişti. Kapı açılır açılmaz içeriye girdi, asansöre bindi ve altıncı katın düğmesine bastı. O sırada ellerini asansöre vuruyor acele ile dışarıya çıkmak bir an önce Canan’a ulaşmak istiyordu. Bugün evde olduğu için çok şanslıydı. İyi ki bugün orada yoktu. Onun ölmesini kaldırabilecek durumda değildi. Asansör durduğunda kapıyı açtı, evinin önüne geldi kapıya ardı ardına Canan açana kadar vurdu. Canan bir süre sonra kapıyı açtığında ‘’Ne oldu? Anahtarın vardı’’ dedi. Tarık elini cebine attı. Anahtarı cebindeydi fakat telaşla farkında olmamıştı. Tarık onu geçip odanın ortasına geldi masanın üzerinde Seramentlerle ilgili defterleri aldı.  Tarık ‘’Çıkmamız gerek’’ dediğinde açık kapıdan içeriye bir kadın giriş yaptı. Tarık ve Canan kadına bakmışlardı. Deri pantolon ve deri ceket giyen kadın siyahlara bürünmüştü. ‘’Adım Savaşçı Xed karşıki odada kalıyordum laboratuvarda olanları duydum sizi araştırmalarınızı tamamlamak için Moskova’ya kadar eşlik edeceğim.’’ Dedi. Tarık

 

‘’Türkiye’ye gitmeliyiz’’ dedi. Xed ‘’Hayır önce Moskova’ya gitmeliyiz’’ dedi. Tarık ‘’Hayır Türkiye’ye gitmeliyiz.’’ Dedi. Xed ‘’Sebebini öğrenebilir miyim?’’ diye sordu. Tarık ‘’Sebebini açıklayamam’’ dedi. Xed ‘’Size Moskova’ya eşlik edemem Türkiye’ye de gitmenize izin veremem. ‘’ dedi. Tarık ve Canan’ın yapacağını bir şey yoktu. Xed söylediğini kabul ettiler. Xed önden çıkarak Tarık ve Canan onu takip etmesini bekledi. Canan ‘’Ne yapacağız?’’ diye sordu. Tarık ‘’Moskova’ya gitmekten başka çaremiz yok’’ dedi. Konuşmaları Türkçe idi fakat Xed oldukça iyi Türkçe biliyordu yine de onlarla hep Rusça konuşuyordu. Türkçe bildiğini belli etmek istemiyordu. Canan ve Tarık’ın başka seçeneği olmadıklarını iyi biliyorlardı, onun sözünü dinlemezlerse öldürülebilirlerdi bile. Xed ve onlar birlikte dışarıya çıktılar. Şehirde savaş alarmı çalmaya başladığında birbirlerine baktılar. Tarık ‘’Bu kadar çabuk olacağını bilmiyordum. Canan ‘’Birisi bana neler olduğunu anlatabilir mi?’’ diye sordu. Xed arabasına doğru ilerlerken Tarık ve Canan onu takip ediyordu. Kapısını açtı ve içeriye oturdular. Xed arabayı kullanmaya başladığında Tarık’taki telaş halen gitmemişti. Tarık

 

‘’Canan bir kaza yaşandı ve Kızıl Kan serbest kaldı.’’ Dedi. Canan konuşmak istedi fakat Tarık onun yüzüne baktı. Bir şey söylemedi. Xed yanında soru sormak iyi değildi. İkisi de arka koltuğa oturmuşlardı. Birbirlerinin ellerini tutarak yüzlerini ve omuzlarını birbirlerine dönerek bakıyorlardı. Canan ‘’Ne olacak şimdi?’’ diye sordu. Tarık ‘’Acilen Moskova’ya gidiyoruz orada neler yapacağımıza karar vereceğiz’’ dedi. Tarık aslında ilk Türkiye’ye oradan da başka bir yere gitmeyi düşünüyordu. Ruslar onun peşini bırakmayacaklar Kızıl Kan tekrar yakalanmaya uğraşılıp deneyler yeniden başlatılacaktı. Arabayla giderken her şeyi geride bıraktıklarını düşünmeye başlamışlardı. Geçtikleri otobüsün üzerine sıçrayan Kızıl Kan’ın bağırış sesini duyana kadar. Oradan çıkmayı başarmıştı. Xed ‘’Ön tarafa gel Tarık arabayı kullan’’ dedi. Direksiyonun yanında ki radyo konsolunda ayarları açtı. Arabayı otomatik sürücüye aldı ve türünü agresif sürücü moduna getirdi. ‘’Araba otomatik kullanılacak ama başında olman daha iyi olur.’’ Dedi. Tarık ‘’Sen ne yapacaksın?’’ diye sordu. Xed ‘’Ben onu yavaşlatacağım.’’ Dedi. Arabanın camını açtı ve kendisini arabanın üzerine çıkardı. Tarık ön koltuğa geçti. Xed tavana çıktığında belinde ki tabancayı çekti. Kızıl Kan ve Xed göz göze geldi. Xed ikinci tabancasını çekmişti. İki elinde Formula A mermili tabancası vardı. Bu mermiler Kızıl Kan’ı öldürmeye yetecek güçlü değillerdi. Ruslar işini yarım asırdır işini çok iyi yapmasına rağmen henüz Kızıl Kan’ın sahip olduğu teknoloji halen sahip değillerdi.

 

Bazen Osmanlı’nın durdurulmasına seviniyorlardı. Kızıl Kan ‘’Reyt!’’ diye bağırdığında Xed silahlarını onun kafasına doğrulttu ve ateş etmeye başladı. Formula A mermileri onun hızını yavaşlatmak ve içinde Serament kan basıcını azaltıp durdurmakktı. Kızıl Kan ancak bu yöntemle tekrar uyutulabilirdi. Formula A mermileri kendisini yenileyebiliyordu. Xed onu yavaşlatıp yavaşlatamayacağını merak ediyordu. Mermiler çok hızlı gitmeye başladı ve onun başına çarpmaya başlamıştı. Beyaz dumanlar çıkıyordu. Kafası bir saniye olmadan görünmez olmuştu dumanlar yüzünden. Xed baştan nişan alıp hiç kaydırmadığı için mermilerini hep aynı noktaya gönderdi. İki silahında toplamda 16 mermiyi üç saniyeden biraz uzun sürede boşaltmıştı. Silahının dolup pimini kaldırdı. Yerinden zıplayıp otobüse yöneldi. Havaya kalkınca dizlerini karnına çekti, elleri ile ayaklarını kaplayıp havada döner top haline gelmişti. Kızıl Kan kafasında ki dumanı ötelemeye çalışırken Xed hiç ona bu kadar yakın olmamıştı. Ona yaklaşmak ölüme yaklaşmak gibiydi. Kızıl Kan daha önce görülmemiş yakın dövüş yeteneklerine sahipti. Yakın dövüşte HH-35 onu durduramamıştı. HH serisinden gelen başka yarı robotlar onu durdurabilecek güçte olmasını umut ediyordu.

 

Onun arkasına geçtiğinde silahları henüz dolmamıştı, kafasında duman gidince daha da sinirlenmişti, arkasına geçtiğini anlamıştı ve arkaya dönmeden önce trafiğin içinde giden arabaya son bir kez baktı. Xed tabancalarını dolduğunda bu sefer mermilerini sekizini bir ayağına sekizini diğer ayağına sıktı. Kızıl Kan arkasına döndü ve ayaklarını baktı. Simsiyah bedeni kafası ve mermi yiyen ayaklarını kırmızıya dönmüştü. Kan basıncı azalmıştı. Mermiler onu durduramasa da garip bir şeyler olduğunu hissetmişti. Mermilerinin hepsini sektirdiğinden emindi yine de tuhaf şeyler hissediyordu. Xed geriye çekildi, Kızıl Kan ona doğru hareket etmek için ilk adımını attı, yavaşlamıştı ve bacaklarında sızı vardı. Formula A mermilerinin deriye isabet etmesi gerekmezdi zaten Kızıl Kan tek katmanlı sertleştirilmiş eğimli Serament zırhı işleyebilecek mermi varsa da Ruslar bilmiyordu. İkinci adımını attığında yumruğunu savurdu, Xed onun yumruğunu yememek için bedenini eğip yumruğunun üzerinden geçmesini sağlamıştı. Yumruğun rüzgarını bile hissetmişti Xed. İkinci hamleyi yaptığında Xed zıplayarak bu sefer yumruğunun üzerinden geçti Kızıl Kan onun bu saldırı atlatacağını biliyordu, diğer eli ile onu havada yakaladı. Onu otobüsün üzerine vurdu. Xed otobüsün tavanını delip içine düştü. Hemencecik ayağa kalktı. Bu tarz saldırılardan kolay etkilenen kadın değildi. Ona gününü göstermeliydi. Tabancılarının dolum sesi gelmişti. Kafasını yukarıya kaldırarak ‘’Şimdi sıra bende’’ dedi.

Seramentler Hikayesi kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın